ENDOMETRİUM NEDİR? HİPERPLAZİ, KİSTLER, TEŞHİS VE TEDAVİLER?

ENDOMETRİUM NEDİR? HİPERPLAZİ, KİSTLER, TEŞHİS VE TEDAVİLER?

Bu konuda endometrium ne demektir, endometrium hiperplazisi, polip , biopsi ve küretaj hakkında bilgilendirme yapacağız.
Rahim iç zarı olarak adlandırılan endometrium her adet kanamasında rahim içinden dökülen dokudur. Endometrial hiperplazi ( kalınlaşma ) bu rahim iç zarı dokusunun normalden fazla kalınlaşması durumudur. Rahim kanserleri de yine bu endometrium dokusundan gelişmektedir.
Normalde, endometrium dokusu bir adet dönemi boyunca yumurtalıktan salgılanan ostrojen ve progesteron hormonlarına cevap verici özelliğe sahiptir ve  bu hormonlar bir adet periyodunda belirli bir düzen içersinde salgılanır.
Overlerden yani yumurtalıklardan salgılanan ostrojen hormonu endometrium dokusunun büyümesi ve kalınlaşmasına neden olur. Endometrium dokusu belirli bir kalınlığa ulaştıktan sonra salgılanan progesteron hormonu ise bu kalınlaşmayı durdurarak ve belirli bir süre sonrada adet kanaması ile bu dokunun dışarı atılması sağlanır.
Polikistik over sendromu gibi yumurtlama problemi olan kadınlarda progesteron hormonu salgılanmaz. Bu durumda ostrojen hormonu kontrolsüz bir şekilde endometrium dokusunu etkiler. Endometrium sürekli bir şekilde tek başına salgılanan estrojene maruz kaldığında “Endometrial Hiperplazi” denilen rahim iç zarının kalınlaşması olayı gerçekleşir.
Endometrial hiperplazi, rahim kanserine dönüşebilme potansiyeli olan bir hastalıktır. Bu nedenle tedavisi yapılmalı ve hasta takip edilmelidir.
Endometrial hiperplazisi olan kadınlar düzensiz adet kanamalarından şikayetçidir. Bu durum genel olarak 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Yine, kilolu bayanlar, vücutta biriken estrojen hormonunun normalden fazla olması nedeniyle bir rahim kanseri öncüsü olabilecek olan endometrium hiperplazileri açısından risk atındadırlar.

Endometrial Hiperplaziler NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Ultrasonda görülen rahim içi zarının kalınlaşması sonucu, rahim içersinden alınacak dokunun yani biopsi patolojik incelemesiyle tanı kesinleştirilir.
Ultrasonda rahim içi zarındaki kalınlaşma görüldükten sonra, biopsi 2 şekilde yapılabilmektedir.

Full küretaj ve Pipelle ile biyopsi

Full (Tam) küretaj denilen rahim içi dokunun tümden temizlenerek alınması ile hem kesin tanı konulur hem de rahim içi doku tamamen temizlendiği için hastanın kanaması durur, böylelikle de tedavi edici özelliği vardır. Basit hiperplazilerde yapılan tek bir full (tam) küretaj ile bile hasta tedavi olabilir. Burada yapılan küretaj işlemine Probe küretaj yani Tanı amaçlı küretaj adı da verilir.
Küretaj diğer bir adı  rahim içinin temizlenmesi işlemi lokal uyuşturularak veya genel uyutularak anestezi yöntemlerinden birisiyle yapılabilir.
Rahim içi dokusunun incelenmesindeki diğer bir yöntem ise pipelle denilen özel ince, plastik bir kanül boru yardımı ile biopsi işleminin yapılmasıdır. Bu işleme Pipelle biopsi denir.
Pipelle biopsi işlemi anestezi gerektirmez ve oldukça kolay ve ağrısızdır; ancak rahim içi tam olarak kazınmadığı için tedavi özelliği olmayıp yalnızca tanı konulması amacına yöneliktir.
Hangi yöntemle olursa olsun, alınan parçalar mikroskobik değerlendirme için patoloji birimine gönderilir.

Patolojik tetkik sonuçları neler olabilir:

Basit hiperplazi: Rahim içi dokusunun basit ve yaygın kalınlaşmasını tarif eder. (Kistik Glanduler Hiperplazi)
Fokal Kistik Hiperplazi: Rahim içinde sınırlı bir bölgede hiperplazileri demektir. Hiperplazinin daha hafif bir formudur.
Ayrıca patolojik tetkik, hiperplazinin kansere dönüşme potansiyeli hakkında da ipuçları verir. Alınan örnekte patolojik olarak A tipi olup olmadığı önemlidir.

Rahim kalınlaşmalarında Tedavi Yaklaşımları
Tedavi, endometrial hiperplazinin derecesine ve hastanın çocuk isteğine göre değişiklik gösterebilir.
Basit hiperplazi veya fokal kistik hiperplazilerde genelde üç-dört ilaç progesteron tedavisi verilerek hasta takip edilir. Genelde bu süre sonunda ikinci bir biopsi yapılarak tedaviye cevap alınıp alınmadığı incelenir.
Hiperplazinin kansere dönüşme potansiyeli yüksek, kansere öncü hücrelerin bulunduğunu gösteren A tipi bulgular mevcut veya hasta istediği çocuk sayısını tamamlanmış ise ameliyatla rahim alınabilir. Bu işleme histerektomi operasyonu adı verilir.

rahim kanseri hakkında

Rahimağzı kanseri ve buradan gelişen kanser lezyonları vajinanın iç yüzeyini kaplayan döşeyen dokuyla rahim ağzının iç bölgesini döşeyen dokunun çakıştığı transformasyon bölgesi adı verilen yerde başlar. Rahim ağzının iç yüzeyini kaplayan epitel hücreleri salgı yapıcı özellikleri taşırlarken, vajinanın iç yüzeyindeki hücreleri bu dokuyu dışarıdan gelen etkenlere karşı (cinsel ilişkinin, bakteriler, virüsler,  aşındırıcı etkileri) korumakla görevli olan yassı epitel yapıda hücrelerdir. Buraya değişim bölgesi adı verilmesinin nedeni bu bölgede birbirinden farklı bu iki hücre türünün yakın komşulukta olması ve değişik yapıları nedeniyle sürekli birbirleriyle “geçimsiz” olmalarıdır. Kısaca söylemek gerekirse bu bölgede bir hücre türü diğer hücrenin sınırlarının ilerisine geçerek o bölgede kendi hakimiyetini kurmak istemekte ve bu nedenle burada hücreler adeta bir sınır savaşı halinde bulunmaktadırlar. Bölgede sürekli bir yıkım-yenilenme söz konusudur. Bu esnada sürekli olarak bazı hücreler atılır ve yenisiyle değiştirilir.

simir incelemesi değişim bölgesindeki hücre örneklerinin jinekolojik muayene esnasında alınıp mikroskop altında incelenmesidir. Rahimağzı kanseri ve kanser öncüsü lezyonlar sıklıkla değişim bölgesinden başladığından, bu bölgeden toplanan hücrelerin mikroskopla incelenmesi bize değerli bilgiler verir. Toplanan hücrelerin mikroskop altındaki yapısal özelliklerine bakarak hücrelerin normal olarak devam eden yenilenme sürecinde oldukları veya kanserleşme eğilimi gösterdikleri belirlenebilmekte ve başlamış bir kanser durumunda kanser hücrelerin kendisi gözlenebilmektedir.
patolog önerisine göre simir ilaç tedavisi sonrası tekrarlanır, veya aşağıda anlatılacağı gibi bölgeden biyopsi alınarak ileri incelemeye alınır.

Rahimağzı kanseri uzun bir “kuluçka dönemi” olan bir hastalıktır. Hücrelerde atipikleşme yani kanser öncüsü lezyonların ortaya çıkmasından kanser oluşumuna kadar geçen süre 5-10 yıl arasında ve bazı durumlarda daha uzudur.

Rahimağzı kanseri ve özellikle de ileri evre kanser şifa ile sonuçlanma olasılığı düşük, kanser öncüsü lezyon aşamasında veya çok erken evre kanser aşamasında yakalandığında şifa ile sonuçlanma olasılığı oldukça yüksek bir hastalıktır. Bu nedenle erken tanı ve etkili bir tedavi çok önemlidir. Smir kanser öncüsü lezyonları yakalayabilen bir inceleme olarak bu konuda insanoğluna büyük yararlar sağlamaya devam etmektedir.

http://blogyorum.com/

PCO-Polikistik over sendromu hakkında bilgiler

Polikistik over sendromu [ poli cyctic ovary  – PCO ] düzenli yumurtlamanın olmaması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan genellikle adet gecikmeleri, tüylenmede artış, ciltte yağlanma, sivilce-akne oluşumu, kilo alımı,şişmanlık, gebe kalamama gibi farklı belirtilerle  görülen bir belirti topluluğudur.Kadınların aktif cinsel hayatı süresince multifoliküler veya polikistik değişikliklere uğramış yumurtalıklar ovariyumun en sık hastalıklarıdır. Kadının fertilite devresinde %23 oranında rastlanır. Bu değişiklikler “multifoliküler yumurtalıklar”, “polikistik yumurtalıklar”, “polikistik ovarium sendromu” ve “hipertekozis” olarak tasnif edilebilirler. Tanıda sonografi en önemli rolü oynar ve LH, testosteron ile SHBG analizleri daha sonraki sıraları alırlar. Ayırıcı tanı yönünden, multifoliküler yumurtalıkların hormon ve metabolik bozukluklarına yol açmadığının bilinmesi önemlidir.

polikistik over sendromu ultrason görüntüleripolikistik over  ifadesi yumurtalığın içinde az gelişmiş ya da gelişmemiş yumurta hücrelerinin( ki bu hücreler folikül kisti olarak tanımlanır) yumurtalık cidarında çok sayıda milimetrik ebadlarda  dizili olarak  durmasından kaynaklanmaktadır.
Olayın esas nedeni normal sağlıklı kadında her ay düzenli olarak meydana gelmesi gereken yumurtlama (ovulasyon ) fonksiyonunun  tamamlanamamış  olmasıdır.Polikistik overde yumurtalıklardan birinde yumurtlamayı sağlamak amacıyla folikül (yumurta hücresini barındıran kese) gelişiminin başladığı aşamanın herhangi bir nedenle yavaşlaması veya duraklaması durumunda folikül gelişip çatlayacağı yere burada milimetrik çapta bir kist oluşur ve çatlamadan kalır. Bu durum her adet döngüsünde tekrarladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar. Yumurtlama her iki yumurtalıkta da olan bir olay olduğundan belli bir süre sonra her iki yumurtalıkta birden bu milimetrik kistlerin sayısı artar.Folikül gelişimi yumurtalıkların yüzeye yakın kısmında olduğundan her adet döneminde giderek  sayısı artan bu az gelişmiş  foliküller yumurtalığın yüzeye yakın kenarı boyunca dizilirler.Yapılan ultrasonografik incelemede   yumurtalık dokusunun dış yüzeyine yakın dizilmiş siyah boşluklar tipik olarak tespih tanesi gibi görülür.

Polikistik over   kronik anovulasyon yani yumurtlama olmamasıdır.Olayın esas nedeni beyinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde üretilmesi olup bir hormonal bozukluktur. Bu dengesizlik neticesinde her ay düzenli olarak yumurtalıklardan yumurtlama olmaz. Bunun sonucunda da yumurtalıklardan erkeklik hormonu üretimi artar.

Diğer pek çok hormonal hastalık gibi bu hastalığında nedeni tam olarak bilinmemektedir.Günümüzde kabul edilen  ortaya çıkış mekanizması kabaca şu şekildedir;  LH’daki artış yumurtalıklarda erkeklik hormonu yapımını arttırır, salgılanan bu erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşür  ve bu östrojen dönüşte LH üretimini arttırmakta ve bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması gibi etkenlerle kırılabilir.Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç de ortaya çıkmakta ve neticede hormonal denge bozularak yine bu kısır döngü elde edilebilmektedir.
Polikistik overde yumurtlama durakladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar, kist sayısı arttıkça yumurtalıkların içindeki hassas hormonal dengeler daha da bozulur ve yumurtlama bozukluğu daha kronik hale gelir, yani bir kısırdöngü oluşur.Bozulmuş folikül sayısı arttıkça bunların olumsuz etkileri de artmaya devam eder ve yumurtlama daha da zorlaşır.

Tedavide en başta kilo verme gelir. Kalorilerin azaltılması, öğünlerin bölünmesi ve karbonhidratlardan kaçınma önemlidir. Buna ilaveten hasta imkânları dahilinde ekzersiz yapmalıdır. Bu yolla kas yapımı ve gelişimi düzeltilir. Beden hareketleri sonucu kaslara giden kan miktarı artar ve ayrıca bu yolla kasa giden insülin miktarı bollaşır.
Oligo veya amenore gibi siklüs bozukluklarının olduğu durumlarda antiandrojen aktivitelere sahip gestrajenli bir tedaviye başlatılır ve bazen de östrojenler kombinasyon halinde verilir. Hiperinsülinemi ve insüline kaşı direncin görüldüğü PCO sendromunda, insüline karşı hassasiyeti (sensitivite) arttıracak preparatların verilmesi yerindedir. Bu etkiyi gösterecek Pioglitazon ve benzeri ilaçlar halen piyasaya çıkmamış olup, Acarbose veya Metformin verilebilir. http://www.doktornevra.com/

Seyrek adet görme ve gecikmeler

Senede 3-5 deafa adet gören kadınlar dikkat!

Adet aralarının otuz beş günden daha uzun sürmesine oligomenore denilir. Bunun sonucu olarak, adet kanaması senede 3 veya 4 defa görülür.
Doğurganlık çağında kızlarda adet kanaması gecikmelerine daha sık rastlanılır. Cinsel aktif olan ve doğum kontrol hapı gibi etkin bir korunma yöntemi kullanmayan kadında görülen adet kanaması gecikmesinin en olası nedeni gebeliktir.Bu nedenle ilk olarak gebeliğin olup olmadığı tespit edilmelidir.
Adet kanamasındaki gecikmelerin diğer nedeni ise herhangi bir şekilde o adet siklusunda yumurtlama olmaması ve bu nedenle rahim iç tabakasının
kanamayla atılmasının gecikmesidir. Düzenli adet gören bir kadında aniden ortaya çıkan gecikmenin nedeni stres, mevsim
değişiklikleri ,ani kilo kaybı, seyahat olabilir.Bu durumda çoğu kere ultrasonografide basit yumurta kistleri saptanıp gereken tedavi başlanır. Polikistik over sendromu (PCO) adı verilen hastalıkta;  kilo fazlalığı, aşırı tüylenme ve kanama düzensizliklerinin görüldüğü, adet aralarınında uzadığı bilinir. Polikistik Over sendromu vakalarında östrojen hormonunun fazla salınmasına bağlı olarak anormal rahim içi kalınlaşması ve rahim kanseri gelişebileceğinden bu vakaların hekime başvurarak mutlaka tedavi görmesi gerekir.
Adet kanaması gecikmesinin veya uzun süreli kanama görememenin diğer nedenleri aylık korunma iğneleri, implanon ve doğum kontrol haplarının içinde bulunan hormonların yan etkileridir.
Bir kadında senede bir kez adet kanaması gecikmesi olması ileri tetkik gerektiren bir durum değildir. Ancak adet kanaması gecikmesisık oluyorsa yada uzun süreli
adet kanamasının 3. günü- sabah- aç karına hormon testlerinin (FSH,LH,PRL,TSH ve östradiole) yapılarak tanının konulması ve gereken tedavinin başlanması gerekmektedir.Tiroid bezindeki bozukluklar da sıklıkla adet gecikmelerine neden olabilir.