Domuz Gribi Hakkında Merak Ettikleriniz

Yazan sarp | hastalıklar | Cuma 16 Ekim 2009 12:20 pm

domuz-gribiBildiğiniz gibi Ankarada domuz gribi ( H1N1 virüsü )nedeni ile kapatılan okul ve domuz gribi görülmasi nedeni ile domuz Gribi hakkında tüm merak edilenleri yanıtlamayı ve paylaşıma açmayı uygun gördük.
Bu hastalık la ilgili soru cevap şeklinde cevaplamaya çalıştık. Sizlerinde sorabileceği çeşitli sorularıda paylaşım olarak yorum bölümünde tartışmaya açtık.

  Domuz gribinin belirtileri nelerdir?

Yüksek ateş öksürük boğaz ağrıları , yaygın kas ağrıları ve burun akıntısı hastalığın en önemli belirtilerini oluşturmaktadır. Hastalık birden bire ortaya çıkmaktadır. Bazı hastalarda ishal ve kusma görülemektedir. Genç yaş grupları daha fazla etkilenmekte olduğundan endişe verici bir durum söz konusudur.

Domuz gribini normal gripten nasıl ayırt edebiliriz?

Normal gripten ayırt eden belli bir özellik yoktur. O yüzden nerelerde bulunduğunuz ve kimlerle temas ettiğiniz bilgileri çok önem taşımaktadır. Dolayısıyla bu gribin bulunduğu bölgelerde bulunmuşsanız kendinizden şüphe etmeniz gerekmektedir.

Domuz gribi nasıl bulaşır?

Aynı gribin bulaştığı gibi solunum ve solunum salgılarıyla kirlenmiş el eya temas şeklinde bulaşır. 

Kimlerin domuz gribine yakalanma riski daha fazladır?

Yeni bir virüs olduğu için insan vucudunda bu virüse karşı hiç bir bağışıklık sistemi oluşmamıştır. Aşısıda olmadığından bir bağışıklık kazanılması mümkün değildir. Dolayısıyla bu virüsle karşılaşan herkes hastalanabilir.

Domuz gribi nasıl teşhis edilir ? Özellikle bu hastalığın görüldüğü yerlerde bulunan kişiler şüpheli olarak bulunan kişilerden alınan numuneler istanbul ve ankarada kurulmuş 2 özel labaratuvarda incelenmektedir.

Domuz gribi tedavisi nasıldır.?

Normal grip tedavisinde kullanılan tedavi ve ilaç sistemi kullanılmaktadır. Bu ilaçların kullanılması ile tedaviye alınır. İstirahat etmek ve vitamin almak önemlidir. Bu virüs genetik değişikliğin ürünü olduğu için gene bir genetik değişiklik gösterebilir ve daha öldürücü ve kötü sonuçlara sebebiyet verebilecek durumlar yaratabilir. Özel tedavi ve bakım uygulanması gerekir.

Bu virüs tüm dünyayı etkileyebilecek bir salgına dönüşebilirmi.?

Normal gribal virüsler kış aylarında ortaya çıkar ve bahara doğru hükmünü yitirmeye başlarlar ama domuz gribi olan h1n1 virüsü bahar aylarında ortaya çıkmış ve halen etkinliğini devam ettirmektedir. Bu virüsün davranışı farklıdır. Bugün için batı avrupa ve amerikada hastalar çoğalmıştır. Dolayısıyla tüm dünyaya yayılması söz konusudur. Dünya sağlık örgütü ve sağlık bakanlığımız bu konuda çalışmalar yapmaktadır.

Herkesin bu konuya duyarlı olması ve özellikle dikkat etmesi gerekmektedir.

Merak ettiklerinizi ve bildiklerinizi sizde yorum kısmına yazın. Sağlıkla kalın.

Kıl Dönmesi Hakkında Bilgiler

Yazan sarp | hastalıklar | Pazartesi 17 Ağustos 2009 3:04 pm

plonidal_sinus-kıl-dönmesiKıl dönmesi kılların özellikle kaba etlerin arasındaki kaba etlere açılan deliklerden girmesi deri altındaki bu kılların enfeksiyon, kaşıntı apse pis koku yaratarak ileri gelen kronik bir enfeksiyon hastalığıdır. Kesinlikle doğuştan değil, sonradan olma bir hastalıktır.

Kıl dönmesinin en büyük nedeni kaykık bir şekilde oturmaktır. Özellikle kuyruk kemiğine dayanan yük ile et ezilmekte ve gerilen cilt üzerinde delikler genişlemektedir. Cilt zaten çok delikli bir organdır. Bu germe etkisi ile delikler genişlemekte ve genişleyen deliklerden önce sarı tüyler içeri girmekte zamanla tüyler içeride birikmekte ve istenmeyen enfeksiyonlara neden olabilmektedir.

10-30 yaş arası ve fazla terleyen gençlerde kıl dönmesi daha fazla görülmektedir. Ayrıca mesleki olarak şöförler ve bilgisayar kullanıcılarında daha fazla görülmektedir.

Kıl dönmesi vucudun %95 oranda kuyruk sokumu bölgesinde gözükmektedir. % 5 oranıonda göbekte ve nadiren koltuk altı bölgelerinde görülmektedir. Özellikle koltuk altı bölgelerdeki iltihaplar aslında ter bölgelerindeki bozukluklardan kaynaklanmakatadır ve kıl dönmesi olarak değerlendirilir.

Kıl dönmesi plonidal sinüs mutlaka tedavi edilmelidir. Pis koku ve ağrısı nedeni ile tedavi şarttır. Eğer tedavi edilmezse sürekli devam eden kronik enfeksiyon sonucu kansere bile sebebiyet verebilir.  Kıl dönmesi tedavisi için 12 çeşit tedavi yöntemi vardır. Radikal cerrahi yöntemi, hastalıklı yerler kemiğe kadar yumuşak dokular alınır. Bu cerrahi yöntem zaman içinde geliştirilerek. Şu anda en tercih edilen yöntem, limbert flap yöntemi ile yan bölgedeki kaba etten alınan parça ile alınan bölgenin doldurulması yöntemidir.

Tedaviden sonra kıl dönmesinin tekrar etme riski her zaman vardır. Kişi özellikle hareketlerine ve bakımına özen gösterilmeli dikkat etmelidir. Son cerrahi operasyonlardan sonra tekrar olasılığı % 1 civarlarındadır. Buda çok kıllı insanlarda görülmektedir.

Kıl dönmesi ameliyatında sonra özellikle hasta hastalığa neden olan faktörleri tekrar yapmamalıdır. Bölge temiz tutulmalıdır. Günde 3 defa temizliğe önem göstermelidir. Uzun süre kaykılık bir şekilde oturmamalıdır. Banyo ve duştan sonra özellikle bu bölgeler havlu ile sıkıca kurulanmalıdır.

Güneş Alerjisi hakkında yardım istiyorum

Yazan admin | alternatif tıp, bitkisel tedavi, hastalıklar, sağlık | Çarşamba 15 Temmuz 2009 1:44 pm

güneÅŸ-alerjisiArkadaÅŸlar, senelerdir süren güneÅŸ alerjim var ve gerçekten bu konudan sıkılmaya baÅŸladım. AraÅŸtırdığım kadarıylada güneÅŸ alerjisinin tam bir tedavisine raslayamadım. Alerjinin belli sebeplerine bile ulaÅŸamadım. Bir yerde çocuklukta güneÅŸten aşırı yanık oluÅŸmuÅŸ kiÅŸilerde görüldüğünü okumuÅŸtum. Bendede aynı ÅŸey olmuÅŸtu. 4-5 kat soyulmuÅŸtum küçükken ve etlerim çkmıştı nerdeyse. Sanırım sebebi bu. Ama artık bu iÅŸe bir önlem alınmalı ve kesin çözüme ulaÅŸmalıyım. Her deniz tatiline gittiÄŸimde kabarma ve kaşınma sıkıcı hal almaya baÅŸladı. Gölgede oturup korunuyorum özellikle güneÅŸin yoÄŸun olduÄŸu 11-15 saatleri arasında ama serinlemek için denize girdiÄŸimde sırtım özellikle hemen yanıyor ve kabarıyor. GüneÅŸ yaÄŸları kullandım iÅŸe yaramadı hatta bazıları kabarmayı tetikledi. GüneÅŸe çıkmamak çözüm gibi gözüksede benim gibi denizi seven insanlar için bu zor bir önlem. GüneÅŸ alerjisi hakkında çözüme ulaÅŸmış kiÅŸilerin yorumlarını bekliyorum. Beni bu durumdan kurtarın…Alternetif tıp, bitkisel tedavi vs. Bir merhem ilaç herÅŸey olabilir. Kaşınmayı ve kabarmayı dindiren herhengi birÅŸeyde olabilir.

Bu resimdeki arkadaÅŸ gibi güneÅŸlenmek istiyorum. Kabarmayı ve kaşınmayı düşünmeden özgürce…

Glivec İlacı Bilgi Paylaşım Alanı

Yazan sarp | hastalıklar, sağlık | Çarşamba 8 Temmuz 2009 11:07 am

Daha önce açılmış olunan kanser ilacı Nexavar adlı yazı bir çok hasta için ilaç bulma imkanı sağlamıştı.Tesadüfen rastladığım glivec ilacını inceledim ve bu ilacında çok pahalı olduğunu gördüm. Hasta yakınları ve yorumları ile bu ilacın temin daha ucuza nerelerden bulunabileceği, ilac kullananların memnuniyeti ve şikayetlerini yazabileceği böyle bir paylaşım yerine ihtiyaç olabileceğini düşündüm.
Glivec_ilaçÖnce glivec ilacı prospektüsü hakkında biraz bilgi verelim. 
Glivec ilacı 100 mg ve 400 mg tabletler halinde satılmaktadır.
Glivec nedir ve hangi tedavide kullanılınır.
Dlivec ilacının etken maddesi Imatinib dir.
Kronik miyeloid lösemi ‘nin (KML) blast krizi, hızlanmış fazında olan ya da interferon-alfa tedavisiyle baÅŸarı saÄŸlanamadıktan sonra kronik fazında bulunan hastaların tedavisi için kullanılmaktadır. Glivec, ayrıca rezekte edilemeyen ve/veya metastatik malign gastrointestinal stroma tümörleri (GIST) olan eriÅŸkin hastaların tedavisi için de endikedir. Glivec’in etkinliÄŸi KML’de genel hematolojik ve sitogenetik yanıta ve GIST’de de objektif yanıt oranlarına baÄŸlıdır .

Glivec yan etkileri; Aktif madde ya da eksipiyanlardan herhangi birine karşı aşırı duyarlılıktır.

İlacı SSK üzerinden almak için izlenebilecek yollar temin edenler ve yorumları da çok önemli.

Burada başka bir amaç da bu tedavinin olumlu sonuç verip vermediğini hasta yakınlarından öğrenmek ve elinde ilaç olupta ihtiyacı olanlara ve arayanlara iletişim sağlamaktır.

Paylaşım ve sevgiyle kalın Allah’tan herkese acil ÅŸifalar.

Kene ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı Hakkında Bilgiler

Yazan sarp | hastalıklar, sağlık | Pazartesi 15 Haziran 2009 11:44 am

Başımızın bir belası oldu Kırım Kongo Kanamalı Ateş hastalığı ve buna sebebiyet veren keneler. Bu yüzden bu kene ile ilgili almamız gereken aksiyonları burada incelemek istedik.
kene-çıkarılmasıKene ile ilgili bilgileri incelemek doğru olacaktır.
Kene nasıl çıkarılmalıdır?
Kene ısırması durumunda neler yapılmalıdır?
Keneyi çıkaramazsak ya da yanlış çıkarırsak ne yapmak gerekir?
Kene ısırmasında en yakın hasteneye gidilmelidir.Kendi imkanlarınızle ve kulaktan duyma şeylerle sakın keneyi çıkarmaya çalışmayın ve hemen kenenin çıkartılması için bir hastaneye gidin.
Hastanede kenenin kopmadan özellikle kafasının içinde kalmadan bir bütün olarak çıkartılması gerekmektedir.
Eğer keneyi çıkarmaya çalıştınız ve koptuysa hastanede küçük bir cerrahi işlemle kenenin olduğu cilt parçacığı alınacaktır.
Kene çıkarıldıktan sonra neler yapılmaslıdır?
Eğer hastanede çıktıysa ve çıktıktan eminsek, dezenfekteanla temizleyebiliriz. Başka bir şeye gerek yoktur. Sadece hastanın durumu belli bir süre gözlenmelidir. Çıkarılan kene incelenir, tamamen çıkmış mı diye, sonra sağlık bakanlığının ilgili birimlerine inceleme için gönderilir.

Eğer hastaneye ulaşamayacak bir yerdeyseniz. Kene kişi tarafından yukarıda anlatıldığı şekilde çıkarılmalı daha sonra hastaneye gidilmelidir. Çıplak elle çıkarılmamalıdır. Cımbız yardımıyla kafasını soktuğu en dipten kafasını tutum yavaşça kırılmayacak ve bir bütün kalacak şekilde çıkartılmalıdır.
Şimdi ise kene ısırmasından kaynaklanan Kırım Kongo Kanamalı Ateş Hastalığını aydınlatmaya çalışalı.
Sorular;
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığının belirtileri nelerdir?
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığından nasıl korunabiliriz?
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı insandan insana bulaşırmı?
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı nasıl tedavi edilmektedir?
Evet bu hastalıkla ilgili önce, hastalığın seyri ve belirtiliği incelenir. Bazı hastalarda bir şey yapmamakla birlikte bazı hastalarda kas ağrıları, halsizlik, kırgınlık, ateş gibi belirtiler göstermektedir. Kişiler bunu anlamayabilir grip olduğunu sanabilirler, sonra hastalığın ikinci devresi kanamalı döneme geçilir. Her hastada da bu kanamalı dönem görülmez.Riskli bölgelerde yaşayanlar, grip belirtileri görüyorsa hemen bir hastahaneye gitmelidir. Zaten 2 haftalık bu dönemde erken tedavi önemlidir.Kanamaya ortaya çıkarsa geç kalınmış olur. Eğer hasta kurtulursa en az 10 sene o kişi bir daha hastalanmaz.

Bu hastalıktan nasıl korunacağımız konusu ise, bu hastalığa sebebiyet veren keneden korunmaktır. Kene bulunabilecek ortamlardan öncelikle uzak durmak gerekir. Vucuda sıkılan keneyi uzak tutan sprey ve ilaçlar kullanılabilinir. Eşyalar sıkılabilecek ilaçlar kullanılabilinir. Eşya  vucuda sıkılan ilaçlar farklıdır.
İnsandan insana  bulaşma kan ve tükrük yoluyla bulaşabilmektedir. O yüzden bu hastalarla ilgilenen sağlık  personeli çok dikkat etmeli ve korunmalıdır. Tüm koruma ve steril önlemlere dikkat edilmelidir.

Bu hastalığın tedavisi ise;  özellikle erken evrede kullnılan tek bir ilaç vardır ve etkilidir. Bu ilaç Ribavirin dir.Eğer kanamalar başlamışsa , ilaç çok etkili olmamaktadır ve hastaya kan takviyesi gereklidir.  Bu hastalıktan korunmak için şu anda aktif olan bir aşı yoktur.

Ayaklarda ateÅŸlenme ve yanma sebebi nedenleri

Yazan admin | hastalıklar, sağlık | Pazartesi 25 Mayıs 2009 11:26 pm

ayak-yanma-ateslenmeÖzellikleri geceleri ayaklarda ateşlenme ve yanma hissi nedenleri nelerdir?

Ayaklarda ateÅŸlenme ve yanma, karıncalanma periferik nöropatide görülen bulgulardan biridir. Periferik nöropatinin en yaygın nedenleri  dengesiz beslenme, alkolizm, ÅŸeker hastalığı, vitamin B12 eksikliÄŸi ile kalıtımsal bozukluklardır. Ayrıca ( toksik – (civa,kurÅŸun, arsenik gibi) ) zehirli maddeler de bu hastalığa neden olabilir. Özellikle geceleri ayaklarda ateÅŸlenme geçirenler öncelikle vitamin B12, açlık kan ÅŸekerini kontrol ettirmesi gerekir ve nöroloji uzmanına baÅŸvurmalıdırlar.

 

Ayak ateşlenmesi olanlar, bu konu ile ilgili olarak tedavi görenler veya farklı yorum ve görüşleri olanlar soru veya yorum bölümüne yazabilirler.

kireçlenme tedavisi belirtileri nedir ve ne iyi gelir

Yazan admin | bitkisel tedavi, hastalıklar, sağlık | Perşembe 7 Mayıs 2009 12:48 am

kireclenmeKireçlenme tedavisi nedir belirtileri ne iyi gelir bitkisel çözüm ve tedavi hep sorduğumuz ve araştırdığımız konuların başındadır. Bence özellikle sabit iş yapan ve stres altında olan ve kilolu insanların yaşadığı problemdir. Eğer bunlardan biri iseniz lütfen buraya yorum ve paylaşım yapınız. Çünkü bilgi paylaştıkça büyür.

Ayrıca kireçlenme için yeni tedavi yöntemlerini (size iyi gelmiş olan) yazmanız  diğer hastalar için bilgi verici olacaktır.

Kireçlenme eklemlerde oluşan ve ağrı veren bir hastalıktır. Mühendislikte yatak  sarması olarak adlandırılan yapı aynı şekilde insan vucudunda eklemlerin işlevlerini yağlama özelliğini veya aşırı yükten dolayı eklemlerin yıpranmalarından kaynaklanmaktadır.

Kireçlenmenin belirtileri aslında tek belirtisi eklemde oluşan ağrılardır. Bunlar dinlendikçe geçer.

Kireçlenmenin en iyi tedavi yöntemi ise kilo vermektir. Yani ekleme (yatağa) binen yükü hafifletmektir.

Kireçlenme romatizmal bir hastalık olup 40 yaş üzeri hastalık oranı artmaktadır. Tedavide ise yerine bağlı olarak )insan vucudunda bir çok eklem olup) eklem hareketleri ve egzersizleri tekrarlamak ve uygulamak önemlidir.

Bilgi ve paylaşımlarınızı ayrıca cevap bulamdığınız soruları bekliyoruz.

lösemi

Yazan enes burak | hastalıklar, sağlık | Salı 28 Nisan 2009 11:58 am

arkadaslar ben yenı üye oldum buraya benım bı arkadasım yaklasık 1 yıldan berı tedavi görüyo ve kemoterapinin 3ncü safhası uygulanıyo kemık iliÄŸi nakli oldu ama vucut kabul etmedi ve 1 ay sonra tekrar ilik nakli denenecek…..arkadasımdan tam manasıyla bılgi alamıyorum ben üzülmesin diye tam manasıyla acılmıyo bana bilÄŸisi olan arkadaslardan bana yardımcı olan olursa minnettar olurum ..YÜCE ALAHIM TÜM HASTALARA ACIL ŞİFALAR IHSAN ETSINN YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN CÜMLEMİZİN

Horlama nedenleri ve tedavisi

Yazan admin | hastalıklar, sağlık | Pazar 26 Nisan 2009 10:35 am

horlamaHorlama, tıkanmaya yatkın bir hava yolunun belirtisidir. Gerçekte, horlama sesi, daralmış hava yollarında vücudun fazlasıyla çaba harcayarak nefes almaya çalışmasından kaynaklanmaktadır. Horlama her zaman masum değildir, bazen yaşamı bile tehdit edebilen uyku apnesildenilen tehlikeli bir hastalığın belirtisi olabilir.
Obstrüktif (Tıkayıtı) Uyku Apne Sendromu Nedir?
“Apne” Yunanca ‘da “nefessizlik” anlamına gelir. “Obstrüktif Uyku Apne Sendromu” uyku sırasında tekrar tekrar nefes durmaları ile karakterize bir hastalıktır ..
Nefes durmaları sırasında kandaki oksijen düzeyi azalır ve her apnenin ardından saniyeler süren kısa bir uyanıklık dönemi olur. Apneler gece boyunca onlarca defa tekrarlayabilir. Bu şekilde her gece onlarca hatta yüzlerce defa uyanan uyku apneli hastalar sık uyku bölünmeleri nedeniyle dinlendirici derin uyku evrelerine geçemezler. Ertesi sabah yorgun uyanırlar.
Åžiddetli horlama, “obstrüktif uyku apne sendromu”nun en sık görülen belirtilerinden biridir. Horlama bazen komÅŸuların duyabilecegi ÅŸiddette olabilir. Horlamanın kısa aralıklarla kesilmesi apnelerin varlıgını gösterir. Sabahları yorgun uyanma, agız kurulugu, baÅŸ agrısı, gündüz aşırı uyku hali, kilo alma, depresyon, unutkanlık, dikkat eksikligi, kolay sinirlenme, iÅŸ veriminde azalma, cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık görülebilir.
Obstrüktif Uyku Apne Sendromu Neden Tehlikelidir?
Obstrüktif uyku apne sendromu ve horlaması olan kişilerde uzun dönemde yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp yetmezligi, kalpte ritim bozuklukları, felç ve ani ölüm riskinin arttıgı saptanmıştır. Obstrüktif uyku apne sendromu olan olgularda, direksiyon başında veya iş yerinde uyuklama, dikkat dagınıklıgı nedeniyle trafik ve iş kazalarında önemli artış gözlemlenmektedir.
Hastalık Nasıl Tanınır?
Uykuda solunum bozukluklarının tanısı “polisomnografi” adı verilen bir uyku testi ile konur. Polisomnografi ile uyku evreleri, uyku sırasında kaç kez nefes durması oldugu ve uykunun nasıl etkilendigi, yine uykuyu bölen diger durumlar [periyodik bacak hareketi sendromu gibi] tespit edilir. Bir gecelik uyku kaydının ardından konuyla ilgili doktorlarınız testi yorumlar, apneleriniz varsa ÅŸiddetine göre en uygun tedavinin ne oldugunu size açıklar. Ayrıca tedavi planından önce hastaların mutlaka Kulak Burun Bogaz uzman hekimi tarafından degerlendirilmesi, endoskopi ve polisomnografi sonuçlarına göre uygun tedavinin planlanması gerekmektedir.
Tedavide Neler Yapılabilir?
Obstrüktif uyku-apne sendromunun tedavisi, hastanın yaşam stili ve hastalıgın agırlıgı göz önüne alınarak belirlenir. Tüm hastalar kilo vermeye, uyumadan önce uyku ilacı veya alkol almamaya teşvik edilir. Tedavi tıkanıklıga yol açan nedenin ortadan kaldırılmasıyla saglanır.
CPAP [Devamlı pozitif basınçlı hava] adı verilen hava kompresörler en etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Ameliyatlı yöntemlerle üst solunum yollarındaki tıkanıklıga yol açan yerler düzeltilebilmekte ve ameliyatsız radyo frekans yöntemi ile de aynı tıkanıklıklar buharlaştırılarak topa rlanabilmektedir.
Uyku Apnem Var mı?
Eger aÅŸagıdaki sorulardan en az ikisine “her zaman” ve “sıklıkla” yanıtı veriyorsanız lütfen Kulak Burun Bogaz Hastalıkları ya da Uyku Bozuklukları konusunda özel egitim almış KBB, gögüs, nöroloji hekimlerine danışın.

Amniyosentezin riskleri nelerdir?

Yazan admin | anne ve bebek, hamilelik gebelik, hastalıklar | Pazartesi 20 Nisan 2009 7:33 pm

AMNİYOSENTEZ’in riskleri nelerdir ?

amniyosentez-riskleriAMNİYOSENTEZ ilk geliÅŸtirildiÄŸi günlerde henüz ultrasonografi gibi hassas görüntüleme yöntemleri olmadığından “körlemesine” uygulanmakta ve çeÅŸitli istenmeyen durumların oluÅŸmasına neden olmaktaydı. Günümüzde bu durumlar azalmış olmakla beraber her invaziv (vücudun “bütünlüğünü” bozarak yapılan) iÅŸlemde olduÄŸu gibi çeÅŸitli riskler söz konusu olabilmektedir.

İşlem yapılırken en sık oluÅŸan istenmeyen durum iÄŸnenin girmesiyle amnios zarının uterusa baÄŸlı olduÄŸu yerden ayrılması ve zarın iÄŸnenin üstünde “çadırlaÅŸarak” sıvının içine girmeye müsaade etmemesidir. Tecrübeli bir operatör bu durumla kolaylıkla baÅŸa çıkabilirken amnios zarının uterus duvarından geniÅŸ bir alanda ayrılması durumunda iÅŸlemi 1-2 hafta sonrasına ertelemek gerekebilir.

Ultrasonun olmadığı dönemlerde “körlemesine” yapılan AMNİYOSENTEZ uygulamalarında enjektöre sıvı gelmemesi durumunda iÄŸne yerinden çıkarılıp baÅŸka bir yerden tekrar batırılmakta, yani bir iÅŸlemde çok sayıda giriÅŸ yapma durumunda kalınmaktaydı. Çok sayıda giriÅŸ bebeÄŸin iÅŸleme baÄŸlı ölme riskini artıran bir durumdur, ancak günümüzde özellikle ikiden fazla giriÅŸ gerektiren durumlar ender olarak görülmektedir.

BebeÄŸin iÅŸleme baÄŸlı yaralanma riski de günümüzde rutin olarak ultrason yardımıyla yapılan AMNİYOSENTEZ’lerde oldukça azalmıştır. Ultrasonsuz dönemlerde bebeÄŸin her türlü organında iÄŸne batması sonucu yaralanmalar oluÅŸabilmekteyken, günümüzde bunların sayısı çok azalmıştır. Meydana gelen yaralanmaların büyük kısmı bebeÄŸin cildine iÄŸne batması gibi zararsız sayılabilecek yaralanmalardır.

İşleme bağlı olarak annenin dolaşımına değişen miktarlarda kan hücresi geçişi olmaktadır. Bu durum genellikle bir problem yaratmaz. Ancak anne adayıyla baba adayı arasında Rh uygunsuzluğu olduğu durumlarda bebeğin kan grubu da pozitifse problem yaratabilir. Bu durumda daha önceden Rh pozitif bir kan hücresiyle karşılaşmamış olan anne adayı savunma sistemi bu hücrelere karşı antikor üretmeye başlar, yani sensitize olur (duyarlılaşır). Bu, mevcut olan bir gebelikte bir problem yaratmamasına karşın sonraki gebeliklerde anne adayı tekrar Rh (+) kanla karşılaştığında daha önceden sensitize olup hazırlandığı için çok daha hızlı tepki göstererek bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına neden olabilir. Bu yüzden işlem sonrası anne adayına bir doz Rh immunglobulin (Rhogam) uygulanır. [Rh uygunsuzluğu]

BebeÄŸin iÅŸlem esnasında aniden ölmesi de nadir görülen bir durumdur. Bunun iÅŸlemin bebekte yarattığı “stresin” nörolojik yolla kalbin durmasına baÄŸlı olduÄŸu düşünülmektedir.

İşleme bağlı olarak amnios sıvısında enfeksiyon meydana gelme riski de aseptik (steril, yani bakterilerden arındırılmış) şartlar mevcut olduğunda ve kurallara uyulduğunda oldukça düşüktür. Ancak ikinci trimesterde amnios sıvısının savunma mekanizmaları henüz az gelişmiş olması nedeniyle enfeksiyonlar ağır seyredebilir.

Genetik tanı amacıyla yapılan amniosentez sonrası yaklaşık %1-2 anne adayında “su gelmesi” ÅŸeklinde yakınmalar olmaktadır. Bu durum genellikle 48 saat içinde kendiliÄŸinden iyileÅŸir.

AMNİYOSENTEZ uygulanan anne adayının enfeksiyon bulguları (ağrı, ateş, akıntı gibi), kanama, su gelmesi gibi bulguları doktoruna mutlaka haber vermesi gerekir. İstirahat mutlak zorunlu değildir ancak bedeni zorlayan işler yapılmamalı ve cinsel ilişkiye 3 gün ara verilmelidir.

BebeÄŸin iÅŸleme baÄŸlı kaybedilme oranını belirlemek güçtür. Zira bebeklerin bir kısmı AMNİYOSENTEZ uygulanmasa da baÅŸka nedenlere baÄŸlı olarak ölebilmektedir. Bu konuyu aydınlatmak için yapılan bir çalışmada AMNİYOSENTEZ yapılmamış anne adaylarının bebeklerinin ölme oranı %3, AMNİYOSENTEZ yapılan anne adaylarının ise %3.2 olduÄŸu, yani AMNİYOSENTEZ’in bebeÄŸin ölme riskini çok az artırdığı belirlenmiÅŸtir.

Amnios sıvısı embolisi (amnios sıvısının kana geçmesi ve akciğer ana atardamarını tıkamasıyla meydana gelen çok ciddi bir durum) gibi durumlar ise çok nadiren meydana gelebilir.

Sonraki »