Amniyosentezin riskleri nelerdir?

Yazan admin | anne ve bebek,hamilelik gebelik,hastalıklar | Pazartesi 20 Nisan 2009 7:33 pm

AMNİYOSENTEZ’in riskleri nelerdir ?

amniyosentez-riskleriAMNİYOSENTEZ ilk geliştirildiği günlerde henüz ultrasonografi gibi hassas görüntüleme yöntemleri olmadığından “körlemesine” uygulanmakta ve çeşitli istenmeyen durumların oluşmasına neden olmaktaydı. Günümüzde bu durumlar azalmış olmakla beraber her invaziv (vücudun “bütünlüğünü” bozarak yapılan) işlemde olduğu gibi çeşitli riskler söz konusu olabilmektedir.

İşlem yapılırken en sık oluşan istenmeyen durum iğnenin girmesiyle amnios zarının uterusa bağlı olduğu yerden ayrılması ve zarın iğnenin üstünde “çadırlaşarak” sıvının içine girmeye müsaade etmemesidir. Tecrübeli bir operatör bu durumla kolaylıkla başa çıkabilirken amnios zarının uterus duvarından geniş bir alanda ayrılması durumunda işlemi 1-2 hafta sonrasına ertelemek gerekebilir.

Ultrasonun olmadığı dönemlerde “körlemesine” yapılan AMNİYOSENTEZ uygulamalarında enjektöre sıvı gelmemesi durumunda iğne yerinden çıkarılıp başka bir yerden tekrar batırılmakta, yani bir işlemde çok sayıda giriş yapma durumunda kalınmaktaydı. Çok sayıda giriş bebeğin işleme bağlı ölme riskini artıran bir durumdur, ancak günümüzde özellikle ikiden fazla giriş gerektiren durumlar ender olarak görülmektedir.

Bebeğin işleme bağlı yaralanma riski de günümüzde rutin olarak ultrason yardımıyla yapılan AMNİYOSENTEZ’lerde oldukça azalmıştır. Ultrasonsuz dönemlerde bebeğin her türlü organında iğne batması sonucu yaralanmalar oluşabilmekteyken, günümüzde bunların sayısı çok azalmıştır. Meydana gelen yaralanmaların büyük kısmı bebeğin cildine iğne batması gibi zararsız sayılabilecek yaralanmalardır.

İşleme bağlı olarak annenin dolaşımına değişen miktarlarda kan hücresi geçişi olmaktadır. Bu durum genellikle bir problem yaratmaz. Ancak anne adayıyla baba adayı arasında Rh uygunsuzluğu olduğu durumlarda bebeğin kan grubu da pozitifse problem yaratabilir. Bu durumda daha önceden Rh pozitif bir kan hücresiyle karşılaşmamış olan anne adayı savunma sistemi bu hücrelere karşı antikor üretmeye başlar, yani sensitize olur (duyarlılaşır). Bu, mevcut olan bir gebelikte bir problem yaratmamasına karşın sonraki gebeliklerde anne adayı tekrar Rh (+) kanla karşılaştığında daha önceden sensitize olup hazırlandığı için çok daha hızlı tepki göstererek bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına neden olabilir. Bu yüzden işlem sonrası anne adayına bir doz Rh immunglobulin (Rhogam) uygulanır. [Rh uygunsuzluğu]

Bebeğin işlem esnasında aniden ölmesi de nadir görülen bir durumdur. Bunun işlemin bebekte yarattığı “stresin” nörolojik yolla kalbin durmasına bağlı olduğu düşünülmektedir.

İşleme bağlı olarak amnios sıvısında enfeksiyon meydana gelme riski de aseptik (steril, yani bakterilerden arındırılmış) şartlar mevcut olduğunda ve kurallara uyulduğunda oldukça düşüktür. Ancak ikinci trimesterde amnios sıvısının savunma mekanizmaları henüz az gelişmiş olması nedeniyle enfeksiyonlar ağır seyredebilir.

Genetik tanı amacıyla yapılan amniosentez sonrası yaklaşık %1-2 anne adayında “su gelmesi” şeklinde yakınmalar olmaktadır. Bu durum genellikle 48 saat içinde kendiliğinden iyileşir.

AMNİYOSENTEZ uygulanan anne adayının enfeksiyon bulguları (ağrı, ateş, akıntı gibi), kanama, su gelmesi gibi bulguları doktoruna mutlaka haber vermesi gerekir. İstirahat mutlak zorunlu değildir ancak bedeni zorlayan işler yapılmamalı ve cinsel ilişkiye 3 gün ara verilmelidir.

Bebeğin işleme bağlı kaybedilme oranını belirlemek güçtür. Zira bebeklerin bir kısmı AMNİYOSENTEZ uygulanmasa da başka nedenlere bağlı olarak ölebilmektedir. Bu konuyu aydınlatmak için yapılan bir çalışmada AMNİYOSENTEZ yapılmamış anne adaylarının bebeklerinin ölme oranı %3, AMNİYOSENTEZ yapılan anne adaylarının ise %3.2 olduğu, yani AMNİYOSENTEZ’in bebeğin ölme riskini çok az artırdığı belirlenmiştir.

Amnios sıvısı embolisi (amnios sıvısının kana geçmesi ve akciğer ana atardamarını tıkamasıyla meydana gelen çok ciddi bir durum) gibi durumlar ise çok nadiren meydana gelebilir.

Basur (Hemoroid) için yeni tedavi yöntemleri

Yazan sarp | alternatif tıp,hastalıklar | Çarşamba 8 Nisan 2009 1:25 pm

Hemoroid (basur) tedavisi için bir çok söylenti duyuyoruz. Bunlar ” hemoroid bitkisel tedavi, hemoroid ameliyatları , hemoroid ilaçları, hemoroid lazer tedavisi vs.. Ve bunlardan hangisinin bize iyi geleceğine kannaat getiremiyoruz. Burada hemoroid(basur) tedavisi olmuş ve tamamen hastalığı geçmiş kişilerin yeni ve gelişmiş tedavi yöntemlerini paylaşarak doğru tedavi yöntemini seçmede yardımcı olmak için bir konu açıyoruz.

Bizim için enteresan olan ve internetten araştırdığımız kadarı ile patlican sapı ile basur (hemoroid ) tedavisinin tarifinden bahsedeceğiz. Bazı makalelerde gördük ki, gerçekten bu tedaviye şükredenler var.

PATLICAN SAPI İLE DOĞAL patlican-basur-tedavisiTEDAVİNİN TARİFİ bu şekildedir.
10 adet patlıcanın yeşil sap kısmını patlıcandan ayırarak, yıkayıp iyice temizleyip, bir tencerede 10 bardak suyla birlikte kaynatıyoruz. Kaynamaya başlayınca tencerenin kapağını kapatıyoruz ve alevi iyice kısıp , yaklaşık yarım saat hafif hafif kaynatıyoruz. Kapağı açmadan kendi kendine soğumasını sağlıyoruz. Soğuyunca içindeki sapları atarak. süzdüğümüz sarı rekli suyu buzdolabına koyuyoruz..

Sabah, Akşam aç karnına 1′ er bardak bu sudan içiyoruz.

10 bardaklık su olduğuna göre bu tedavi yaklaşık 5 gün sürüyor. Bu 5 gün içinde yememeye özen gösterilecek yiyecekler; Sirke, Turşu, Domates, Bulgur, Çilek, Acı Biber. Tedaviden sonra hepsi yenebilir. Soğuk yerlere oturmak ve basmak yasak.
Hamilelikten dolayı oluşan veya yakın bir zamanda meydana gelmiş Hemeroidlerde perhizi de aynı zamanda yapmanız şartı ile tedaviniz bu kadardır.

Eskiden oluşmuş Hemeroidlerde fistülün içinde muhtemelen iltihap olmaktadır. Bu yüzden vucut o iltahabı geri çekemez. Bu durumda Doktorunuza danışarak uygun bir antibiyotik ile bu iltihabı yok etmelisiniz. Böylece patlıcan suyunu, perhizi, antibiyotiği aynı zamanda tatbik edebilirsiniz.

Hemoroid basur tedavisi olanların ve olacakların yorumları çok önemli olacaktır. Herkese iyi yorumlar ve geçmiş olsun..

Egzama Tedavisi için Hızlı Yöntemler

Yazan sarp | alternatif tıp,hastalıklar | Pazartesi 6 Nisan 2009 12:55 pm

Egzama hastası mısınız?. Kaşınmaktan, kızarmaktan ve deri bozukluklarından bunaldınız mı? Gerçekten çok zor hastalık egzama. Egzama için belli bir tedavi söz konusu olmamakla birlikte doğal tedavi yöntemleri nin iyi geldiği bilinmektedir.Her zaman tedavi için en iyisi doktor kontrollü bir yaklaşımdır.

egzama-tedaviBu sorunu çözmek için internette ve bir çok kaynakta bulabileceğiniz,  pek çok yöntem size yardımcı olabilir. Bazı kanıtlanmış çözümler ve egzama tedavisi için hızlı tedavi yöntemlerini aşağıdaki gibidir.

• Hindistan cevizi yağı ile egzama tedavisinde mucizeler yaratabilirsiniz. Saf hindistan cevizi yağı, herhangi bir koku içermeyez ve kuru cilt için en iyi seçenektir. Herhangi bir zararlı kimyasal madde de içermez, ayrıca ucuz çok ve güvenlidir. İltihabı azaltır ve böylece bağışıklık sistemi üzerinde çalışarak dokuları onarır. Yağ asitleri ve oksidasyon ile cilt üzerinde denge sağlamaktadır.

• Kefir, kımız gibi probiyotik yiyecekler tüketebilirsiniz.

• Sarı papatya ve bitkisel özleri dışında yapılan jelleri ve kremleri de egzama ve tedavisi için iyidir.

Çuha Çiçeği Yağı  cilt olarak egzama neden eksiklikleri kaldırmaktan yardımcı olduğu bilinir.

• Çamur banyosunun kaşıntıyı rahatlama açısından tedavide önemli rolü vardır.
• Deri hassasiyetini etkileyecek durumlardan kaçının, sıcak su ile banyo yapmayın her zaman ılık tercih edin.

• Tırnaklarınızı kısa tutun böylece istemeyerek kaşıdığınız bölgeleri tahriş etmemmiş olursunuz.

• Pamuk elbiseler tercih edin. Pamuk elbiseler cildi tahriş etmeyen en iyi elbiselerdir.

Umarım burada yazılanlar sizin için iyi gelir. Hastalığın iyisi olmaz heralde o yüzden sizde egzama hakkında tedavi yöntemlerine sahipseniz, diğer hastalar için burada bildiklerinizi paylaşın.

Yemek Borusu Kanseri

Yazan admin | hastalıklar,kanser | Pazartesi 16 Mart 2009 8:38 am

yemek-borusu-kanseriÇok fazla belirti vermeden yayılan ve çoğu zaman yutma zorluğuyla kendini gösteren yemek borusu kanserlerine kimi zaman yaşam koşulları kimi zaman da çevresel faktörler neden oluyor.
TÜSÜLENMİŞ ET VE TUZLANMIŞ SEBZEDEN UZAK DURUN
Yemek borusu kanserlerinin görülme sıkııgı nedir?
Acıbadem Sağlık Grubu KonsüHan Genel Cerrahi Uzmam Prof. Dr. Nihat Yavuz: Yemek borusu kanseri(özofagus kanseri), dünyada görülen tüm kanserler arasında 6. sırada yer almaktadır. Erken belirti vermemesi nedeniyle hastalar hekime geç başvururlar. Bu yüzden hastaların çoğunda tanı konulduğunda hastalık ileri evrede olmakta ve tedavi yani tam iyileşme şansı azalmaktadır.
Daha çok kimlerde görülüyor?
Prof. Nihat Yavuz: Hastalık genellikle 50-70 yaş arasında görülür. Erkeklerde daha sık rastlıyoruz. Hastalığın görülme sıklığı coğrafi olarak da farklılıklar gösteriyor. Batı ülkelerinde 100.000′ de 20 iken, Uzakdoğu ülkelerinde 100.000′ de 100 oranında rastlanıyor. Bu oran Güney Afrika’ da 100.00′ de 160, Kazakistan’ da 100.000′ de 540′lara kadar çıkıyor. Ülkemizde ise oran tam olarak bilinmese de Doğu Anadolu bölgesinde daha sık görülüyor.
Yemek borusu kanserine neden olan sebepler nelerdir?
Prof. Yavuz: Yemek borusu kanserine neden olan faktörler kanserin tipine göre farklılıklar gösterir. Squamoz hücreli kanser gelişiminde alkol ve tütün tüketimi en önemli rolü oynar. Buna tütsülenmiş et, tuzlanmış sebzelerle beslenme, sıcak sıvıların alınması, vitamin-mineral eksiklikleri ve birtakım hastalıklar (akalazya gibi) da rol oynarlar. Adenokanser gelişmesinde ise gastroözofageal reflü önemli bir rol oynamaktadır.
Ne tür belirtilerle ortaya çıkar?
Prof. Dr. Yavuz: Yemek borusu kanserlerinde hastaların yüzde 90′ında yutma güçlüğü ve kilo kaybı ilk belirtileri oluşturur. Yutma güçlüğü gittikçe ilerleyen bir özellikte olup hastalar önce katı gıdaları daha sonra yumuşak gıdaları ve en sonunda da suyu bile yutamadığını söyler. Bunlara ilaveten ağrılı yutma, yediklerinin ağzına geri gelmesi, göğüs arkasında ağrı, gıdaların aspirasyonuna bağlı akciğer enfeksiyonu gelişeb!lir. İlerlemiş olgularda ses kısıklığı, soluk borusu ile yemek borusu arasında fistül gelişimi görülebilir.
Hastalığın tanısı hangi aşamalardan sonra konulur?
Prof. Dr. Yavuz: Hastaların fizik muayenesinde kilo kaybına ait bulgular, ele gelen lenf leri saptanabilir. Tanıda kullanılan yöntemler sırasıyla radyoloji yani Naçlı film ile yemek borusu ve ınide filmlerinin çekilmesi, endoskopi-hjyopSi, bilgisayarlı tomografi yani göğüs ve karın bölgesinin tomografkinin çekilmesi he!ll tanı hem de hastalığın evrelendirilmesi açısından önemlidir. Endoskopik ultrasonografi (endoskopi allında tümörün derinliğini saptayıp biyopsi alınarnıza olanak sağlar) en sık kullanılan tanı yöntemleridir. Bunların yanı sıra MR (manyetik rezonans görüntüleme) ve PET (Pozitron Eınisyon Tomografisi) nadir olarak kullanılan yöntemlerdir. Özellikle PET hastalığın yayılmış olması halinde önemlidir.
Tedavisinde hangi yöntemler kullanılır?
Prof. Dr: Yavuz: Yemek borusu kanseri tanısı konulup ve hastalığın evresi saptandıktan sonra tedavide nasıl bir yol izleneceği önemlidir.

SKOLYOZ NEDİR NEDENLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR

Yazan admin | hastalıklar | Perşembe 12 Şubat 2009 11:34 pm

SKOLYOZ NEDiR?
Sağlıklı bir omurgaya arkadan bakıldığında tüm omurlar aynı doğrultuda görülür. Herhangi bir nedenle bu dizilimin bozulmasına ve anormal bir eğriliğin ortaya çıkmasına skolyoz adı verilir.
Ülkemizde 12-14 yaş arası çocuklarda yapılan taramalarda omurga eğriliklerinin % 2 oranında görüldüğü aptanmıştır.
skoyoz-2NASIL FARK EDiliR?
Skolyozun erken dönemlerinde genellikle bir yakınma yoktur. Bu nedenle tanı genellikle tesadüfen konulur. Genellikle ilk bulgu görüntü bozukluğudur. Kötü duruş şekli, bir omuzun diğerinden yukarıda durması, bir tarafta belirginleşen kürek kemiği çıkıntısı, elbiselerin tam olarak vücuda oturmaması [kızlarda etek ya da elbise çizgilerinin asimetrik olması) çoğu zaman aile veya öğretmenleri tarafından fark edilir.
Skolyozun saptanmasında en kolay yollardan biri öne egilme muayenesidir. Dizlerini bükmeden her iki eli ile yere degmeye çalışan öne egilmiş çocukta kaburga çıkıntısı, kalça veya belde asimetri olması skolyozu akla getirmelidir.
KiME BAŞVURMALlYIM?
Skolyozdan kuşkulandıgınızda tanı ve tedavisi için ortopedi ve fizik tedavi rehabilitasyon kliniklerine başvura bi li rsin iz.
SKOLYOZUN NEDENLERi NELERDiR?
Skolyozun pek çok nedeni vardır, ancak %80 hastada skolyoza neden olan bir saglık sorunu saptanamaz. %20 hastada ise yapısal bir kemik sorunu, sinir sistemi, kas hastalıkları saptanabilir veya yapısal bir bozukluk olmadıgı halde skolyoz, duruş bozuklukları, omurga kırıkları, tümörler, bacak boyu eşitsizlikleri nedeniyle oluşmuş olabilir.
SKOLYOZ TEDAVi EDiLEBiLiR Mi?
Skolyoz tedavisinde amaç kozmetik olarak düzgün, dengeli ve agrısız bir omurga yapısı saglamak ve oluşabilecek ek sorunları önlemektir. Erken tanı, egriligin daha küçükken saptanması ve gerekli önlemlerin alınması ile ilerlemenin önüne geçilmesini saglar. Tanı ve tedavide her hasta bireyselolarak degerlendirilmelidir. Yani her hastanın tedavisi kendine özgüdür.
Skolyozun seyri hastadan hastaya degışkenlik göstermektedir. Skolyoz ilerleyebilir, aynı derecede kalabilir veya düzelebilir. Tedaviyi belirleyen ana faktörlerden biri, bu sürecin öngörülmesidir. Genel olarak kız cinsiyet skolyozun küçük yaşta ortaya çıkması, iskelet olgunlaşmasının derecesi, çift egrilikler, egrilik açısının fazla olması, hastalıgın ilerleyebilecegi konusunda uyarıcı olabılir. Bu hastalar daha yakın izlenip, daha yogun tedavi alırlar. Dolayısı ile skolyozlu bir çocuk düzenli aralıklarla konunun uzmanı bir hekim tarafından kontrol edilmelidir.
TEDAViDE EGZERSiZ VE KORSENiN YERi
Egzersiz skolyoz tedavisinde duruşun düzeltilmesinde, esnekligin artırılmasında ve psikolojik olarak hastanın hastalıga olan uyumunu artırmada etkin olmaktadır. Buna karşın tek başına egzersiz yapmak yeterli olmayabilir. Genel olarak cerrahi tedavi gerektirecek kadar olmayan egriligin tedavisinde, egzersiz programı ile korseleme birlikte kullanılmaktadır. Korseleme ihtiyacı hastadan hastaya degişiklik göstermektedir. Egriligin açısı, ilerleme düzeyi, çocugun gelişim evresine göre korseleme kararı verilmektedir. Yine, egriligin oldugu bölgeye göre farklı korse çeşitleri kullanılabilir.
CERRAHi TEDAVi
Korse ile ilerlemesi durdurulamayan hastalarda, egriligin 40 derece üzerinde olması durumunda egrilik ameliyat ile düzeltilebilinir. Ameliyat kararı verılirken çocugun yaşı, iskelet sisteminın olgunlaşma derecesı, gelişebilecek komplikasyonların önlenmesi gerekliligi dikkate alınmaktadır.

Topuk Dikeni ve Tedavileri

Yazan admin | hastalıklar | Cuma 6 Şubat 2009 12:10 am

Topuk dikeni gerçekten çok canımızı yakan ve hemen çözüm aradığımız bir konudur. Topuk dikeninde yeni tedavi yöntemlerini paylaşmamız, bu hastalıkla yeni tanışanların kolay çözüme ulaşmasını sağlayacaktır. Mesela topuk dikeni bitkisel tedavileri, ilaç tedavileri, birtakım ayakkabı içi özel destekleri, cerrahi ve benzeri tedavi yöntemleri , hangilerinin daha iyi ve çabuk iyileştirdiği paylaşımlarımız arasında olmalıdır. Topuk dikeninin nedenleride önemlidir. Çok ayakta durmak yanlış ayakkabı kullanmak gibi nedenler olabilir.  

Peki bu tapuk dikeni denilen hastalık nedir. ?

topuk-dikeniTopuk kemiğinden başlayarak ayağın ön tarafına kadar uzanan bir bağ dokusu ayağın kavisini oluşturmakta önemli bir görev üstlenmektedir. Bu dokuda oluşan yırtıklar topuk ağrısının nedenidir. Aslında röntgende topuk kemiğinin altında görülen ve topuk dikeni de denilen kemik çıkıntısı bu bağ dokusunun yapışma ve birleşme yeridir. Genellikle bu kemik çıkıntısının ağrı ile bir ilgisi yoktur.
Ayak bileğinden geçen sinirler de topuğa doğru ince ince dallar şeklinde ilerler. Bu ince dallar şeklindeki sinir liflerinin dokular arasında sıkışması topuk ağrısının nedeni olabilmektedir.

Topuk ağrısı çekenler ve tedavisini bulanlar soru ve yorumlarını yazabilirler

Kekemelik tedavisi nasıl yapılır?

Yazan sarp | hastalıklar | Salı 3 Şubat 2009 11:19 am

kekemeKekemelik tedavisi üzerine bir çok  söylentiler var. Ama bizim için önemli olan bunun alt yapısını araştırmak ve paylaşmak. Öncelikle Kekeme insanlar yaşadığı problemleri ve çözüm yöntemlerini burada ayrıntılı olarak paylaşmalı.  Burada doktorlarada ihtiyaç duymaktayız. Bununla ilgili olarak sağlık kuruluşlarıda ne tip ve nerde tedavi uyguladıklarını yazabilirler.

Kekemeliğin nedenleri fiziksel ve psikolojik olabiliyor diye biliyorum.Dediğim gibi burası kekekeme problemlerini birlikte araştırma ve çözme sayfası herkes bildiklerini ve sorunlarını yazsın.

İdrar Kaçırma Nedenleri ve Tedavileri

Yazan admin | hastalıklar | Perşembe 8 Ocak 2009 10:47 pm

idrar-kacirmaİdrar kaçırma nedir?
Acıbadem Bursa Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Şamlı:
Zaman ve yer açısından uygun olmayan hallerde istemsiz bir şekilde idrar boşalmasına ‘idrar kaçırma’ adı verilir. Böbreklerde oluşan idrar, üreter adı verilen idrar kanalı aracılığı ile idrar torbasına ulaşır. İdrar torbasında biriken idrar belli bir hacme ulaşınca, bu organdan çıkan uyarılar doğrultusunda beyin, omurilik ve sirıir ağı aracılığı ile idrar torbasına kasılmasını sağlayan uyarı gider. Bununla birlikte idrarı tutmayı sağlayan farklı kaslara da uyarı giderek bu kasların gevşemesi sağlanır. Bu şekilde kontrollü bir biçimde, uygun yer ve zamanda mesanenin boşalması sağlanır. İşte, idrar torbasının idrar depolamasını ve içindeki idrarın kaçmasını engelleyen bu mekanizmalara ait sinir, kas ve anatomik destek yapı problemleri istemsiz idrar kaçırmasına sebep olmaktadır.
Bu rahatsızlık, kadınlarda en çok hangi yaşlarda görülür?
Doç.Dr. ŞamIı: En çok ileri yaşlarda görülen, yaşam kalitesini bozan bir hastalık olarak değerlendirilir. Özellikle menopozdan sonra şikayetler artmaktadır. Menopozdan sonra görülen hormonal bozukluklar, östrojen yetmezliğinirı sebep olduğu bağ dokusundaki zayıflamalar, birden fazla doğumlar ve bunların getirdiği doku zayıflıkları idrar kaçırmaya neden olabilir.
idrar kaçırmanın sebepleri ve risk faktörleri nelerdir?
Doç.Dr. ŞamIı: ilerleyen yaşla birlikte, özellikle menopoz soması östrojen hormonunun azalmasıyla leğen kemiği içindeki idrar torbası ve rahmi yerinde tutan destek dokular zayıflamak!a ve idrar kaçuma artmaktadır. Fazla sayıda doğum yapılması, iri bebek doğurmak ya da doğumda vakum kullanılması idrar kaçırma riskini artıran faktörler arasındadır. Kabızlık, obezite, astım, kronik bronşit gibi hastalıklar da destek dokuların zayıflamasına neden olduğu için idrar kaçırma sebepleri arasında sorgulanmaktadır. Kalıhmsal olarak bazı hastalarda destek dokuları ve bağlar daha zayıf olabilmektedir, bu kişiler idrar kaçırmaya daha yatkındular. Sigara içenlerde idrar kaçırma daha sık görülınektedir. Şeker hastalığı, kas hastalıkları, leğen kemiği bölgesinde yapılan cerrahiler, omurganın etkilendiği kazalar veya cerrahi müdahaleler, sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve bazı ilaçlar, idrar kaçırmaya neden olan faktörler arasındadır. Gebelik sırasında yüzde 30-60 kadında idrar kaçırma oluşabilmektedir. Bu durum, doğum soması kendiliğinden düzelmektedir.
Kaç tip idrar kaçırma vardır?
Doç.Dr. Şamlı: ‘Stres tipi’ dediğimiz idrar kaçırma, karın basıncını arhran, hapşırma, öksürme, ıkınma, ağır bir şey kaldırma, yürüme gibi durumlarda meydana geliyor. Bu kişiler normal zamanda bir problem yaşamazken, güldüğü ya da hapşırdığı zaman, karın içi basıncı arttığında idrar kaçırabilmektedir. Bir de ‘urge tipi’ dediğimiz aciliyet hissi ile kontrolsüz ve istemsiz idrar kaçırma şekli vardır. Kişinin idrar hissi ve böyle bir beklentisi yok iken, aniden tuvalete yetişmeye çalışması, yolda yüksek basınçla kasılan mesanenin o basıncını kontrol edememesi sonrasında idrar kaçırmak söz konusudur. Bir de ikisinin kombinasyonu olan ‘karışık tip idrar kaçırma’ hem hapşırarak, öksürerek kaçırdığı stres tipi, hem de urge tipi ani sıkışma halini birlikte yaşayan hastalar var. Bunların bir tanesi diğerini provoke edebilmektedir.
Nasıl ayırt edilebiliyor?
Doç.Dr. ŞamIı: Öncelikle hastayla ayrıntılı bir şekilde konuşmak gerekiyor. Sorgu sırasında büyük bir anlamda sebebi ortaya koyabiliyoruz. Hangi pozisyonda, hangi şartlarda idrar kaçırdığını öğreniyoruz. Sebebinin yüzde 90′lık kısmını öyküden almaya çalışıyoruz. Daha sonra jinekolojik muayeneye geçiliyor. Jinekolojik muayenede hastayı öksürtüyoniz, yatarak veya ayağa kaldırarak ıkındırıyoruz. Birtakım ölçümler yapıyoruz. Vajende mesaneye ait veya makat bölgesinde sarkmaların olup olmadığını veya destek dokusunun yeterli olup olmadığını, vajen ya da makat girişindeki kasların kuvvetlerinin yeterli olup olmadığını kontrol ediyoruz. O bölge içine ulaşan sinirlerin bacaklara giden sinirler olduğunu biliyoruz. Buradaki refleksleri kontrol ediyoruz. Reflekslerdeki ve duyulardaki problemleri ortaya koymaya çalışıyoruz. Bundan sonra idrar tahlili, idrar kültürü değerlendirilmesi standart yapılıyor. Ancak bu konuya yönelik spesifik olarak yapılan test, ürolojik incelemedir. Bu incelemede mesaneye çok ince bir sonda yerleştirilmektedir ve mesane yapayolarak bir serum ile doldurulmaktadır. Burada mesanenin dolum sırasında birtakım hisleri duyup duymadığını değerlendiriyoruz. O sırada öksürtme, ıkınma gibi denemelerini yapıyoruz ve hangi basınçlarda, hangi şartlarda kaçırma olduğunu anlayabiliyoruz. Gündelik hayatta yaşadığı problemleri laboratuvar ortamında doğrulamaya çalışıyoruz.
idrar kaçırma yönteminin hangisi oldugu belirlendikten sonra uygulanan tedaviler farklı mı?
Doç.Dr. Şamiı: Urge tipi yani am sıkışma tipi idrar kaçırmada, cerrahi tedaviyi tercih etmiyoruz, ancak öksürme hapşırma gibi karın içi basıncını artıran hallerdeki idrar kaçırmada cerrahi tedavi ön planda tercih edilmektedir.
Stres tipi idrar kaçırmada uygulanan cerrahi yöntem nasıl? Hasta ne kadar zaman sonra normal hayatına dönebiliyor?
Doç.Dr. Şamiı: Hastamn problemini tespit etmeye yönelik mesane günlükleri adını verdiğimiz birtakım tetkikler var. Burada hasta idrar saatlerini, miktarlarını ve kaçırma sıklıklarım 2-3 günlük zaman diliminde kaydediyor. Yani günlük yaşadığı problemleri sayısallaştırıyoruz. Hastayla bu probIemin düzeyini ve hastanın tedavi sonrasındaki beklentilerini ortaya koymamız gerekiyor. çünkü doktorun başarılı bulması kriterleri ile hastanın başarılı bulması kriterleri farklı olabiliyor. Günde 5-6 kez her hapşırdığında idrar kaçıran kişiye cerrahi uygulandığı zaman günde bir kez bu problemi yaşayabileceğini söylediğiniz zaman bunu bir başarı olarak kabul edebiliyor. Ama günde bir iki damla bile idrar kaçırmaktan rahatsız olan bir iş kadını, bır iki damlarun verdiği rahatsızlıktan çok daha fazla ızdırap duyduğuiçin böyle bir tedavi onun için yeterli olmayabiliyor.
Korunma yöntemleri nelerdir?
Doç.Dr. Şamiı: Hasta, fark ettiği noktada, eğer doktorla görüşürse problemi çözme ve anlama olanağına kavuşur; ancak bunları yaşın getirdiği normal bir durum olarak algılayıp geciktirdiğinde organlardaki sarkmalar zaman içinde daha belirgin hale gelir. Basit yöntemlerle tedavi edilebilir durumlar tedavisiz kaldığında, ilerlediğinde ciddi cerrahi tedavileri gerektirebilecektir. Birinci sırada koruyucu hekimlik ön plandadır. Kronik kabızlık, sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları da kişilerde idrar kaçırmaya sebep olabilir. Dolayısıyla kabızlıktan korunma, bol miktarda su tüketimi, sık tekrarlayan enfeksiyonların uygun şekilde tedavisi, eğer obezite denecek şekilde kilo problemi varsa bunun kontrollü bir şekilde düşürülmesi, özellikle menopoz döneminde bağ dokuları zayıfladığı için ağır yüklerden kaçınılması gerekir.

Menopoza giren kadınlarda neden idrar kaçırma problemi görülüyor?
Doç.Dr. Şamlı: Sebebi tam olarak bilinemiyor. Tüm menopoza giren kadınlarda idrar kaçırma olmamaktadır. Eğer ailede böyle problemler yaşayan insanlar var ise o genetik faktörler transfer edileceği için bağ dokularını oluşturan genetik materyal problemli olabiliyor. Bu kişilerin iyileşme ye doku destekleri genetik olarak size geçiyor.

Akraba Evliliğinin Sebep Olduğu Hastalıklar

Yazan admin | hastalıklar | Cumartesi 27 Aralık 2008 2:41 am

Akraba evliliklerinde neden olduğu hastalıkların başında; (fenilketonüri)zekâ geriliği, Parkinson, Akdeniz Anemisi, Alzeimer, Huntington hastalığı ve nöron ölümüdür.
Özürlü doğan bebekler ile ölü doğan bebekler de bu örnekler arasına girmektedir

Akraba evliliklerinde, hem annenin hem de babanın aynı bozuk geni taşıma ihtimali daha yüksek olduğu için, çocuğun da hasta doğma ihtimali artmaktadır. Buyüzden, düşük ve ölü doğum ihtimali de artmaktadır. Ailede genetik dağılım yapısı, erkek ve kız kardeşlerde, genellikle genlerin yarısı birbirinin aynı olmaktadır. Gen benzerliklerinin oranları, akrabalık uzaklaştıkça küçülür ve torunlar, büyük anneve babalarının dörtte bir genine sahiptir. Kuzan ve yeğenlerinin genleri ise, yüksek çoğunlukta amca ve halalarının, dayı ve teyzelerinin dörtte bir genine eşit olmaktadır. Akrabalık seviyesi uzadıkça bu oran, kardeş çocuklarında olduğu gibi sekizde birine kadar düşmektedir.

Klomen tedavisi ile bebek sahibi olmak

Yazan admin | adet dönemi,anne ve bebek,hamilelik gebelik,hastalıklar,kadınca | Pazar 14 Aralık 2008 12:47 am

Öncelikle klomen tedavisi nedir ona değinelim. Kadınlardaki yumurtlama problemlerinin giderilmesinde kullanıllır. Yumurta geliştirme ortam oluşturma içinde kadınlarda bir takım hormaonlar ön plandadır. Bu amaçla Klomifen Sitrat kullanılır.  Bu ilaç ile  yüksek oranda yumurtlama sağlandığı ve bu yumurtlama ilede %50 civarlarında hamile kalındığı bulgular arasındaymış. Bu ilaç tedavisinin belli bir süresi olup herkesde başarı sağlanmaması doğal. Herkesin hormanal ve genetik denge yapısı farklıdır. Normal bir adet döngüsü ve gebelik oluşturmak gereklidir.

Bizim bu konuya değinme amacımız yani burada klomen kullanan kişilerin neticelerini ve tedavi gidişatını sorularını ve bulgularını paylaşması..Umarız herşey istediğiniz gibi olur.

« OncekiSonraki »