Doğum sonrası depresyon

Yazan admin | hamilelik gebelik,kadınca,psikoloji | Cuma 4 Temmuz 2008 4:28 pm

Doğum yapan her on kadından biri doğum sonrası depresyona giriyor. Yepyeni bir hastalık daha mı demeyin, hele depresyona giren anneyi hiç yargılamayın ,çünkü bu onun kötü bir anne olduğu anlamına gelmiyor. Üstelik bu durumun üstesinden gelmesi için çevresindekilerin sevgi ve anlayışına da en çok ihtiyaç duyduğu zaman …
Çocuğunuz doğmuş, herkes sizi ziyaret ediyor. insanların yüzlerinden mutluluk akıyor. ama nedense siz kendinizi hiç de o kadar mutlu hissetmiyorsunuz. Birden bundan sonra hayatınızın ne kadar değişeceği kafanıza dank etmiş, bebeğinizi ise henüz tanımıyorsunuz bile! Sonra da ani bir suçluluk duygusu: Neler düşünüyorum ben böyle diye kendinizi suçlamaya başlıyorsunuz ve gülümsemeye çalışıyorsunuz: “Yarın eve gideceğiz ve tüm duygularım değişecek … ”
Eve geldiniz ama hala daha bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkındasınız. Yeni rolünüz “anneliğe” alışabilmiş değilsiniz. Yeni bebekle sürekli ilgilenmek ve tüm ihtiyaçlarını karşılamak çok zor geliyor, üstelik dinlenmek için hiç fırsatınız yok ve her gün aynı yoğunlukla devam ediyor. Bağımsızlığınıza ne kadar düşkündünüz, halbuki şimdi küçücük bir bebeğin hizmetindesiniz. Keşke en azından bu kadar yorgun, bu kadar uykusuz olmasaydınız, belki o zaman olaylara farklı bakmayı başarabilirdiniz, Oysa artık arkadaşlarınızla bile doğru dürüst görüşemiyorsunuz, sizi tebrik için aramışlardı, ama şimdi hepsi nereye kayboldu, bilmiyorsunuz, kim bilir belki de fazla hassas davranıyorsunuz. Zaten şu sıralar her kötü giden şeyin sorumlusu¬nun siz olduğundan da eminsiniz! Bu halinizle kimsenin sizinle görüşmek istemediğini anlamayacak ne var, böylece gitgide daha çok içinize kapandınız. O zaman durun ve küçük bir mola verin, çünkü doğum sonrası depresyonu geçiriyor olabilirsiniz.
Doğum sonrası depresyonu çok yaygın bir olgu ve doğum yapan her yüz kadından onu bu depresyonla karşı karşıya kalmakta;
Anneliğin çok kutsal sayılması ve bu konuda kadınların tüm suçu kendilerinde bulmaları nedeniyle kadın bu konudaki duygu ve düşüncelerini başkaları ile paylaşmadığından, gerçek rakam aslında bundan daha fazla da olabilir.
Öncelikle içiniz rahat olsun. Doğum sonrası depresyonu geçiren bir anne kendisini çevresindeki herkesten soyutlasa, hatta bebeğinden bile uzak dursa da bu, sadece rahatsızlığının belirtilerindendir. Kadının “kötü bir anne” olduğuna delalet etmez. Her ne kadar anne ile çocuk arasındaki duygusal bağın doğumdan hemen sonra oluşması gerektiğini, yoksa bir daha hiç oluşmayacağını iddia edenler olsa da, bu kesinlikle doğru değildir. Anne ile çocuk arasındaki duygusal bağ devam eden bir süreçtir. Depresyon ortadan kalktığında annelik duyguları yaşanır ve anne çocuğuna bağlanır. Bu süreçte anne, ailesinin ve arkadaşlarının yardımına ihtiyaç duyacaktır, ancak bu şekilde bu dönemi daha çabuk ve kolay atlatabilir. Özellikle ele eşin anlayışlı ve paylaşımcı olması, durumun daha hafif geçmesini sağlar. Profesyonel yardıma ya da hekim kontrolünde antidepresan ilaçlara ihtiyaç da duyulabilir.
Doğum sonrası depresyonu yaşayan bir annenin bunu anlaması ve yardım istemesi zor olabilir. Ne de olsa hayatlarında çok fazla şey değişmiştir ve anne neyin normal olduğunu, neyin olmadığını anlamakta güçlük çekebilir. Tersliklerin kendi yetersizliklerinden kay¬naklandığını düşünme eğilimi gösterir. Gazeteler, dergiler, televizyon ve yakın çevre anne olmayı harika bir şey gibi gösterir, ancak zorluklarından pek bahsetmez. Bunun sonucunda kadınlar anneliğin “harika” bir zaman olduğunu, herkesin hemencecik ve kolaylıkla anneye dönüştüğünü düşünürler. Bu da yardım istemeyi zorlaştırır. Ne var ki, doğum yapmak çok stresi i olabilir ve anne olmak da, hayattaki her yeni rol gibi, öğrenmemiz gereken bir roldür. Doğum sonrası depresyon ne kadar erken anlaşılırsa o kadar iyi olur, çünkü tedavi yöntemleri genellikle olumlu sonuç verir.
Kendi kendinize nasıl yardımcı olabilirsiniz?
Bunun özel bir zaman olduğunu ve sonsuza kadar bu tempoda gitmeyeceğini kendinize hatırlatın. Duygularınız hakkında konuşun, özellikle eşinizi kendinizden soyutlamayın, duygularınızdan haberdar olmasını sağlayın. Eşinizin desteğinin diğer pek çok kişinin desteğinden daha iyi gelebileceğini göz ardı etmeyin. Her gün, bütün gün boyunca yalnız kalmamaya çalışın. Arkadaşlarınızı ve başka anneleri görmeye özen gösterin. Aynı süreçleri yaşamış ve atlatmış annelerin tecrübelerinden yararlanın. Size teklif edilen her türlü pratik yardımı kabul edin. Yardım isterken utanmayın veya kabul ederken suçluluk hissetmeyin. Mükemmel ev kadını olmaya çalışmayın. Evin mükemmel şekilde derli toplu olup olmadığı önemli değildir. Yapmanız gereken işleri en aza indirmeye çalışın. Mümkün olduğunca çok dinlenin. iyi beslenin. Kendinize ayırabileceğiniz zamanı asla kaçırmayın, değerlendirmeye bakın. Egzersiz yapmaya çalışın.
Doğum sonrası depresyonunun belirtileri nelerdir? Aşağıdakiler, doğum sonrası depresyonu geçirdiğiniz zaman ortaya çıkabilecek belirtilerden sadece bazılarıdır.
• Karışık, net olmayan duygu ve düşünceler
• Konsantrasyon bozukluğu
• Karar verememek
• Üzgün hissetme, mutsuzluk, çaresizlik
• Fazlaca ağlamak veya hiç ağlayamamak
• Kendini değersiz hissetme
• Ruh halinin sıkça değişmesi •Suçluluk hissetmek

Doğum sonrası depresyonu konusunda en fazla riske kimler maruz kalır?
Doğum yapan herkes doğum sonrası depresyonu yaşayabilir. Ancak, bazı durumlarda daha fazla riske maruz kalabilirsiniz:
• Daha önce depresyon yaşadıysanız,
• Doğum yapmak size çok zor geldiyse veya sizin için çok travmatik ve acılı geçtiyse,
• İlişkinizde sorun yaşıyorsanız,
• Hayatınızda daha başka zorluklar varsa,
• Size yardım edecek aile ve arkadaşlardan ayrı kalmışsanız veya çevrenizden izole edilmişseniz,
•  Kendi anneniz size yardım etmek üzere yanınızda değilse.
Ancak, bu sorunlarla karşılaşan herkes doğum sonrası depresyonu yaşayacaktır demek değildir.

Arif Verimli Şöhret Olma Tutkusu ve Gençleri Yorumluyor

Yazan admin | psikoloji | Cumartesi 7 Haziran 2008 7:05 pm

Son yıllarda medya tarafından sunulan tiyatro, ses ve müzik yarışmaları çok büyük reytingler almakta ve gençlere emeksiz, kolay yoldan şöhret ve ün sahibi olmayı vaad etmektedir

Doğada var olan bir kural vardır ki; o da güçlü olma arzusu ve güçlü olma isteğidir. Güç sahibi olma canlılar tarihinde ve ayrıca insanlık tarihinde her zaman var olan bir bilinçaltı mekanizmadır. Güç sahibi olmak ise 3 şekilde mümkün olabilir. Ya çok zenginsinizdir, ya politika yaparak kitleleri peşinizde sürüklersiniz ya da şöhretli olarak sanat yaparak …
Son yıllarda artan trend özellikle gençler arasında şöhret peşinde olmaktır. Şöhretli olmak, tanınmak, kitleleri ve medyayı peşinden koşturmak global dünyaya entegre olmaya çalışan ülkemiz gençleri arasında da çok büyük sıklıkla rastlanılan bir istektir. Ancak ülkemizde istek boyutunu da aşarak bir hırs ve tutku halini almaya başlamıştır.
Son yıllarda medya tarafından sunulan tiyatro, ses ve müzik yarışmaları çok büyük ratingler almakta ve gençlere emeksiz, kolay yoldan şöhret ve ün sahibi olmayı vaat etmektedir. Halbuki halkın takdirini kazanmak, doğru dürüst ve dünya standartlarında sanat yapmak bir kalite, eğitim ve emek işidir. Uzun ve meşakkatli bir yol gerektirir. Oysaki rating uğruna insani değerlerin ezildiği emeksiz bir şekilde bütün Türkiye’nin konuştuğu manşetlerden ve televizyon programlarından inmeyen programlar peş peşe hazırlanmıştır. Yılların sanat yapan bu uğurda pek çok emekler veren sanatçıları unutulmakta daha dün bir yarışmayla tanınan ve çok büyük kitleleri peşine takan yarışma sanatçıları oluşmaya başlamıştır.
Elbette ülkemizin koşulları herkese her istediği meslekte başarılı olmayı ve istihdam sağlamayı mümkün kılmamaktadır. Beklide gençlerimizin böyle programlarla kısa yoldan başarıyı seçmeleri kendi mantıklarınca doğrudur. Ama yinede ne olursa olsun özellikle yapımcı programların gençlerin şöhret he¬veslerinden sömürürcesine yararlandıkları açıktır. insani değerler ezilmekte yarışmaya katılan on binlerce kişiden sadece 10-20 şöhret çıkmaktadır. Peki kalan on binlerin ruh halini düşünen var mı?
Bir de millet olarak çok çabuk seven çok çabuk da silebilen bir yapımız var. işte bu kısa yoldan şöhret hevesi acı yüzünü burada ortaya çıkarmaktadır. Bir gün önce el üstünde tuttuğumuzu, sen bizim her şeyimizsin dediğimizi bir sonraki gün unutabiliriz. (Türk halkı bileğinin hakkıyla sanat yapan hiçbir sanatçıyı unutmamıştır.) işte bu durumda o geçici şöhret öyle bir boyuta gelir ki genci depresyona, kimlik bunalımına, davranış bozukluklarına, alkol ve madde kullanımına, öfke, özgüven eksikliği ve panik bozukluğa, akut stres bozukluğuna, yetersiz kişilik gelişimine ve hatta intihara kadar gidebilen bir psikiyatrik bozukluklar silsilesi içerisine sokabilir. Peki bunun hesabını kim verecek?
Yarışma programları o kadar akıllıca davranıyorlar ki; katılımcılara imzalattıkları sözleşmeler gencin hak aramasının da yolunu tıkıyor.

 

Prof Dr Arif VERİMLİ

Doğal Denge

Yazan admin | psikoloji | Cumartesi 7 Haziran 2008 2:29 pm

Doğal Denge
Hayatın her döneminde insanların mutlu, huzurlu ve sağlıklı yaşamaya hakları vardır; istenen ve olağan olan da budur. Ama, ne yazık ki, gerek doğuştan gelen nedenlerle gerekse bebeklikten yaşlılığa yaşamın her adımında karşılaşılan ve yaşananlarla bu doğal denge bozulabilir. Hayat: insanın hem kendisi hem de çevresindekiler için bazen kısa süreliğine de olsa kaygı verici bir duruma gelebilir. Bu durumun atlatılmasında kişinin çevresinde onu seven, ona güven veren insanların.bulunması büyük bir şanstır. Acı, kaygı ya da üzüntü verici  durumun devam etmesi, kişisel ilişkilerin, toplumsal hayatın yaşanmasını zorlaştırıyorsa; ,bu zorluklar gerek o kişinin kendi çabası gerekse onu seven insanların ilgisiyle aşılamıyorsa “ruh sağlığı” ve “doğal denge” alanında çalışan kişilerin “psikolojik desteğine ihtiyaç duyulur.Aşılması gereken zorluklar ister kısa süreli bir süreçte olsun, ister uzun süredir yaşanılan bir durumda olsun bir bilen ile, bir “psikolog” ile görüşülmelidir. Mesleğiniz, yaşam biçiminiz hangi düzeyde olursa olsun, bir psikologun dost eline uzanmak size (ya da gereksinme duyanlara) DOGAL DENGE’ yi yeniden kazandıracaktır.

Zorluklar yaşamıyor olsanız bile “doğal denge”nin özünü öğrenmek hayatı sevmenizi sağlayacaktır.

Erkeklerin eşlerini aldatma psikolojisi

Yazan sarp | erkekçe,kadınca,psikoloji | Çarşamba 4 Haziran 2008 1:29 pm

Erkeklerin eşlerini aldatma psikolojisi

Erkekler cinsel isteklerini kontrol etmekte zorlanırlar. Konu sadakat olunca erkekler potansiyel suçlu kabul edilir. Çünkü erkeklerin eşlerini aldatma oranı kadınlara göre kat kat fazladır.

Bunun temel nedeninde kadın ve erkek arasındaki farklardır. Biz bu farkı burada gizli psikoloji
yönünden altyapısını inceleyeceğiz. Sorunun temeline gitmeye çalışacağız.

Bir siteden (“http://www.buldun.com/bayanlara/795/“) aldığım magazin(BÖCEK) vari şu cevaplara önce bir bakın :
Ama bunun gerekçeleri nedir? Peki erkek neden aldatır…? İşte cevaplar…
” O oradaydı…”
Bazı erkekler için “bugün ve burada” olayı çok önemli. Erkeklerin çoğu ne yazık ki kararı hızlı ve ani verip, yaptıklarının sonucunu düşünemiyor. “Yaşandı, bitti” psikolojisi çok yaygın ama ne kadar geçici bir duygu olsa da sonuçta yanlış adım atılıyor. Tesadüfen ayaklarına gelen bir şansı hiç bir erkek reddetmez. Kadın avına çıkmış olmasa da, seksi bir teklife kimse hayır demez.

” Sarhoştum ”
Erkeklerin aldatma sebepleri arasında alkolün rolü hiç de küçümsenecek gibi değil. ” aldatmayı asla düşünmüyordum ama arkadaşlarımla bir partiye katıldığımda bardaki kızlardan biri bana kafayı takmıştı. Onu geri çevirmedim ama eğer sarhpş olmasaydım bunların hiçbiri olmayacaktı. Bir kere hata yaptım ama bu hatayı tekrarlamak istemiyorum”.

” Nasıl olsa bitecekti…”
Bazı erkekler için aldatma ilişkinin iyi gitmediğinin işareti. “Kız arkadaşımı aldattım mı ? Demek ki onu gerçekten sevmiyorum ve hemen o ilişkiyi noktalıyorum.”

“Aldatmak mı, çok doğal…”
Bazı erkekler aldatmayı çok doğal karşılıyorlar.”Erkeklerin cinsel açıdan değişik tecrübeler yaşamaya ihtiyaçları var. Bundan dpğal bir şey var mı?”

“Macera yaşamayı seviyorum…”
Yalanlar, gizli buluşmalar, gün ortasında hızlı seks kaçamağı… Bu tür olayların bambaşka bir heyecanı var ve bu heyecan yasak aşklara özgü. Yasak aşk yaşayan erkeklerin çoğu inanılmaz, başka bir olayda asla bulunmayan bir duygudan bahsediyorlar. “İlk adım atıldıktan sonra, arkası kendiliğinden gelir ve ilişkini mahvetmeden duramazsın”.

“Çünkü farkına varmıyor”
“Arkadaşlarımdan biri eve bir kadın getirmişti ve onunla yataktayken kız arkadaşı onları yakaladı. Arkadaşım durumu çok kolay kurtardı. Rakip firmanın bazı sırlarını elde edebilmenin tek yolunun o kadının yatağından geçtiğini anlatıp, sevgilisini aslında kendini feda ettiğine inandırdı”. Bu işi yapabilen erkekler kadınların ruhunu çok iyi tanıyorlar. Aldatılan bir kadın asla bunu kabul etmek istemiyor ve gerçek yerine en uçuk yalanları bile yutmaya hazır oluyorlar.
 
EVET ŞİMDİ SORUNUN TEMEL NOKTASINA (psikolojisine) İNMEYE ÇALIŞALIM;

ALDATMA İŞLEMİNİ CİNSELLİK OLARAK ALGILAYIP BU YÖNDE BİR AÇIKLAMA YAPALIM;

Evet erkekler neden daha çok aldatır kadınlar neden daha çok güven ararlar ;
ÖNCE insanlar ne için yaşarlar ne isterler ? Bu soruyu kendimize bir soralım ve cevaplayalım ben diyorumki mutlu olmak için yaşarlar ve ölümsüz olmak isterler.

Peki insanlar mutlu olabilir ama ölümsüz olabilirlermi? Hayır ölümsüz olamazlar. Peki bunu için ne yaparlar? Gen aktarımı yani çocuk dünyaya getirirler. Çocuğu olan insanın herzaman dünyaya yeniden gelmiş duygusunu hisseder.

Evet bütün buraya kadar hem fikirsek devam edebiliriz. Peki ölümsüzlüğü gen aktarımına yani çocuğa endeksledik. Peki şimdi şöyle bir hesap yapalım.
Normal bir kadın hayatı boyunca kaç tane çocuğa sahip olabilir?
Normal bir erkek hayatı boyunca kaç tane çocuğa sahip olabilir?

Kadın için; 15 ile 45 yaşları arasında doğurganlık yapabildiğini düşünürsek 30 sene boyunca
 Max 30 çocuk yapabilir diyorum:

Erkek içinse; 16 ila 66 yaş 50 sene çarpı* 365 gün çarpı* günde 3 kadın biraz abartılı oldu  binlerce çocuğu olabilme imkanı vardır.
Dolayısıyla buradaki kadın ve erkek psikolojisini irdeleyelim.
Kadın o yüzden sahip olabileceği sınırlı olduğunu içgüdüsel bildiğinden anaçtır yuvasını ve ailesini özellikle çocukları çok fazla koruma içgüdüsü ile yaşar
Erkek ise bu noktada olaylara çok rahat bakar ve kadının beklediği evcil tavırdan çok uzaktır.
Ama ürünlerinin korunması hoşuna gider. Yani aldatan erkekin eşini sevmediği anlamına gelmez ve ailesinin korunmasına özen gösterir.
 SONUÇ ERKEKLER EŞLERİNİ KADINLARA GÖRE ÇOK DAHA KOLAY ALDATIRLAR AMA BU EŞLERİNİ SEVMEDİĞİ ANLAMINA GELMEZ.
Eh bişeyler yorumlamak isteyen varsa buyursun.Şimdilik bu kadar…

 

eşler arasındaki sorunlar ve çözümleri

Yazan admin | evlilik,genel,psikoloji | Cumartesi 24 Mayıs 2008 11:23 pm

evli insanlar ne kadarda uzun flört dönemi olursa olsun evlilik sorunları yaşamaktadırlar. peki evli insanlar ve eşler birbirlerine nasıl davranmalı ve evliliklerini nasıl kurtarmalıdır veya kurtamalımıdır?

Bu sorunun temeline inilecek olursa insan oğlu bencildir ve bencil olmak zorundadır ve iyi evlilik ise insanların ortak noktalarının veya beklentilerinin çakışması ve 5 duyu organını tatmin ile mümkündür .

Yani açıklamak gerekirse, koku alma 1 eş kendisine güzel kokuyormu? 2 görsel özellikleri? 3 ten uyumu ve cinsellik !!!? 4 tad koku ilel endeksli? 5 sesi konuşması tonu ve beyin fikir uyumu!!

bunların 1 yada bir kaçının uyuşması evlilğin sürdürme sebebi olabilir. Bide evlilikte güven duygusu özellikle kadınlarda mevcut olup her şeye katlanma şeklinde ve artı örf adet ve kişisel psikoloji.

Çok zor bi konu olduğunu düşünseniz bile prensipte herşey basittir.

Ne istediğiniz imkanlarınız, düşünceleriniz evliliğin ve hatta hayatın temel prensiplerini oluşturur. Ne istiyorsan onu elde etme imkanın vardır. Bu sana ilahi güç tarafından zaten verilmiştir.  

evet biraz güncel ve dünyevi bahsedecek olursak ; bence evlilik bir şirkettir ,Nasıl şirket çelışanları ve şirket fedakarlık yapmka zorunda ise sizde evliliğinizde okadar fedakalık ve okadar istekli olmalısınız.

bence bu konu çok çeşit evlilik ve evlenme şekli ve olaylarına bağlı bir konu

sorunlarınızı burada yorumlayabilirseniz evliliğiniz ve daha önemlisi hayatınız için birlikte paylaşıma hazır insanların olduğunu bilmelisiniz..

« Onceki