Kanser raporu ve gelişmeler

Yazan sarp | kanser | Salı 7 Ekim 2008 5:27 pm

JOHN HOPKINS HASTANESİ’NDEN KANSER RAPORU 

1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar ço ğalmad ıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalar ı na tedaviden sonra vücutlarında art ı k kanser hücresi kalmadığı nı söyledikleri zaman, bu yaln ızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğ u anlam ına gelir.

2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.

3) Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.

4) Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.

5) Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.

6) Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.’deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.’de organ tahribatına yol açar.

7) Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.

8) Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.

9) Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.

10) Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.

11) Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.

KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:

a- Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg’in aminosu veya deniz tuzudur.

b- Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.

c- Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.

d- %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40o C’de yok olurlar.

e- Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.

12) Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.

13) Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.

14) Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA’lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.

15) Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.

16) Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.

JOHN HOPKINS HASTANESİ’NDEN KANSER GÜNCELLEMESİ

1) Mikrodalga fırına plastik kap koymayınız.

2) Dondurucuya su şişesi koymayınız.

3) Mikro dalga fırınına plastik ambalaj koymayınız.

4) John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.
 Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim için ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerli. (İngilizce metndeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır.
 Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak için Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır.
 Kağıt uygundur, ama kağıdın içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food restoranlarının plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de hatırlattı. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu.
 Kendisi plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınıca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerne kağıt havlu ile örtülebilir.

Kanser riski testi

Yazan sarp | kanser | Salı 16 Eylül 2008 1:25 pm

Kanser riski testi 
Yaşam tarzı kansere yakalanma riskini belirliyor. Ancak yeme alışkanlıklarını değiştirerek bu risk en aza indirilebilir.

Kanserle ilgili yapılan araştırmalar, riskin, başta yeme alışkanlıkları olmak üzere yaşam tarzıyla ilgili olduğunu gösteriyor. Yediklerimizi kontrol etmek, düzenli beslenmek ve doğru pişirme teknikleri uygulamak, kansere yakalanma riskini azaltabiliyor. Kanser ve beslenme ilişkisi konusunda Hospitalium Çamlıca Beslenme ve diyet uzmanı Melek Gül, bilgi verdi.

Kanser riski beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerle düşürülebilir mi?

Tüm kanserlerin yüzde 70 – 80’i besinlerle ve sigara içimiyle oluştuğuna göre, yeterli ve dengeli beslenme, boya uygun ağırlığı koruma, düzenli egzersiz, sigara içmeme, sigara içilen ortamlardan kaçınmayla kanser büyük ölçüde önlenebilir.
Araştırmalar, yeme alışkanlığıyla kansere yakalanması arasında ilişki olduğunu gösteriyor.

Kanser riskini azaltmak için nasıl beslenilmeli?
A, C ve E vitaminini, diğer antioksidantları ve posayı çok içeren besinler kanser riskini azaltırken, yağlı ve posasız besinler risk artırıcıdır. Besinler besleyici değerleri yönünden beş grupta toplanır. Buna göre birinci gruptan; tavuğun derisiz beyaz eti, balık eti ile nohut, mercimek gibi kurubaklagiller. İkinci gruptan; yağı azaltılmış süt, yoğurt ve peynir. Üçüncü grupta bulunan sebze ve meyveler bolca tüketilmeli. Dördüncü gruptan; tam buğday ekmeği ve bulgur. Beşinci gruptan ise zeytinyağı ve pekmez tercih edilebilir.

Yağın tamamen çıkarıldığı bir diyet sağlıklı mı?

Etler, özellikle koyun, kuzu, dana etleri, et ürünleri, yumurta, peynirler, ceviz, fındık, fıstık en yağlı besinlerdir. Süt ve yoğurtta da yağ vardır. Bu besinlerle birlikte yağ almaya gerek yoktur. Ancak tahıllar, kurubaklagiller, sebze ve meyvede yeterince yağ yoktur. Yemekte yağ olmazsa özellikle anti kansorejen grupta yer alan A vitamini, karotenler ve E vitamininin yararlılıkları azalır. Özellikle tahıl, kurubaklagiller ve sebzeler bir miktar yağ eklenerek tüketilmelidir. Salatalara limonla birlikte az zeytinyağı konması, yağda eriyen vitaminlerin vücuda yararlılığını artırır.

Kanser riskinizi test edin

1. Eğer daha önce kansere yakalandınız veya halen kanser sorununuz varsa. (+2)
2. Ailenizde kansere yakalanan varsa. (+2)
3. Kadınsanız; hiç doğum yapmadıysanız ve bebeğinizi emzirmediyseniz. (+1)
4. Erkekseniz; ailenizde prostat kanseri olan varsa. (+1)
5. Sigara veya pipo içiyorsanız. (+1)
6. Aile bireylerinden sigara veya pipo içen varsa. (0.5)
7. Günde 2 şişe bira, 1 kadehten çok diğer alkollü içkiler içiyorsanız. (+1)
8. Hava kirliliği olan bir kentte yaşıyorsanız. (+1)
9. Çalışma yerinizde kimyasal karsinojenlerle temasınız varsa. (+1)
10. İdeal kilonuzdan 10 kilo fazlanız varsa. (+1)
11. Kolesterolünüz, özellikle LDL kolesterolünüz yüksekse. (+1)
12. Kanser yapıcı niteliği olan herhangibi bir ilaç kullanıyorsanız. (+1)
13. Her gün yağlı et yiyorsanız. (+1)
14. Sıkça yağda kızarmış yiyecekleri tüketiyorsanız. (+1)
15. Her gün pişmiş sebze tüketiyorsanız. (-1)
16. Her gün iyi yıkanmış çiğ sebze tüketiyorsanız. (-2)
17.Her gün kurubaklagiller, ceviz, fındık gibi besinlerden tüketiyorsanız.(-1)
18. Her gün kepeği ve özü ayrılmamış tahıl ürünlerinden tüketiyorsanız. (-1)
19. Her gün iyi yıkanmış meyve tüketiyorsanız. (-2)
20. Her gün az yağlı veya yağsız süt ve türevlerinden tüketiyorsanız. (-1)

Değerlendirme;

Artı ve eksi puanları toplayın. Çıkan sonuç;
Puanınız ’0’ veya eksi ise; düşük risk.
Puanınız 0 – 5 arası ise; orta risk
Puanınız 5 ve üzeri ise; yüksek risk altındasınız.

Ginseng bitkisi

Yazan sarp | alternatif tıp,bitkisel tedavi,kanser | Çarşamba 27 Ağustos 2008 9:44 am

Alternatif tıp da bitkiler önemli bir rol oynamaktadır.
Ginseng bitkisi de bu bitkilerden biridir.

Ginseng bitkisinin yararları:

Ginseng bitkisininin karaciğer üzerine etkisi:

Ginseng,  karaciğeri çeşitli etkenlerden koruduğu söylenir. BUnlar; alkol tüketimi, toksik maddeler, zehirli maddeler ve çeşitli hastalıklardır. Araştırmalara göre Ginsengin vücutda protein, nükleik asit sentezleri, yağ ve karbonhidrat metabolizmasını uyardığını belirlenmiştir. Aynı zamanda vücut tarafından üretilen veya dışardan alınan toksik (zehirli) maddelerin yanmasını ve onların vücuttan atılmasını da sağlamaktadır. Bu yüzden Kore Ginseng, karaciğer sağlığını toksik maddeleri hızla dışarıya atarak korumakta ve karaciğer hücrelerinin yenilenmesini sağlamaktadır.

Ginsengin sakinleştirici etkisi:

    İstatislere göre, ginsengin stresi azaltıcı etkileri olduğu saptanmıştır. Fiziksel stres ve yorgunluğu, kimyasal stresi (alkol alımından kaynaklanan) ve biyolojik stresi giderdiği görülmüştür. Ginseng, zihni çalıştırmakta, radyasyon tedavisinden kaynaklanan hücre tahribatını azaltabilmektedir. Bu sebeple radyasyon tedavisi gören hastalar için de oldukça faydalıdır.

Diğer Etkileri:

  Stres, depresyon veya olumsuz koşullar altındaki vücut metabolizmasını koruyan ve destekleyen bir tonik etkisine sahiptir. Şeker hastalığının iyileşmesine de yardımcı olabilir ve kandaki şeker, lipit ve kolesterol seviyesini düşürdüğü görülmüştür. Tümör hücrelerinin çoğalmasını yavaşlatabilir ve hatta engelleyebilir. Anemi hastalarına iyi gelir ve özellikle kanser hastalarında görülen kandaki eksiklikleri giderebilir. Bağışıklık sistemini kuvetlendirir ve kalp damar sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır.

Ginseng bitkisi tedavisi yapan veya yapmak isteyenler soru ve önerilerini burada üye olmadanda paylaşabilirler….

ENDOMETRİUM NEDİR? HİPERPLAZİ, KİSTLER, TEŞHİS VE TEDAVİLER?

Yazan admin | rahim kanseri | Pazar 24 Ağustos 2008 4:56 pm

ENDOMETRİUM NEDİR? HİPERPLAZİ, KİSTLER, TEŞHİS VE TEDAVİLER?

Bu konuda endometrium ne demektir, endometrium hiperplazisi, polip , biopsi ve küretaj hakkında bilgilendirme yapacağız.
Rahim iç zarı olarak adlandırılan endometrium her adet kanamasında rahim içinden dökülen dokudur. Endometrial hiperplazi ( kalınlaşma ) bu rahim iç zarı dokusunun normalden fazla kalınlaşması durumudur. Rahim kanserleri de yine bu endometrium dokusundan gelişmektedir.
Normalde, endometrium dokusu bir adet dönemi boyunca yumurtalıktan salgılanan ostrojen ve progesteron hormonlarına cevap verici özelliğe sahiptir ve  bu hormonlar bir adet periyodunda belirli bir düzen içersinde salgılanır.
Overlerden yani yumurtalıklardan salgılanan ostrojen hormonu endometrium dokusunun büyümesi ve kalınlaşmasına neden olur. Endometrium dokusu belirli bir kalınlığa ulaştıktan sonra salgılanan progesteron hormonu ise bu kalınlaşmayı durdurarak ve belirli bir süre sonrada adet kanaması ile bu dokunun dışarı atılması sağlanır.
Polikistik over sendromu gibi yumurtlama problemi olan kadınlarda progesteron hormonu salgılanmaz. Bu durumda ostrojen hormonu kontrolsüz bir şekilde endometrium dokusunu etkiler. Endometrium sürekli bir şekilde tek başına salgılanan estrojene maruz kaldığında “Endometrial Hiperplazi” denilen rahim iç zarının kalınlaşması olayı gerçekleşir.
Endometrial hiperplazi, rahim kanserine dönüşebilme potansiyeli olan bir hastalıktır. Bu nedenle tedavisi yapılmalı ve hasta takip edilmelidir.
Endometrial hiperplazisi olan kadınlar düzensiz adet kanamalarından şikayetçidir. Bu durum genel olarak 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Yine, kilolu bayanlar, vücutta biriken estrojen hormonunun normalden fazla olması nedeniyle bir rahim kanseri öncüsü olabilecek olan endometrium hiperplazileri açısından risk atındadırlar.

Endometrial Hiperplaziler NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Ultrasonda görülen rahim içi zarının kalınlaşması sonucu, rahim içersinden alınacak dokunun yani biopsi patolojik incelemesiyle tanı kesinleştirilir.
Ultrasonda rahim içi zarındaki kalınlaşma görüldükten sonra, biopsi 2 şekilde yapılabilmektedir.

Full küretaj ve Pipelle ile biyopsi

Full (Tam) küretaj denilen rahim içi dokunun tümden temizlenerek alınması ile hem kesin tanı konulur hem de rahim içi doku tamamen temizlendiği için hastanın kanaması durur, böylelikle de tedavi edici özelliği vardır. Basit hiperplazilerde yapılan tek bir full (tam) küretaj ile bile hasta tedavi olabilir. Burada yapılan küretaj işlemine Probe küretaj yani Tanı amaçlı küretaj adı da verilir.
Küretaj diğer bir adı  rahim içinin temizlenmesi işlemi lokal uyuşturularak veya genel uyutularak anestezi yöntemlerinden birisiyle yapılabilir.
Rahim içi dokusunun incelenmesindeki diğer bir yöntem ise pipelle denilen özel ince, plastik bir kanül boru yardımı ile biopsi işleminin yapılmasıdır. Bu işleme Pipelle biopsi denir.
Pipelle biopsi işlemi anestezi gerektirmez ve oldukça kolay ve ağrısızdır; ancak rahim içi tam olarak kazınmadığı için tedavi özelliği olmayıp yalnızca tanı konulması amacına yöneliktir.
Hangi yöntemle olursa olsun, alınan parçalar mikroskobik değerlendirme için patoloji birimine gönderilir.

Patolojik tetkik sonuçları neler olabilir:

Basit hiperplazi: Rahim içi dokusunun basit ve yaygın kalınlaşmasını tarif eder. (Kistik Glanduler Hiperplazi)
Fokal Kistik Hiperplazi: Rahim içinde sınırlı bir bölgede hiperplazileri demektir. Hiperplazinin daha hafif bir formudur.
Ayrıca patolojik tetkik, hiperplazinin kansere dönüşme potansiyeli hakkında da ipuçları verir. Alınan örnekte patolojik olarak A tipi olup olmadığı önemlidir.

Rahim kalınlaşmalarında Tedavi Yaklaşımları
Tedavi, endometrial hiperplazinin derecesine ve hastanın çocuk isteğine göre değişiklik gösterebilir.
Basit hiperplazi veya fokal kistik hiperplazilerde genelde üç-dört ilaç progesteron tedavisi verilerek hasta takip edilir. Genelde bu süre sonunda ikinci bir biopsi yapılarak tedaviye cevap alınıp alınmadığı incelenir.
Hiperplazinin kansere dönüşme potansiyeli yüksek, kansere öncü hücrelerin bulunduğunu gösteren A tipi bulgular mevcut veya hasta istediği çocuk sayısını tamamlanmış ise ameliyatla rahim alınabilir. Bu işleme histerektomi operasyonu adı verilir.

Sara nedir? Nasıl bir hastalıktır?

Yazan admin | beyin kanseri,hastalıklar | Çarşamba 13 Ağustos 2008 10:34 pm

Sara nedir ? Nasıl bir hastalıktır?
Beyindeki sinir hücreleri nöbetine sara denir. Tıp dilinde adı EPİLEPSİ dir.Sara nöbeti beyindeki sinir hücrelerinin, yani nöronların ani, kısa süreli ve aşırı bir boşalımı sonucu ortaya çıkar. Sara nöbetinin tipi anormal boşalımın başladığı ve yayıldığı bölgelere göre değişiklik gösterir. Klinik özellikleri aynı olan Sara nöbeti; tümör, damar yapısı bozuklukları ve enfeksiyon gibi birbirinden farklı patolojik süreçlere bağlı olabilir. Metabolitik bozukluklar, örneğin, kan şekeri, üre veya kandaki tuzların dengesizlikleri ve bazı ilaçlar eğilimli bir yapıda Sara nöbeti oluşturabilir. Bazen de belli bir neden bulunmaksızın nöbetler tekrarlar. Bu nedenle Sara kendi başına bir hastalık değil çeşitli hastalıklara bağlı olarak gelişen bir semptomdur.

Sara nöbetleri, aralıklı gelen, ani başlayan, kısa süren ve tekrarlayan ataklar şeklinde olduğundan, tanıya birçok kez hasta ve çevresinin tanımladığı bilgi ve belirtilerle gidilir. Yani, Sarade klinik tanı genellikle anamneze, yani doktora aktarılan bilgiye dayanır. Sara nöbetler belli bir beyin kabuğu bölgesinden kaynaklanan parsiyel nöbetler ve başlangıçtan itibaren tüm bölgelerde başlayan jeneralize nöbetler olarak iki önemli grupta incelenirler.
Bir diğer önemli nokta ise idyopatik. Yani nedeni belirlenemeyen ve semptomatik, yani belli bir beyin hastalığına bağlı olarak gelişen nöbetlerin ayırt edilmesidir. İdyopatik sendromlara başka bir nörolojik bozukluk eşlik etmez. Hastada gelişme basamakları normal ilerler, altta gösterilebilen herhangi bir patolojik süreç yoktur. Ailesel özellik genellikle dikkat çeker, nöbetler görece daha seyrek ve tedaviye yanıt daha iyidir. EEG interiktal dönemde normal temel aktivite gösterir.

Buna karşın semptomatik Sara hastalarında altta yatan bir beyin hastalığı ve buna bağlı nörolojik bozukluklar, EEG’de temel aktivitede yavaşlama saptanır. Tedaviye cevap değişkendir ve spontan sonlanma (remisyon) olasılığı düşüktür. Kriptojenik Sara, sebebi gizli kalan ancak edinsel bir nedeni olması gerektiği düşünülen Sara tipleri için kullanılan bir terimdir.

Hastayı doktora getiren nöbet geçirmesidir. Benzer sara nöbet tipleri hem idyopatik, hem de semptomatik saralı hastalarda görülebilir. Ana soru prognoz, tek bir nöbetin tekrarlama olasılığı, tedavinin gerekliliği, tedavinin sonlandırılması veya bu durumun gelecek kuşaklara geçme şansı gibi akla gelebilecek tüm sorular ise  ortada görülen Sara nöbetin altında yatan nedensel faktörle ilişkilidir.

rahim kanseri hakkında

Yazan admin | rahim kanseri | Perşembe 26 Haziran 2008 12:11 pm

Rahimağzı kanseri ve buradan gelişen kanser lezyonları vajinanın iç yüzeyini kaplayan döşeyen dokuyla rahim ağzının iç bölgesini döşeyen dokunun çakıştığı transformasyon bölgesi adı verilen yerde başlar. Rahim ağzının iç yüzeyini kaplayan epitel hücreleri salgı yapıcı özellikleri taşırlarken, vajinanın iç yüzeyindeki hücreleri bu dokuyu dışarıdan gelen etkenlere karşı (cinsel ilişkinin, bakteriler, virüsler,  aşındırıcı etkileri) korumakla görevli olan yassı epitel yapıda hücrelerdir. Buraya değişim bölgesi adı verilmesinin nedeni bu bölgede birbirinden farklı bu iki hücre türünün yakın komşulukta olması ve değişik yapıları nedeniyle sürekli birbirleriyle “geçimsiz” olmalarıdır. Kısaca söylemek gerekirse bu bölgede bir hücre türü diğer hücrenin sınırlarının ilerisine geçerek o bölgede kendi hakimiyetini kurmak istemekte ve bu nedenle burada hücreler adeta bir sınır savaşı halinde bulunmaktadırlar. Bölgede sürekli bir yıkım-yenilenme söz konusudur. Bu esnada sürekli olarak bazı hücreler atılır ve yenisiyle değiştirilir.

simir incelemesi değişim bölgesindeki hücre örneklerinin jinekolojik muayene esnasında alınıp mikroskop altında incelenmesidir. Rahimağzı kanseri ve kanser öncüsü lezyonlar sıklıkla değişim bölgesinden başladığından, bu bölgeden toplanan hücrelerin mikroskopla incelenmesi bize değerli bilgiler verir. Toplanan hücrelerin mikroskop altındaki yapısal özelliklerine bakarak hücrelerin normal olarak devam eden yenilenme sürecinde oldukları veya kanserleşme eğilimi gösterdikleri belirlenebilmekte ve başlamış bir kanser durumunda kanser hücrelerin kendisi gözlenebilmektedir.
patolog önerisine göre simir ilaç tedavisi sonrası tekrarlanır, veya aşağıda anlatılacağı gibi bölgeden biyopsi alınarak ileri incelemeye alınır.

Rahimağzı kanseri uzun bir “kuluçka dönemi” olan bir hastalıktır. Hücrelerde atipikleşme yani kanser öncüsü lezyonların ortaya çıkmasından kanser oluşumuna kadar geçen süre 5-10 yıl arasında ve bazı durumlarda daha uzudur.

Rahimağzı kanseri ve özellikle de ileri evre kanser şifa ile sonuçlanma olasılığı düşük, kanser öncüsü lezyon aşamasında veya çok erken evre kanser aşamasında yakalandığında şifa ile sonuçlanma olasılığı oldukça yüksek bir hastalıktır. Bu nedenle erken tanı ve etkili bir tedavi çok önemlidir. Smir kanser öncüsü lezyonları yakalayabilen bir inceleme olarak bu konuda insanoğluna büyük yararlar sağlamaya devam etmektedir.

http://blogyorum.com/

PCO-Polikistik over sendromu hakkında bilgiler

Yazan sarp | adet dönemi,rahim kanseri | Çarşamba 18 Haziran 2008 7:09 pm

Polikistik over sendromu [ poli cyctic ovary  - PCO ] düzenli yumurtlamanın olmaması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan genellikle adet gecikmeleri, tüylenmede artış, ciltte yağlanma, sivilce-akne oluşumu, kilo alımı,şişmanlık, gebe kalamama gibi farklı belirtilerle  görülen bir belirti topluluğudur.Kadınların aktif cinsel hayatı süresince multifoliküler veya polikistik değişikliklere uğramış yumurtalıklar ovariyumun en sık hastalıklarıdır. Kadının fertilite devresinde %23 oranında rastlanır. Bu değişiklikler “multifoliküler yumurtalıklar”, “polikistik yumurtalıklar”, “polikistik ovarium sendromu” ve “hipertekozis” olarak tasnif edilebilirler. Tanıda sonografi en önemli rolü oynar ve LH, testosteron ile SHBG analizleri daha sonraki sıraları alırlar. Ayırıcı tanı yönünden, multifoliküler yumurtalıkların hormon ve metabolik bozukluklarına yol açmadığının bilinmesi önemlidir.

polikistik over sendromu ultrason görüntüleripolikistik over  ifadesi yumurtalığın içinde az gelişmiş ya da gelişmemiş yumurta hücrelerinin( ki bu hücreler folikül kisti olarak tanımlanır) yumurtalık cidarında çok sayıda milimetrik ebadlarda  dizili olarak  durmasından kaynaklanmaktadır.
Olayın esas nedeni normal sağlıklı kadında her ay düzenli olarak meydana gelmesi gereken yumurtlama (ovulasyon ) fonksiyonunun  tamamlanamamış  olmasıdır.Polikistik overde yumurtalıklardan birinde yumurtlamayı sağlamak amacıyla folikül (yumurta hücresini barındıran kese) gelişiminin başladığı aşamanın herhangi bir nedenle yavaşlaması veya duraklaması durumunda folikül gelişip çatlayacağı yere burada milimetrik çapta bir kist oluşur ve çatlamadan kalır. Bu durum her adet döngüsünde tekrarladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar. Yumurtlama her iki yumurtalıkta da olan bir olay olduğundan belli bir süre sonra her iki yumurtalıkta birden bu milimetrik kistlerin sayısı artar.Folikül gelişimi yumurtalıkların yüzeye yakın kısmında olduğundan her adet döneminde giderek  sayısı artan bu az gelişmiş  foliküller yumurtalığın yüzeye yakın kenarı boyunca dizilirler.Yapılan ultrasonografik incelemede   yumurtalık dokusunun dış yüzeyine yakın dizilmiş siyah boşluklar tipik olarak tespih tanesi gibi görülür.

Polikistik over   kronik anovulasyon yani yumurtlama olmamasıdır.Olayın esas nedeni beyinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde üretilmesi olup bir hormonal bozukluktur. Bu dengesizlik neticesinde her ay düzenli olarak yumurtalıklardan yumurtlama olmaz. Bunun sonucunda da yumurtalıklardan erkeklik hormonu üretimi artar.

Diğer pek çok hormonal hastalık gibi bu hastalığında nedeni tam olarak bilinmemektedir.Günümüzde kabul edilen  ortaya çıkış mekanizması kabaca şu şekildedir;  LH’daki artış yumurtalıklarda erkeklik hormonu yapımını arttırır, salgılanan bu erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşür  ve bu östrojen dönüşte LH üretimini arttırmakta ve bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması gibi etkenlerle kırılabilir.Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç de ortaya çıkmakta ve neticede hormonal denge bozularak yine bu kısır döngü elde edilebilmektedir.
Polikistik overde yumurtlama durakladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar, kist sayısı arttıkça yumurtalıkların içindeki hassas hormonal dengeler daha da bozulur ve yumurtlama bozukluğu daha kronik hale gelir, yani bir kısırdöngü oluşur.Bozulmuş folikül sayısı arttıkça bunların olumsuz etkileri de artmaya devam eder ve yumurtlama daha da zorlaşır.

Tedavide en başta kilo verme gelir. Kalorilerin azaltılması, öğünlerin bölünmesi ve karbonhidratlardan kaçınma önemlidir. Buna ilaveten hasta imkânları dahilinde ekzersiz yapmalıdır. Bu yolla kas yapımı ve gelişimi düzeltilir. Beden hareketleri sonucu kaslara giden kan miktarı artar ve ayrıca bu yolla kasa giden insülin miktarı bollaşır.
Oligo veya amenore gibi siklüs bozukluklarının olduğu durumlarda antiandrojen aktivitelere sahip gestrajenli bir tedaviye başlatılır ve bazen de östrojenler kombinasyon halinde verilir. Hiperinsülinemi ve insüline kaşı direncin görüldüğü PCO sendromunda, insüline karşı hassasiyeti (sensitivite) arttıracak preparatların verilmesi yerindedir. Bu etkiyi gösterecek Pioglitazon ve benzeri ilaçlar halen piyasaya çıkmamış olup, Acarbose veya Metformin verilebilir. http://www.doktornevra.com/

Seyrek adet görme ve gecikmeler

Yazan sarp | adet dönemi,rahim kanseri | Çarşamba 18 Haziran 2008 5:48 pm

Senede 3-5 deafa adet gören kadınlar dikkat!

Adet aralarının otuz beş günden daha uzun sürmesine oligomenore denilir. Bunun sonucu olarak, adet kanaması senede 3 veya 4 defa görülür.
Doğurganlık çağında kızlarda adet kanaması gecikmelerine daha sık rastlanılır. Cinsel aktif olan ve doğum kontrol hapı gibi etkin bir korunma yöntemi kullanmayan kadında görülen adet kanaması gecikmesinin en olası nedeni gebeliktir.Bu nedenle ilk olarak gebeliğin olup olmadığı tespit edilmelidir.
Adet kanamasındaki gecikmelerin diğer nedeni ise herhangi bir şekilde o adet siklusunda yumurtlama olmaması ve bu nedenle rahim iç tabakasının
kanamayla atılmasının gecikmesidir. Düzenli adet gören bir kadında aniden ortaya çıkan gecikmenin nedeni stres, mevsim
değişiklikleri ,ani kilo kaybı, seyahat olabilir.Bu durumda çoğu kere ultrasonografide basit yumurta kistleri saptanıp gereken tedavi başlanır. Polikistik over sendromu (PCO) adı verilen hastalıkta;  kilo fazlalığı, aşırı tüylenme ve kanama düzensizliklerinin görüldüğü, adet aralarınında uzadığı bilinir. Polikistik Over sendromu vakalarında östrojen hormonunun fazla salınmasına bağlı olarak anormal rahim içi kalınlaşması ve rahim kanseri gelişebileceğinden bu vakaların hekime başvurarak mutlaka tedavi görmesi gerekir.
Adet kanaması gecikmesinin veya uzun süreli kanama görememenin diğer nedenleri aylık korunma iğneleri, implanon ve doğum kontrol haplarının içinde bulunan hormonların yan etkileridir.
Bir kadında senede bir kez adet kanaması gecikmesi olması ileri tetkik gerektiren bir durum değildir. Ancak adet kanaması gecikmesisık oluyorsa yada uzun süreli
adet kanamasının 3. günü- sabah- aç karına hormon testlerinin (FSH,LH,PRL,TSH ve östradiole) yapılarak tanının konulması ve gereken tedavinin başlanması gerekmektedir.Tiroid bezindeki bozukluklar da sıklıkla adet gecikmelerine neden olabilir.

deri kanseri ve kemirici ülser bazal hücreli karsinom

Yazan admin | deri kanseri,genel,kanser | Salı 17 Haziran 2008 1:28 am

Deri kanseri çok rastlanan bir hastalıktır. Üç ana türü bulunur:
• genelde kemirici ülser olarak bilinen bazal hücreli karsinom;
yassı hücreli karsinom ve;
kötü huylu tümör.
Neyse ki en yaygın tür en az tehlikelidir, en tehlikeli tür olan kötü huylu tümör ise en az yaygın olan türdür. Çocuklarda deri kanserine oldukça ender rastlanır ancak insanlar yaşlandıkça daha yaygın hale gelir. Tüm deri kanseri türlerinin ana nedeni güneş ışığı olduğundan deri kanseri sayısı da yaş ile birlikte artış gösterir. Güneş ışığı ultraviyole ışınları (UV) içerir ve özellikle bebek ve genç kişilerin cildine zarar veren şey bu ışınlardır. Deri kanseri sayısı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Beyaz ırk nüfusu yoğun olan tropik ülkelerde rakamlar güneş ışığı miktarı ile orantılıdır. Avustralya, Güney Afrika ve Güney Amerika eyaletlerinin tümünde beyaz nüfusunda deri kanseri görülme oranı epeyce yüksektir. Siyah derili insanlar (örneğin
Afrika veya Karayip kökenli insanlar) derilerinin rengi sayesinde beyazlara oranla daha iyi
korunurlar.
Semptomlar
Kemirici ülser (bazal hücreli karsinom) tüm kanser türleri arasında en yaygın ve en az tehlikeli olanıdır. Çoğunlukla güneşe maruz kalan bölgeleri ve özellikle de burun ve göz çevresindeki deriyi etkiler.
Ortasında bir çukur bulunan yavaş büyüyen yüksek uçlu bir şişliktir. Şişlik yüzeyinin hemen  altındaki küçük kan damarları görülebilir. Vücudun diğer kısımlarına yayılmasına seyrek rastlanmakla birlikte, ihmal edildiği takdirde yayılabilir. O zaman da dokuların altını kazıyarak çok sayıda dokuya zarar verebilir (bu yüzden kemirici ülser denmektedir). Yassı hücreli karsinom da güneş ışığına maruz kalmayla alakalı olan bir deri kanseridir. Çoğunlukla dudak, kulak veya elin arka kısmında küçük, sert ve ağrısız şişlik şeklinde başlar.
Oldukça hızlı bir şekilde büyür ve çoğunlukla merkezde bir çukur oluşturacak şekilde çöker.
Buna ülser oluşumu denir. Lenf bezlerine ve buradan da vücudun çeşitli kısımlarına yayılabilir. Dudağınızda buna benzer birşey çıktığında kanserden şüphelenmelisiniz. Nedenler
Deri kanserinin nedeni güneş ışığına aşırı derecede maruz kalmaktır.

Teşhis
Hem kemirici ülser hem de yassı hücreli karsinom teşhisi genellikle tümör (şişlik) tamamen temizlendikten sonra mikroskop ile muayene edilerek yapılır.

Tedavi
Kemirici ülser doğrudan ameliyat ile çıkarma, radyasyon veya dondurma yöntemleriyle tedavi edilebilir. Önerilen yöntem sizi muayene eden kişinin cerrah yada dermatolog oluşuna göre değişebilir. Tüm yöntemler eşit derecede etkilidir.
Yassı hücreli karsinom ameliyat ile deriden mümkün olduğunca erken çıkarılmalıdır. Kemirici ülserin aksine bu tümör vücudun öteki kısımlarına yayılıp ölüme neden olabilir.
Hastalığın Önlenmesi
Deri kanserinden korunmanın en iyi yolu aşırı güneş ışığından korunmaktır:

• Koruyucu önlem almak için cildiniz rahatsız olana kadar beklemeyin. En iyi korunma şekli savunmadır. Cildiniz bir kez yandığında zarar meydana gelmiş olur, bu nedenle üzerinize yapışmayan bol giysilerle örtünün.
• Bacak ve kollarınızı örtülü tutun. Sık dokunmuş kumaşlar güneşe karşı en iyi korumayı sağlar.
• Güneşin ışınlarının en etkili olduğu saat 11.00 ile 15.00 arasında doğrudan güneş ışığından kaçının. Bu saatler arasında dışarı çıktığınızda giysi, şapka ve güneş gözlüğü ile korunun ve bolca güneş koruma losyonu kullanın.
• Daima en az 15 SPF’li (güneş koruma faktörü) güneş koruma losyonu kullanın. Çok açık tenli kişilerin ve çocukların 40 güneş koruma faktörlü losyonlar kullanması gerekebilir.
• Cilt 18 yaşından önce güneşten çok zarar görür.

• Tüm vücudunuzun güneş koruma losyonu ile kaplı olmasını sağlayın. Yüz, eller, ayaklar ve boyun da dahildir. Vücudunuzun en korunmasız kısımları genelde güneş ışığı görmeyen yerlerdir.
• Güneşte dışarı çıkmadan en az 30 dakika önce güneş losyonu sürün. Ter ve havluya sürtünmeden ötürü silineceğinden, güneş losyonunu her iki saatte bir yeniden sürün Losyonunuz suya dayanıklı cinsten olsa bile denizden çıktıktan hemen sonra yeniden sürün.
• Denize girerken suya dayanıklı güneş koruması kullanın. UVA ve UVB ışınları suda bir metre veya daha fazla derinliğe kadar nüfuz edebilir.

Sis ve bulutlar cildinizi ultraviyole ışınlarından korumaz. Bulutlu günlerde bile giysiler ile korunun ve SPF 15 güneş losyonu kullanın. Güneşli havalarda daima UVA ve UVB filtreli güneş gözlüğü ve şapka kullanın. Ultraviyole ışınları gözünüzün retina tabakasına zarar verir ve katarakta neden olur.

Papilla ödemi nedir?

Yazan admin | beyin kanseri | Pazar 15 Haziran 2008 5:21 pm

Papilla ödemi :

Yüksek tansiyonu olan veya beyin tümörü olan kişilerde görülebilen optik papilla ödemi gözdeki optik diskin şişmesi anlamına gelir.
Optik papilla ödemi diğer bir adıyla papil ödem (göz dibi ödemi diye de bilinir), görme algısında rol oynayan bütün sinir liflerinin bir araya gelip,
beyindeki görme merkezine ulaşmak için gözden çıktıkları yer olan optik disklerdeki sıvı birikimi anlamına gelir.

Söz konusu durum bir hastalık değil, bir bulgudur ve bedendeki kan damarları ile dolaşımın göstergelerinden biridir.
Ödem, yüksek tansiyonunun varlığını ve yüksek tansiyonun damarları ve dolaşımı etkilediğini gösterir.
Nedenlerdeki faktörler tedaviyle ortadan kalktığında, ödem de yok olur.

papilla ödemi nedenleri :
Optik papilla ödeminin en yaygın nedeni beyindeki birincil ya da ikincil tümörlerdir (Yani, beyin dokusunun tümörü ya da başka organlardan beyne yayılmış olan metastazlar).
Öteki olası nedenler yüksek ise tansiyon, beyin içindeki kanamaya bağlı kafa içi basıncı artması, göz çukurundaki tümörler ve ağtabaka toplardamarında pıhtı oluşumudur.
Ağtabaka toplardamarı, kafadaki en büyük toplardamarlardandır.

papilla ödemi belirtileri :
Optik papilla ödemi, genellikle göz dibinin oftalmoskop (Ağtabaka ve üzerindeki yapıların görülmesini sağlar) ile muayenesi sırasında ortaya çıkar.
Başlangıç döneminde, şişme hafif olduğundan diskin kenarları net biçimde görülemez, onun yerine hafif bulanık bir görünüm izlenir.
Ayrıca kıvrılıp genişlemiş toplardamarlar, kanama alanları ve şişme nedeniyle gölgeli alanlar görülebilir. Ciddi vakalarda görmede bulanıklaşma olur.
Tehlikesi, ödeme yol açan nedenin tedavisiz bırakılması durumunda ilerleyen görme kaybına neden olmasıdır.

Papilla ödemi tedavisi :
Optik papilla ödemi tek başına bir hastalık değildir, yani başka hastalıklar ile baş gösteren bir bulgudur.
Bu nedenle optik papilla ödeminin kendisi tedavi edilmez.
Ancak bu belirtiye yol açan hastalık tedavi edildiğinde ödem de geçer.

« OncekiSonraki »