güven

Yazan nil | genel, psikoloji | Çarşamba 26 Ağustos 2009 4:36 pm

İNSAN SEVDİĞİNE , SEVDİKLERİNE NE KADAR GÜVENMELİ SİZCE ?

BİR OLAYDA ONLARIN SÖZÜNE Mİ, YOKSA GÖZÜNÜN GÖRDÜĞÜNE Mİ İNANMALI

DÜŞÜNDÜRÜCÜ Bİ SORU BEN ÇIKAMADIM SİZLERİNDE DÜŞÜNCELERİNİ BEKLİYORUM

Erkek olmanın tehlikeleri

Yazan sarp | erkekçe, evlilik, psikoloji | Perşembe 28 Ağustos 2008 9:44 am

Zordur erkek olmak. Ama bunu bilmezler kendileri bile. Çünkü sürekli bir baskı ile büyümüşlerdir. Erkek adam aÄŸlamaz. Erkek adam ekmek getirir. Erkek adam olmak acaip biÅŸeydir. AÄŸlamaz erkek adam, ama okadar da saÄŸlıklı biÅŸeydirki aÄŸlamak, ama yapamaz bunu. ÇoÄŸu kadınlarda bilmez bunu erkek getirsin etsin yapsın ödesin de, bi sor adama nasılsın hayat nasıl gidiyo bi ihtiyacın varmı yapabileceÄŸimiz biÅŸeyler gibi sözler gerekir zaten bunu yapabiliyorsa kadınlar evlenilecek kadınlardır onlar. PaylaÅŸmak lazım hayatı sevmek lazım. PaylaÅŸmıyorsa insanlar özellikle evliler zaten o iliÅŸkide sorun vardır. Benim erkek olmanın tehlikeleri adı altında böyle bir yazı yazmamın sebebi biraz olsun düşündürmektir insanları, kadınları ve erkekleri……. Yorumu olan?

insanlar mutsuz

Yazan sarp | Politika, psikoloji | Salı 26 Ağustos 2008 1:31 pm

Ya bakıyorumda çevreme mutlu insan göremiyorum. Herkes mutsuz bir dokun bin ah işit. Ne kadar tuhaf bişey bu mutluluk olayı , ya herşeyi var adamın, değerini bilmiyomu ne anlamadım ki; Bu gün düşünün etrafınızda kimse yok, ne kadar kötü bir şey. Diyelim zengin oldunuz, ev araba yat kat falan bunları göstereceğiniz kimse yok , ozaman ne anlamı kalırki. İnsanlar farkında değiller zenginliklerinin anın tadını yaşamıyorlar artık. Kimisi geçim derdinde kimisi aş kimisi çocuk kimisi eş kimisi para. Sağlık en önemliside başa gelmiyince anlaşılmıyor tabi. İnsanlar ölüyor, 20 li yaşlarda anlaşılmıyor bu. a ölmüş. Belli bir yaştan sonra ölümle tanışmaya başlıyor insan. O zaman çevrende sevdiklerin hızla azalmaya başlıyor. Ya böyle bir şey yaşamak. Hayattan çok fazla birşey beklemek yanlış. Hayattan tat çıkartmak lazım. Çilek yerken tadına varmak lazım. Problem değil çözüm üretmek ve olumlu bakmak lazım. Ama biz Türk Milletinin bir sorunu ; fazla ses çıkartmıyoruz. Bizi de yönetenler bundan istifade her kanunu geçiriyorlar.

Ya bir ülkede hiç mi insanlar bağırmaz. BASTIRILDIK biz. Her yönüyle, cehaletiyle, ekonomisiyle, ……iylede, iyle.  

dul kadın arayanlar ve dul kadınlar

Yazan admin | cinsellik, erkekçe, kadınca, psikoloji | Pazartesi 25 Ağustos 2008 10:13 pm

Blog yorumun farkettiği bir konu dul kadın arayan erkekler,

Erkekler neden dul kadın ararlar, bizce bunun sebebi cinselliklerine güvenen erkeklerin zengin ve varlıklı dul kadın aramaklarından kaynaklanmasıdır. Dul kadın sorumluluk gerektirmez çünkü onu sahiplenmezler erkekler, ( erkekler her zaman sorumluluktan kaçmak isterler ) zordur erkek olmak, kadınlar gibi güçlü değillerdir aslında. Bu yüzden ararlar dul kadın ve hatta zengin olsun. Ama cinsel güdü ve işlevlerinin iyi olduğunu düşünüyorum bu insanların. Siz dul iseniz ve dul kadın arayan bir erkekseniz bence burada paylaşmalısınız. Dul kadınlarda kendilerini sahiplenecek erkek isterler, işte burda yazın bakalım dürüstlüğe giden yol doğru yoldur.  

Presenteeism (presenteizm) hastalığı nedir?

Yazan sarp | insan kaynakları, psikoloji, sağlık, yöneticiler | Pazartesi 4 Ağustos 2008 10:59 am

Presenteeism hastalığı nedir?

Presenteeism kendisi işte olup aklı bambaşka alemlerde olma, iş performansını gösterememe durumudur.
Sebepleri ise aşırı iş yükü, işsiz kalma korkusu,  kararlara verme yetkisinin olmaması veya yöneticisinin desteğini alamama duygusu veya işkolik olmak.
Bu durumun şirketlere ciddi maliyetleri söz konusudur ve insan kaynakları ve üst düzey yöneticilerin değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Bu presenteizm hastalığının sebepleri ise ;

1.) Tükenmişlik duygusu (amaçlara ulaşmak için fiziksel ve psikolojik kaynakların tükenmesi)

2.) Fiziksel sorunlar ve sağlık sorunları (fiziksel sıkıntılara  hastalıklarına bağlı yetersiz performans)

3.) Ruhsal problemler  (kaygı, depresyon, odaklanma problemleri, konsantrasyon güçlükleri)

4.) İşeyerindeki çeşitli baskılar (şirketin politikası, kafası uyuşmayan çalışma arkadaşları, üst yöneticilerle yaşanan sıkıntılar, performans ve verimlilik konularının göz ardı edilmesi, stres yaratır.Konsantrasyonu ve yaratıcı düşünceyi köreltir.)

5.) Özel hayattaki baskılar ( ulaşım, ev ortamı, çocuk, yaşlı veya bağımlı bakımı, evlilik ve ilişki güçlükleri, finansal problemler, işyerinde tam kapasite çalışmaya engellerdir.)

6.) İşe olan bağlılık ( Aylak olma durumu, özel işlerine yoğunlaşma, şirket politikası,kültürü veya kararlarından memnuniyetsizlik olma durumu ve benzeri sebeplerle tam kapasite çalışmama durumudur.)

Türkiye pek bilmiyor.
Presenteeism, dünyada ve Türkiye’de de bir problem olarak iş piyasalarını tehdit ediyor.Türkiye’de presenteizmden kaynaklanan sorunlara karşı tam anlamıyla bir bilincin oluştuğunu söylenemez.Grip aşısı, motivasyonu artıracak eğitimler ve uygulamalar, uygun bütçe ( geçim standardını oluşturmak), esnek çalışma saatleri ve sağlık problemlerine karşı uygulamalarla bu presenteizm aşılmalıdır.

Çocuklarda kişilik duygusunun gelişimi

Yazan admin | anne ve bebek, psikoloji | Cuma 18 Temmuz 2008 12:29 am

KİŞİLİK DUYGUSUNUN GELİŞİMİ
Yaklaşık 18 aylıkken çocuğunuz kendisini bir birey olarak algılamaya başlar. Kendini adıyla takdim eder, fotoğraflarına bakmaktan zevk alır. Bu aylardan sonra kendi yaşamında daha çok söz sahibi olmaya başlar ve isteklerini, kişiliğini sık sık ortaya koyar. Bu aşamada bazı şeyleri kendi kendisine yapmasına izin vererek kişiliğinin gelişmesine yardımcı olabilirsiniz.
Özgür olması için yüreklendirin.
• İşleri onun için kolaylaştırın. İki yaşından sonra, sahip olduğu şeyleri düzenleyerek onlarla kendisinin ilgilenmesini sağlayın. Kendi kendine giyip çıkarabileceği giysiler alın, lavaboya basamak koyarak elini yüzünü yıkamasını sağlayın. Paltosunu asabilmesi için alçak askı koyun.
• Size yardım etmesini isteyin. Bu dönemde “yardım etme” bir görev deÄŸil oyundur. AlışveriÅŸ torbalarını açmak, sofrayı kurmak, mutfağı süpürmek gibi basit iÅŸlerde size yardım ederken çocuÄŸunuz, bir iÅŸi baÅŸarma ve aile yaÅŸamında etkin rol alma duygusunu yaÅŸayacaktır.
• Kendi kendine kararlar vermesine izin verin. Basit kararları almasına fırsat tanırsanız, çocuğunuz kendi yaşamını denetleyebilme duygusunu tadabilir. Bırakın giymek istediği gömleği kendisi seçsin, odasını kendi yerleştirsin ya da gezinti yapacağınız yeri o belirlesin.
Çocuğunuza özel biri olduğunu hissettirin.
 Tüm çocuklar gibi sizinki de kendisinin özel biri olduğunu, onu sevdiğinizi bilmek ister. Bu, onun duygusal açıdan güçlü olmasını ve evden uzak kaldığında iki ayağı üzerinde durabilmesini sağlar. Ona özel biri olduğunu göstermenin birçok yolu vardır:
• Onu sevdiğinizi sık sık belirtin. Onu kucaklamayı ya da öpmeyi unutacak kadar işe boğulmayın.
• Duygularına saygı gösterin ve gereksinmelerine karşılık verin. Kendini kötü hissettiÄŸinde aÄŸlamak ve rahatlatılmi(lk ister. Ona, “Bebekler gibi aÄŸlama” demek yanlıştır.
• Ulaştığı her yeni başarıyı överek ilgi gösterin.
• Sizinle konuşurken onu ilgiyle dinleyin.

Doğum sonrası depresyon

Yazan admin | hamilelik gebelik, kadınca, psikoloji | Cuma 4 Temmuz 2008 4:28 pm

DoÄŸum yapan her on kadından biri doÄŸum sonrası depresyona giriyor. Yepyeni bir hastalık daha mı demeyin, hele depresyona giren anneyi hiç yargılamayın ,çünkü bu onun kötü bir anne olduÄŸu anlamına gelmiyor. Üstelik bu durumun üstesinden gelmesi için çevresindekilerin sevgi ve anlayışına da en çok ihtiyaç duyduÄŸu zaman …
ÇocuÄŸunuz doÄŸmuÅŸ, herkes sizi ziyaret ediyor. insanların yüzlerinden mutluluk akıyor. ama nedense siz kendinizi hiç de o kadar mutlu hissetmiyorsunuz. Birden bundan sonra hayatınızın ne kadar deÄŸiÅŸeceÄŸi kafanıza dank etmiÅŸ, bebeÄŸinizi ise henüz tanımıyorsunuz bile! Sonra da ani bir suçluluk duygusu: Neler düşünüyorum ben böyle diye kendinizi suçlamaya baÅŸlıyorsunuz ve gülümsemeye çalışıyorsunuz: “Yarın eve gideceÄŸiz ve tüm duygularım deÄŸiÅŸecek … ”
Eve geldiniz ama hala daha bir ÅŸeylerin yolunda gitmediÄŸinin farkındasınız. Yeni rolünüz “anneliÄŸe” alışabilmiÅŸ deÄŸilsiniz. Yeni bebekle sürekli ilgilenmek ve tüm ihtiyaçlarını karşılamak çok zor geliyor, üstelik dinlenmek için hiç fırsatınız yok ve her gün aynı yoÄŸunlukla devam ediyor. Bağımsızlığınıza ne kadar düşkündünüz, halbuki ÅŸimdi küçücük bir bebeÄŸin hizmetindesiniz. KeÅŸke en azından bu kadar yorgun, bu kadar uykusuz olmasaydınız, belki o zaman olaylara farklı bakmayı baÅŸarabilirdiniz, Oysa artık arkadaÅŸlarınızla bile doÄŸru dürüst görüşemiyorsunuz, sizi tebrik için aramışlardı, ama ÅŸimdi hepsi nereye kayboldu, bilmiyorsunuz, kim bilir belki de fazla hassas davranıyorsunuz. Zaten ÅŸu sıralar her kötü giden ÅŸeyin sorumlusu¬nun siz olduÄŸundan da eminsiniz! Bu halinizle kimsenin sizinle görüşmek istemediÄŸini anlamayacak ne var, böylece gitgide daha çok içinize kapandınız. O zaman durun ve küçük bir mola verin, çünkü doÄŸum sonrası depresyonu geçiriyor olabilirsiniz.
Doğum sonrası depresyonu çok yaygın bir olgu ve doğum yapan her yüz kadından onu bu depresyonla karşı karşıya kalmakta;
Anneliğin çok kutsal sayılması ve bu konuda kadınların tüm suçu kendilerinde bulmaları nedeniyle kadın bu konudaki duygu ve düşüncelerini başkaları ile paylaşmadığından, gerçek rakam aslında bundan daha fazla da olabilir.
Öncelikle içiniz rahat olsun. DoÄŸum sonrası depresyonu geçiren bir anne kendisini çevresindeki herkesten soyutlasa, hatta bebeÄŸinden bile uzak dursa da bu, sadece rahatsızlığının belirtilerindendir. Kadının “kötü bir anne” olduÄŸuna delalet etmez. Her ne kadar anne ile çocuk arasındaki duygusal bağın doÄŸumdan hemen sonra oluÅŸması gerektiÄŸini, yoksa bir daha hiç oluÅŸmayacağını iddia edenler olsa da, bu kesinlikle doÄŸru deÄŸildir. Anne ile çocuk arasındaki duygusal baÄŸ devam eden bir süreçtir. Depresyon ortadan kalktığında annelik duyguları yaÅŸanır ve anne çocuÄŸuna baÄŸlanır. Bu süreçte anne, ailesinin ve arkadaÅŸlarının yardımına ihtiyaç duyacaktır, ancak bu ÅŸekilde bu dönemi daha çabuk ve kolay atlatabilir. Özellikle ele eÅŸin anlayışlı ve paylaşımcı olması, durumun daha hafif geçmesini saÄŸlar. Profesyonel yardıma ya da hekim kontrolünde antidepresan ilaçlara ihtiyaç da duyulabilir.
DoÄŸum sonrası depresyonu yaÅŸayan bir annenin bunu anlaması ve yardım istemesi zor olabilir. Ne de olsa hayatlarında çok fazla ÅŸey deÄŸiÅŸmiÅŸtir ve anne neyin normal olduÄŸunu, neyin olmadığını anlamakta güçlük çekebilir. Tersliklerin kendi yetersizliklerinden kay¬naklandığını düşünme eÄŸilimi gösterir. Gazeteler, dergiler, televizyon ve yakın çevre anne olmayı harika bir ÅŸey gibi gösterir, ancak zorluklarından pek bahsetmez. Bunun sonucunda kadınlar anneliÄŸin “harika” bir zaman olduÄŸunu, herkesin hemencecik ve kolaylıkla anneye dönüştüğünü düşünürler. Bu da yardım istemeyi zorlaÅŸtırır. Ne var ki, doÄŸum yapmak çok stresi i olabilir ve anne olmak da, hayattaki her yeni rol gibi, öğrenmemiz gereken bir roldür. DoÄŸum sonrası depresyon ne kadar erken anlaşılırsa o kadar iyi olur, çünkü tedavi yöntemleri genellikle olumlu sonuç verir.
Kendi kendinize nasıl yardımcı olabilirsiniz?
Bunun özel bir zaman olduğunu ve sonsuza kadar bu tempoda gitmeyeceğini kendinize hatırlatın. Duygularınız hakkında konuşun, özellikle eşinizi kendinizden soyutlamayın, duygularınızdan haberdar olmasını sağlayın. Eşinizin desteğinin diğer pek çok kişinin desteğinden daha iyi gelebileceğini göz ardı etmeyin. Her gün, bütün gün boyunca yalnız kalmamaya çalışın. Arkadaşlarınızı ve başka anneleri görmeye özen gösterin. Aynı süreçleri yaşamış ve atlatmış annelerin tecrübelerinden yararlanın. Size teklif edilen her türlü pratik yardımı kabul edin. Yardım isterken utanmayın veya kabul ederken suçluluk hissetmeyin. Mükemmel ev kadını olmaya çalışmayın. Evin mükemmel şekilde derli toplu olup olmadığı önemli değildir. Yapmanız gereken işleri en aza indirmeye çalışın. Mümkün olduğunca çok dinlenin. iyi beslenin. Kendinize ayırabileceğiniz zamanı asla kaçırmayın, değerlendirmeye bakın. Egzersiz yapmaya çalışın.
Doğum sonrası depresyonunun belirtileri nelerdir? Aşağıdakiler, doğum sonrası depresyonu geçirdiğiniz zaman ortaya çıkabilecek belirtilerden sadece bazılarıdır.
• Karışık, net olmayan duygu ve düşünceler
• Konsantrasyon bozukluğu
• Karar verememek
• Üzgün hissetme, mutsuzluk, çaresizlik
• Fazlaca ağlamak veya hiç ağlayamamak
• Kendini değersiz hissetme
• Ruh halinin sıkça değişmesi •Suçluluk hissetmek

Doğum sonrası depresyonu konusunda en fazla riske kimler maruz kalır?
Doğum yapan herkes doğum sonrası depresyonu yaşayabilir. Ancak, bazı durumlarda daha fazla riske maruz kalabilirsiniz:
• Daha önce depresyon yaşadıysanız,
• Doğum yapmak size çok zor geldiyse veya sizin için çok travmatik ve acılı geçtiyse,
• İlişkinizde sorun yaşıyorsanız,
• Hayatınızda daha başka zorluklar varsa,
• Size yardım edecek aile ve arkadaşlardan ayrı kalmışsanız veya çevrenizden izole edilmişseniz,
•  Kendi anneniz size yardım etmek üzere yanınızda değilse.
Ancak, bu sorunlarla karşılaşan herkes doğum sonrası depresyonu yaşayacaktır demek değildir.

Arif Verimli Şöhret Olma Tutkusu ve Gençleri Yorumluyor

Yazan admin | psikoloji | Cumartesi 7 Haziran 2008 7:05 pm

Son yıllarda medya tarafından sunulan tiyatro, ses ve müzik yarışmaları çok büyük reytingler almakta ve gençlere emeksiz, kolay yoldan şöhret ve ün sahibi olmayı vaad etmektedir

DoÄŸada var olan bir kural vardır ki; o da güçlü olma arzusu ve güçlü olma isteÄŸidir. Güç sahibi olma canlılar tarihinde ve ayrıca insanlık tarihinde her zaman var olan bir bilinçaltı mekanizmadır. Güç sahibi olmak ise 3 ÅŸekilde mümkün olabilir. Ya çok zenginsinizdir, ya politika yaparak kitleleri peÅŸinizde sürüklersiniz ya da şöhretli olarak sanat yaparak …
Son yıllarda artan trend özellikle gençler arasında şöhret peşinde olmaktır. Şöhretli olmak, tanınmak, kitleleri ve medyayı peşinden koşturmak global dünyaya entegre olmaya çalışan ülkemiz gençleri arasında da çok büyük sıklıkla rastlanılan bir istektir. Ancak ülkemizde istek boyutunu da aşarak bir hırs ve tutku halini almaya başlamıştır.
Son yıllarda medya tarafından sunulan tiyatro, ses ve müzik yarışmaları çok büyük ratingler almakta ve gençlere emeksiz, kolay yoldan şöhret ve ün sahibi olmayı vaat etmektedir. Halbuki halkın takdirini kazanmak, doÄŸru dürüst ve dünya standartlarında sanat yapmak bir kalite, eÄŸitim ve emek iÅŸidir. Uzun ve meÅŸakkatli bir yol gerektirir. Oysaki rating uÄŸruna insani deÄŸerlerin ezildiÄŸi emeksiz bir ÅŸekilde bütün Türkiye’nin konuÅŸtuÄŸu manÅŸetlerden ve televizyon programlarından inmeyen programlar peÅŸ peÅŸe hazırlanmıştır. Yılların sanat yapan bu uÄŸurda pek çok emekler veren sanatçıları unutulmakta daha dün bir yarışmayla tanınan ve çok büyük kitleleri peÅŸine takan yarışma sanatçıları oluÅŸmaya baÅŸlamıştır.
Elbette ülkemizin koşulları herkese her istediği meslekte başarılı olmayı ve istihdam sağlamayı mümkün kılmamaktadır. Beklide gençlerimizin böyle programlarla kısa yoldan başarıyı seçmeleri kendi mantıklarınca doğrudur. Ama yinede ne olursa olsun özellikle yapımcı programların gençlerin şöhret he¬veslerinden sömürürcesine yararlandıkları açıktır. insani değerler ezilmekte yarışmaya katılan on binlerce kişiden sadece 10-20 şöhret çıkmaktadır. Peki kalan on binlerin ruh halini düşünen var mı?
Bir de millet olarak çok çabuk seven çok çabuk da silebilen bir yapımız var. işte bu kısa yoldan şöhret hevesi acı yüzünü burada ortaya çıkarmaktadır. Bir gün önce el üstünde tuttuğumuzu, sen bizim her şeyimizsin dediğimizi bir sonraki gün unutabiliriz. (Türk halkı bileğinin hakkıyla sanat yapan hiçbir sanatçıyı unutmamıştır.) işte bu durumda o geçici şöhret öyle bir boyuta gelir ki genci depresyona, kimlik bunalımına, davranış bozukluklarına, alkol ve madde kullanımına, öfke, özgüven eksikliği ve panik bozukluğa, akut stres bozukluğuna, yetersiz kişilik gelişimine ve hatta intihara kadar gidebilen bir psikiyatrik bozukluklar silsilesi içerisine sokabilir. Peki bunun hesabını kim verecek?
Yarışma programları o kadar akıllıca davranıyorlar ki; katılımcılara imzalattıkları sözleşmeler gencin hak aramasının da yolunu tıkıyor.

 

Prof Dr Arif VERİMLİ

DoÄŸal Denge

Yazan admin | psikoloji | Cumartesi 7 Haziran 2008 2:29 pm

DoÄŸal Denge
Hayatın her döneminde insanların mutlu, huzurlu ve saÄŸlıklı yaÅŸamaya hakları vardır; istenen ve olaÄŸan olan da budur. Ama, ne yazık ki, gerek doÄŸuÅŸtan gelen nedenlerle gerekse bebeklikten yaÅŸlılığa yaÅŸamın her adımında karşılaşılan ve yaÅŸananlarla bu doÄŸal denge bozulabilir. Hayat: insanın hem kendisi hem de çevresindekiler için bazen kısa süreliÄŸine de olsa kaygı verici bir duruma gelebilir. Bu durumun atlatılmasında kiÅŸinin çevresinde onu seven, ona güven veren insanların.bulunması büyük bir ÅŸanstır. Acı, kaygı ya da üzüntü verici  durumun devam etmesi, kiÅŸisel iliÅŸkilerin, toplumsal hayatın yaÅŸanmasını zorlaÅŸtırıyorsa; ,bu zorluklar gerek o kiÅŸinin kendi çabası gerekse onu seven insanların ilgisiyle aşılamıyorsa “ruh saÄŸlığı” ve “doÄŸal denge” alanında çalışan kiÅŸilerin “psikolojik desteÄŸine ihtiyaç duyulur.Aşılması gereken zorluklar ister kısa süreli bir süreçte olsun, ister uzun süredir yaÅŸanılan bir durumda olsun bir bilen ile, bir “psikolog” ile görüşülmelidir. MesleÄŸiniz, yaÅŸam biçiminiz hangi düzeyde olursa olsun, bir psikologun dost eline uzanmak size (ya da gereksinme duyanlara) DOGAL DENGE’ yi yeniden kazandıracaktır.

Zorluklar yaÅŸamıyor olsanız bile “doÄŸal denge”nin özünü öğrenmek hayatı sevmenizi saÄŸlayacaktır.

Erkeklerin eÅŸlerini aldatma psikolojisi

Yazan sarp | erkekçe, kadınca, psikoloji | Çarşamba 4 Haziran 2008 1:29 pm

Erkeklerin eÅŸlerini aldatma psikolojisi

Erkekler cinsel isteklerini kontrol etmekte zorlanırlar. Konu sadakat olunca erkekler potansiyel suçlu kabul edilir. Çünkü erkeklerin eşlerini aldatma oranı kadınlara göre kat kat fazladır.

Bunun temel nedeninde kadın ve erkek arasındaki farklardır. Biz bu farkı burada gizli psikoloji
yönünden altyapısını inceleyeceğiz. Sorunun temeline gitmeye çalışacağız.

Bir siteden (”http://www.buldun.com/bayanlara/795/“) aldığım magazin(BÖCEK) vari ÅŸu cevaplara önce bir bakın :
Ama bunun gerekçeleri nedir? Peki erkek neden aldatır…? İşte cevaplar…
” O oradaydı…”
Bazı erkekler için “bugün ve burada” olayı çok önemli. Erkeklerin çoÄŸu ne yazık ki kararı hızlı ve ani verip, yaptıklarının sonucunu düşünemiyor. “YaÅŸandı, bitti” psikolojisi çok yaygın ama ne kadar geçici bir duygu olsa da sonuçta yanlış adım atılıyor. Tesadüfen ayaklarına gelen bir ÅŸansı hiç bir erkek reddetmez. Kadın avına çıkmış olmasa da, seksi bir teklife kimse hayır demez.

” SarhoÅŸtum ”
Erkeklerin aldatma sebepleri arasında alkolün rolü hiç de küçümsenecek gibi deÄŸil. ” aldatmayı asla düşünmüyordum ama arkadaÅŸlarımla bir partiye katıldığımda bardaki kızlardan biri bana kafayı takmıştı. Onu geri çevirmedim ama eÄŸer sarhpÅŸ olmasaydım bunların hiçbiri olmayacaktı. Bir kere hata yaptım ama bu hatayı tekrarlamak istemiyorum”.

” Nasıl olsa bitecekti…”
Bazı erkekler için aldatma iliÅŸkinin iyi gitmediÄŸinin iÅŸareti. “Kız arkadaşımı aldattım mı ? Demek ki onu gerçekten sevmiyorum ve hemen o iliÅŸkiyi noktalıyorum.”

“Aldatmak mı, çok doÄŸal…”
Bazı erkekler aldatmayı çok doÄŸal karşılıyorlar.”Erkeklerin cinsel açıdan deÄŸiÅŸik tecrübeler yaÅŸamaya ihtiyaçları var. Bundan dpÄŸal bir ÅŸey var mı?”

“Macera yaÅŸamayı seviyorum…”
Yalanlar, gizli buluÅŸmalar, gün ortasında hızlı seks kaçamağı… Bu tür olayların bambaÅŸka bir heyecanı var ve bu heyecan yasak aÅŸklara özgü. Yasak aÅŸk yaÅŸayan erkeklerin çoÄŸu inanılmaz, baÅŸka bir olayda asla bulunmayan bir duygudan bahsediyorlar. “İlk adım atıldıktan sonra, arkası kendiliÄŸinden gelir ve iliÅŸkini mahvetmeden duramazsın”.

“Çünkü farkına varmıyor”
“ArkadaÅŸlarımdan biri eve bir kadın getirmiÅŸti ve onunla yataktayken kız arkadaşı onları yakaladı. Arkadaşım durumu çok kolay kurtardı. Rakip firmanın bazı sırlarını elde edebilmenin tek yolunun o kadının yatağından geçtiÄŸini anlatıp, sevgilisini aslında kendini feda ettiÄŸine inandırdı”. Bu iÅŸi yapabilen erkekler kadınların ruhunu çok iyi tanıyorlar. Aldatılan bir kadın asla bunu kabul etmek istemiyor ve gerçek yerine en uçuk yalanları bile yutmaya hazır oluyorlar.
 
EVET ŞİMDİ SORUNUN TEMEL NOKTASINA (psikolojisine) İNMEYE ÇALIŞALIM;

ALDATMA İŞLEMİNİ CİNSELLİK OLARAK ALGILAYIP BU YÖNDE BİR AÇIKLAMA YAPALIM;

Evet erkekler neden daha çok aldatır kadınlar neden daha çok güven ararlar ;
ÖNCE insanlar ne için yaşarlar ne isterler ? Bu soruyu kendimize bir soralım ve cevaplayalım ben diyorumki mutlu olmak için yaşarlar ve ölümsüz olmak isterler.

Peki insanlar mutlu olabilir ama ölümsüz olabilirlermi? Hayır ölümsüz olamazlar. Peki bunu için ne yaparlar? Gen aktarımı yani çocuk dünyaya getirirler. Çocuğu olan insanın herzaman dünyaya yeniden gelmiş duygusunu hisseder.

Evet bütün buraya kadar hem fikirsek devam edebiliriz. Peki ölümsüzlüğü gen aktarımına yani çocuğa endeksledik. Peki şimdi şöyle bir hesap yapalım.
Normal bir kadın hayatı boyunca kaç tane çocuğa sahip olabilir?
Normal bir erkek hayatı boyunca kaç tane çocuğa sahip olabilir?

Kadın için; 15 ile 45 yaşları arasında doğurganlık yapabildiğini düşünürsek 30 sene boyunca
 Max 30 çocuk yapabilir diyorum:

Erkek içinse; 16 ila 66 yaş 50 sene çarpı* 365 gün çarpı* günde 3 kadın biraz abartılı oldu  binlerce çocuğu olabilme imkanı vardır.
Dolayısıyla buradaki kadın ve erkek psikolojisini irdeleyelim.
Kadın o yüzden sahip olabileceği sınırlı olduğunu içgüdüsel bildiğinden anaçtır yuvasını ve ailesini özellikle çocukları çok fazla koruma içgüdüsü ile yaşar
Erkek ise bu noktada olaylara çok rahat bakar ve kadının beklediği evcil tavırdan çok uzaktır.
Ama ürünlerinin korunması hoşuna gider. Yani aldatan erkekin eşini sevmediği anlamına gelmez ve ailesinin korunmasına özen gösterir.
 SONUÇ ERKEKLER EŞLERİNİ KADINLARA GÖRE ÇOK DAHA KOLAY ALDATIRLAR AMA BU EŞLERİNİ SEVMEDİĞİ ANLAMINA GELMEZ.
Eh biÅŸeyler yorumlamak isteyen varsa buyursun.Åžimdilik bu kadar…

 

Sonraki »