Göz Seğirmesinin Nedenleri Anlamı ve Tedavisi Nelerdir ?

göz-seğirmesiGöz seğirmesi göz kapakların sinirlerinin etkilenmesinden kaynaklanmaktadır. Aşırı yorgunluk ve stres en sık görülen etkilerdir. Eğer uzun süre devam ederse mutlaka kontrol ettirilmelidir. Göz yorgunluğu veya kırma gücü sorunları miyop, astigmat, hipermetropi göz seğirmesine neden olabilir. Bunlardan başka çok nadir olarak bazı ciddi hastalıkların yan etkisi olarak göz seğirmesi yani blefarospazm olabilmektedir.

Göz seğirmesinin tedavisi  seğirmenin nedenine göre yapılmaktadır. Psikolojik mi, göz bozukluğu hastalığı mı , iltahibik bir durum mu olduğu tespit edildikten sonra tedavi duruma göre seçilmektedir.

Göz seğirmesinde ne zaman doktora gidilmelidir. ? Güzel bir uyku çektikten ve  iyi bir dinlenmeden sonra gözünüz hala seğiriyorsa mutlaka göz doktoruna gidilmesi gerekmektedir.

Tabii her zaman olduğu gibi sizin gözünüz seğiriyor ve sebebini bulmuşsanız buraya yazmanız . hangi hastalıktan hangi oranda göz seğirmesi olduğunu tespit ve hastaların bilinçlenmesinde faydalı bir bilgi birikimi olacaktır.

Geçmiş olsun…

Miyop, Hipermetrop ve Miks (mix) Astigmatlar

astigmatAstigmat gözün gelen ışını odaklayan kırıcı ortamlarında özellikle kornea tabakasında kırma kusurunun tüm eksenlerde aynı olmayıp bazı eksenlerin daha kırıcı bazılarının daha az kırıcı olması durumudur. Astigmatın kelime anlamı “noktasızlık” dır. Bir noktayı nokta şeklinde görememe dağınık ve saçılmış şekilde görmek demektir.

Astigmat türleri ve çeşitleri nelerdir? Miks astigmat nedir? Miyop nedir? Hipermetrop nedir?

Astigmatlar ve düzenli ve düzensiz olarak ikiye ayrılır.

Düzenli astigmatın miyop, hipermetrop ve miks ( mix ) tipleri vardır. Bu gruba giren astigmatlar genellikle kalıtsaldır. Astigmat olan gözde, bozuk olan görüntü tamamen retina (sinir tabaka) önünde kalıyorsa miyop astigmat, tamamen sinir tabakanın arkasına düşüyorsa hipermetrop astigmat, görüntünün bir kısmı retina önünde, bir kısmı retina arkasında oluşuyorsa mix astigmat olarak adlandırılır.

Düzensiz astigmatlar korneada iltihap sonrası, ülser, kornea yaralanmaları sonucunda oluşabilir. Eğer düzensiz astigmat varlığında edinsel (sonrada oluşan) bir neden bulunmuyorsa kornea incelmesiyle seyreden keratokonus hastalığının bir belirtisi olabilir. Keratokonus hastalığının erken tespiti ve tedavisi oldukça önemlidir. İleri dönemlerde ancak kornea nakli uygulanarak tedavi edilebilir.

Astigmatların gözlük hariç diğer tedavi yöntemleri nelerdir?

Astigmatlar gözlük kullanmak haricinde astigmatın derecesine göre torik yumuşak kontak lens, gaz geçirgen sert kontak lens, astimatik keratotomi, wavefront LASİK, kornea nakli(düzensiz skarlı tiplerinde) gibi değişik tedavi şekillerinden de fayda görebilir.

Astigmatlar için uygulanan göz lazer tedavilerinde de başarı oranları hızla yükselmiştir. Halen başarının en iyi olduğu grup sadece miyop olanlardır. Hipermetrop ve miks ( mix ) astigmat türlerinde başarı (lazer tedavi sonrası derece kalması) oranları %90-95 ‘lere gerilemektedir. Hangi astigmatlı gözlere lazer uygulanabileceğine detaylı bir göz muayenesi, kornea kalınlığı, astigmatın tipi,uygulanacak kişinin yaşı, eşlik eden bir hastalığın olup olmadığından sonra karar verilebilir.

Göz Retina ve vitreus hastalıkları

Göz Retina ve vitreus hastalıkları
Göz küresi dıştan içe doğru 3 kattan oluşur. Bunlardan en dıştaki sklera gözün şeklini oluşturan bağ tabakasıdır; ortada damar tabakası ve en içte de sinir tabakası yer alır. Sinir tabakası, gözün saydam tabakası ve lensinden kırılarak gelen ışınların odaklanarak görüntünün oluştuğu yerdir. Bu tabakaya retina adı verilmektedir.
Retinanın merkezinde kalan ve keskin görmeyi de içerecek şekilde en çok kullanılan bölümüne maküla denir. Makülanın burun tarafında kalan kısmında görüntüyü algılanmak üzere beyne iletecek olan görme siniri yer alır. Göz küresinin arkada retina, önde ise lens ile sınırlı bölümünü dolduran jel tarzındaki sıvıya ise vitreus denir.
» Retina hastalıklarında muayene ve tanı yöntemleri 
Retina, herhangi bir cerrahi girişim yapılmaksızın vücudumuz hakkında, özellikle de damar sistemi hakkında bilgi veren tek yapıdır, ancak bazı optik ortamlarla dış dünyadan ayrıldığı için kolayca görünüp muayenesi yapılamaz. Retinanın muayenesinin yapılabilmesi için bazı basit veya karmaşık teknik ve cihazların uygulanması gerekir. Göz bebeğinin ilaçla büyütülmesi de bu muayeneyi oldukça kolaylaştıracaktır.
– Oftalmoskopi: Oftalmoskopide bir ışık bir lens yardımıyla retinaya odaklanarak yapılar değerlendirilir. Bu amaçla değişik cihazlar kullanılır. Basit el aletleri retinanın düz görüntüsünü verir, görüntü büyüktür ve küçük bir alan incelenebilir. Daha ileri sistemlerde ışık farklı bir aletten verilir, elde tutulan değişik güçteki lenslerle muayene yapılır. Bu sefer oluşan görüntü terstir, küçüktür ve geniş bir alanı içerir. Retinanın oftalmoskobik muayenesinde lenslerin yanısıra aynalı sistemler de kullanılabilir.
– Renkli görme muayenesi: Renk görme bozuklukları çoğunlukla kalıtsal olmakla birlikte bazı hastalıkların seyri esnasında da meydana gelebilir. Bu nedenle gerek ayırıcı tanıda gerekse takip aşamasında renkli görme muayenesi önem arzeder. Renkli görme muayenesi Ishihara denilen ve renk beneklerinden oluşan rakamlar ya da bulmacalarla yapılır. Bazen renk yumakları ile renk görme konusunda kabaca fikir edinilebilir. Daha karmaşık renkli görme muayene yöntemleri de vardır.
– Fundus floresein anjiografi/ Indosyanin yeşili anjiografi: Bu iki yöntemde koldaki toplardamarlardan birinden renkli bir madde verilir ve bu madde göz damarlarından geçerken özel cihazlarla seri fotoğraflar alınır. Bu şekilde retinanın yanısıra gözün damar tabakasının hastalıkları konusunda da iyi fikir elde edilir.
 
– Göz ultrasonografisi: Ultrasonografi, ses dalgaları ile organların incelenmesine denir. Retinanın incelenmesinde çoğunlukla kornea ve lens denilen gözün saydam tabakaları kullanılır. Ancak bu tabakalar saydam olmadığında ultrasonografi ile dolaylı bir değerlendirme yapma şansı mevcuttur.
– Manyetik rezonans görüntüleme: Bu yöntem, güçlü bir manyetik alandaki atom çekirdeklerinin incelenmesi ilkesine dayanır. Atom çekirdeklerinin rezonansı sonucu elde edilen enerji içinde bol hidrojen bulunan yumuşak dokuların görüntülenmesini sağlar. Alınan görüntüler bilgisayarlı tomografi ile alınan görüntülere benzer, ama ondan daha iyi bilgi verir.
 
– Retina elektrik akımlarının ölçülmesi: Elektroretinografi, elektrookülografi ve görsel uyarılmış potansiyeller gibi elektrik akımını ölçen yöntemlerle bazı hastalıkların tanısı erken dönemde konabilir ve takipleri yapılabilir. Bu amaçla göz ve çevresindeki bazı bölümlere elektrodlar yerleştirilir, elde edilen akımlar elektrokardiyografi gibi bir kağıt üzerine basılır.
– Kohorent tomografi: Göze dokunmadan uygulanan bu görüntüleme yönteminde göz dokularının 10 mikron düzeyinde yüksek çözülümlü optik tomografisi yapılır. Görüntü oluşturmak için optik yankılanmadan faydalanılır.
» Retinanın doğuştan bozuklukları
 
– Renk körlüğü: Doğuştan olan renk körlükleri kısmi veya tamdır. Kısmi renk körlüğünde kişi kırmızı, yeşil veya mavi renklerinden birini göremez. Tam renk körlüğünde ise kişi tüm renkleri gri olarak görür. Renk körlükleri erkeklerde daha sıktır ve tedavisi yoktur.
– Albinizm: Normalde melanosit ismi verilen hücrelerde melanin yapılarak dokuların renklenmesi sağlanır. Albinolarda bu maddenin yapımında sorun vardır. Dolayısıyla derileri pembe, saç, kirpik ve kaşları beyaz görünür. Gözdeki renkli maddenin eksikliği nedeniyle direkt damar yapısının damarları görünür. Görme düşüktür, nistagmus denilen anormal göz hareketi olabilir ve ışığa karşı hassasiyet artmıştır. Albinoların bir kısmında sadece göz tutulumu izlenir.
Doğuştan meydana gelen daha pekçok bozukluk vardır. Bunlar nadir görülürlür. Sık görülen bazı bozukluklara ise ileride temas edeceğiz.
 
» Retina distrofileri
 
– Retinitis pigmentoza (gece körlüğü, tavuk karası): Kalıtsal göz hastalıkları arasında en sık rastlananıdır. Akraba evliliğinin yaygın olduğu yörelerde daha çok görülür. Doğuştan başlayan tipleri yanısıra ileri yaşlarda ortaya çıkan ve farklı seyirler gösteren tipleri mevcuttur. Ilk yakınmalar genellikle düşük ışıkta görme azalması ve karanlığa uyumun bozulması şeklindedir. Ilerleyen evrelerde görme alanı çevreden başlayarak daralır ve merkezi görme iyi bile olsa hastalar eşyalara çarparak yürürler. Kesin tedavisi olmamakla birlikte bazı vitamin ilaçlarıyla en azından ilerlemesinin yavaşlatılabildiği ileri sürülmektedir.
– Yüksek miyopi: Ilerleyici miyopi, patolojik miyopi veya miyopi hastalığı olarak da bilinir. Gözün ön-arka eksende uzaması ile meydana gelir. Bağ tabakasının uzaması içteki damar ve sinir tabakalarının da uzaması ve incelmesiyle görme kaybına yol açar. Bu direkt bir etki olabileceği gibi anormal damar oluşumu, retina altı kanamaları, retina yırtık ve dekolmanları şeklindeki yüksek miyopiye ait sorunların bir sonucu da olabilir. Yüksek miyopide vitreusta da bozulmalar olur ve hastalar göz önünde uçuşan cisimler görebilirler. Miyopinin ilerlemesini durdurmaya yönelik geçmişte bazı cerrahi işlemler uygulanmıştır, ancak başarılarının düşük olması nedeniyle günümüzde daha nadir olarak uygulanmaktadır. Yüksek miyopların sinir tabakası zayıf olduğu ve yırtık riskinin yüksek olduğu göz önünde tutularak gözlerine hafif de olsa darbe almaktan sakınmaları önerilir.
– Stargardt hastalığı: Kalıtsal bir hastalık olup makülayı tutar. Ilk belirtisi genç yaşlarda her iki gözde görme azalmasıdır. Ileri yaşlarda görme daha da azalır ve görme alanının ortasında görülmeyen bir alan meydana gelir.
– Retinoskizis: Retinoskizis, retinanın katlarının birbirinden ayrılması anlamına gelir. Çocuklarda görülen tipi 4-8 yaşlarında ortaya çıkar ve erkeklerde daha sıktır. Önceleri görme normaldir, yaşın ilerlemesiyle giderek azalır. Bazı olgularda retina damarlarının kopmasına bağlı göz içi kanamaları, retina dekolmanı ve vitreus içinde zar oluşumu görülebildiği için takip gerekir.
– Vitelliform distrofi: Best’in vitelliform distrofisi de denilen bu hastalık ‘yumurta şeklinde’ anlamı taşımakta olup maküladaki yumurtaya benzeyen lezyondan ismini almıştır. Çocukluk döneminde başlar. Ileri evrelerde retina altında anormal damarlanmalar, kanamalar ve nedbe dokusu gelişebilir.
– Koni distrofisi: Renkli ve net görmeden sorumlu koni hücrelerini etkileyen bir hastalıktır. Hasta görme azlığı, renk görme bozukluğu ve ışıkta rahatsız olmaktan şikayet eder. Ileri evrelerde loş ortamlarda görmeyi sağlayan rod isimli hücreleri de etkileyerek gece körlüğüne benzer bir tablo oluşturur.
– Koroideremi: Çocuk yaşta başlar ve ilerleyen yıllarda gözün damar tabakası ve üzerindeki renkli tabaka tahrip olur. Görme alanında meydana gelen daralma ileri evrelerde merkezi görmeyi de etkiler.
Bunların dışında metabolizma bozuklukları sonucu görülen distrofiler de vardır.
 
» Retina damar hastalıkları
 
– Hipertansif retinopati: Vücut tansiyonunun yüksek seyretmesi atardamar duvarlarında kalınlaşma meydana getirir, damar düz kasında nekroz gelişir ve plazma sızıntı yapmaya başlar. Bazen atardamar ve toplardamarlarda tıkanıklık meydana gelebilir. Göz dibinde kanamalar izlenir. Görme siniri su toplayarak şişer. Damarlarda tıkanıklık yoksa görmede ciddi bir bozulma olmaz. Yüksek tansiyonunun gözde meydana getirdiği duruma bakılarak kalp, beyin ve böbreklerdeki hasar konusunda fikir sahibi olmak mümkündür.
– Arteriyoskleroz: Retina tabakasının atardamar duvarlarında kalınlaşma olmasıdır. Bu kalınlaşma damar ortasındaki boşluğu daraltıp kan dolaşımının yavaşlamasına neden olur. Bu durum vücut tansiyonunun yüksekliğine eşlik edebileceği gibi tek başına da olabilir. Ayrıca kanda kolesterol yüksekliği, sigara ve şeker hastalığı diğer risk faktörlerini oluşturur. Retina damarlarında arteriyoskleroz olması büyük oranda beyindeki damarlarda da benzer bir tablo olabileceği konusunda bilgi verir.
 
– Toplardamar tıkanıklıkları: Gözün ana toplardamarının tıkanması ya da bir dalının tıkanması şeklinde olur. Ana toplardamarın tıkanması çoğunlukla yaşlı ve damarlarında sertleşme olan kişilerde meydana gelir. Vücut tansiyonunun yüksekliği, şeker hastalığı, kansızlık, kan hücrelerinin yapımını artıran hastalıklar, kan hücrelerinde bozukluğa yol açan hastalıklar, kanda yağ yüksekliği ve bazı kalp kapak hastalıkları risk oluşturan durumlardır. Tıkayan madde kan pıhtısıdır. Birkaç ay geçtikten sonra pıhtı içinden bir kanal oluşur ve dolaşım yeniden başlar. Damar tıkanıklığı olduğunda retinada çok sayıda kanama odakları ve beslenme zorluğu olan bölgeler oluşur. Tedavide eğer tıkanıklık erken dönemde yakalanmışsa bazı ilaçlar kullandırılabilir, asıl tedavi ileride meydana gelebilecek problemlere karşı lazer yapılmasıdır. Göz içini dolduran kanama var ve bu belli bir süre zarfında çekilmiyorsa cerrahi uygulanabilir.
Dal toplardamarın tıkanması da daha çok yaşlılarda görülür. En sık nedeni damar sertleşmesidir. Ayrıca vücut tansiyonunun yüksekliği, şeker hastalığı, genç kişilerde de damar iltihapları risk oluşturan faktörlerdir. Hastalığın seyri genellikle iyidir. Pıhtının içinden kanal oluşmasıyla kanamalar ve ödem çekilir, bu arada görmede de artış meydana gelir. Göz tansiyonu yüksekliğine sebep olabilecek bir durum tespit edildiği takdirde lazerle tedavi uygulanır.
 
– Atardamar tıkanıklıkları: Toplardamar tıkanıklıklarına göre daha az görülür. Üç şekilde meydana gelir. Ana atardamar veya dal atardamar tıkanabileceği gibi bazı kişilerde makülayı besleyen ayrı bir damar bulunur ve tek başına bu tıkanabilir. Ana atardamarın tıkanması tek gözde ani ağrısız görme kaybına yol açar. En sık 50-60 yaşları arasında görülür. Nedeni kan pıhtısı, kolesterol ve kireç parçacıkları, bazı romatizmal hastalıklar, pıhtılaşmayı artıran hastalıklar ve yaralanmalardır. Kan dolaşımı durduğu için damarlar ince çizgi şeklindedir, retina tabakasında su toplaması vardır ve soluk görünür. Birkaç gün içinde dolaşımın tekrar başlamasıyla damarlar eski halini alır ve su toplaması kaybolur. Ancak görme kaybı kalıcı olabilir ve ileri dönemlerde göz tansiyonunda yükselme ortaya çıkabilir. Bu nedenle acil tedavi gerektirir. 
Tedavide göz tansiyonu düşürülerek tıkayıcı maddenin yerinden oynatılması amaçlanır. Ayrıca neden olan sistemik hastalığın kontrol altına alınması ile diğer gözün korunması hedeflenir. Dal atardamar tıkanmaları tuttuğu bölgeye göre görme alanında şikayet meydana getirirler. Sebepleri ve tedavisi ana atardamar tıkanıklığının tedavisine benzer. Makülayı besleyen atardamarın tıkanması da ani görme kaybı meydana getirir. Seyri diğer atardamar tıkanıklıklarına göre daha iyidir.
– Orak hücre retinopatisi: Bu hastalık kandaki alyuvarların orak şeklindeki bir bozukluğu sonucu meydana gelir. Çevresel retina kısımlarında damarlarda tıkanıklık, anormal damarlanma, vitreusta kanama, çekinti yapan zarlar ve retina dekolmanı oluşturabilir. Tedavide dondurma ve lazer kullanılır. 
– Prematüre retinopatisi: Yenidoğanlarda körlük nedenlerinin başında yer alır. Erken doğan bebeklere uygulanan yüksek konsantrasyonlu oksijenin sebep olduğu bilinmektedir. Aşırı oksijen tedavisi henüz gelişimini tamamlamamış retina damarlarının gelişimini durdurur ve retinanın ön kısmında damarsız bölgelerin oluşmasına neden olur. 36. haftadan evvel, 2000 gramın altında doğan ve oksijen tedavisi uygulanan bebekler bu hastalık açısından yüksek risk taşıdıkları için retinalarının 3-6 ay süreyle kontrol edilmeleri gerekir. Hafif şiddette olanlar genellikle kendiliğinden düzelirken ileri olgularda katarakt, glokom, şaşılık ve göz tembelliği gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Tedavide hastalığın durumuna göre dondurma tedavisi, lazer veya cerrahi uygulanır.
– Coats hastalığı: Doğuştan retina veya görme sinirinde damar anomalileri şeklinde görülür. Genellikle 10-20 yaşları arasında ve daha çok erkeklerde görülür. Kanamalar, sızıntı ve dekolman nedeniyle görme kaybı meydana getirir. Tedavide dondurma veya lazer uygulanır.
 
– Retina damar iltihapları: Çok sayıda retina damar iltihabına yol açan hastalık olmakla birlikte bunların en sık görülenleri Behçet hastalığı, Eales hastalığı, sarkoidoz, akut retina nekrozu ve sitomegalovirüs retinitidir. Bu hastalıklarda retinada kanama, su toplaması ve beslenme bozukluğu ortaya çıkar. Bazılarında göz dışındaki organlarda da bulgular meydana gelir. Mesela yurdumuzda sık görülen Behçet hastalığında sinir sistemi etkilenebilir, ağızda, etek bölgesinde ve ciltte yaralar oluşabilir. Bu hastalıkların sebepleri pek iyi bilinmemekte ve genellikle kötü seyir göstermektedirler. Sadece sitomegalovirüs retinitinin sebebi bilinmekte olup çoğunlukla AIDS’li hastalarda rastlandığı için ülkemizde nadir görülmektedir.
» Retina enfeksiyonları
 
Retinada bakteriler, mantarlar ve virüsler enfeksiyon meydana getirebilir. Bakteriler vücudun başka bir bölümündeki enfeksiyon odağından kan yoluyla taşınabilirler. Mantarlardan özellikle kandida isimli ajan uzun süre damardan antibiyotik tedavisi alanlarda görülür, bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi alanlarda kandidaya bağlı retina abseleri meydana gelebilir. Virüslerden ise kızamıkçık virüsü önemli bir sorun oluşturur. Kızamıkçık geçiren gebe kadının bebeğinde retinada iltihap yanısıra katarakt ve glokom gibi problemler de görülebilir.
 
Retinanın belli bir kısmında veya tamamında meydana gelen iltihaplar toksoplazma denilen parazite, sitomegalovirüse, üveit denilen göz içi iltihabına, sarkoidoza, Behçet hastalığı veya kızamık sonrası meydana gelen subakut sklerozan panensefalite eşlik edebilir.
 
» Retina dekolmanları
 
Retinanın altındaki renkli tabakadan ayrılmasına retina dekolmanı denir. Bunlar ya retinadaki bir yırtığa eşlik ederler, ya alttaki bir sızıntının sonucunda meydana gelir ya da vitreustaki bazı bantların çekmesi sonucu oluşurlar.
 
Yırtıklı retina dekolmanı daha çok 45 yaşın üstünde ve erkeklerde görülür. Yüksek miyopi, yaralanmalar, göz cerrahileri ve retinanın dejeneresansı denilen bir grup hastalığı dekolmana meyil oluşturur. Hasta öncelikle yanıp sönen ışıklar ve uçuşan cisimler görür. Bunlar genellikle vitreus arka kısmının yerinden ayrılması ve yırtık oluşmasıyla ilgili şikayetlerdir. Zamanla retina altına sıvı birikmeye başlar. Görme alanı daralır, merkezi görme azalır. Bir an önce cerrahi müdahale yapılmazsa görme hücrelerinde kalıcı hasar meydana gelir.
 
Sızıntı sonucu meydana gelen dekolmanlar genellikle başka hastalıklara eşlik ederler. Bunlar çok yüksek vücut tansiyonu, gebelikte görülen yüksek tansiyon, kronik böbrek iltihabı, toplardamar tıkanıklığı, görme sinirinde su toplaması, göz cerrahisi sonrası damar tabakasında oluşan dekolman, tümörler ve bazı damar iltihapları olarak sayılabilir. Tedavisi sebebine göre yapılır. Vitreustaki bantların çekmesi sonucu oluşan dekolman iltihabi hastalıklara eşlik eder. Bunlar şeker hastalığı, göz içi yabancı cisim, göz yaralanmaları ve göz cerrahileri olabilir. Bu dekolmanların tedavisi zordur ve ileri cerrahi teknikler gerektirir. 
» Maküla hastalıkları
 
Maküla merkezi görme bölgesini oluşturduğu için hastalıkları erken dönemde şikayet ortaya çıkarırlar. Bunlar hastanın tam merkezde gri renkte bir leke görmesi, baktığı yeri değil çevresini görmesi, düz çizgileri kırık, cisimleri eğri görmesi, cisimleri olduğundan küçük görmesi ve renk görme bozukluğu olabilir. Maküla hastalıkların takibinde Amsler grid denilen bir test kullanılır. Bu hastalar tarafından evlerinde de uygulanabilecek basit bir testtir. Bir kareli kağıdın ortasına nokta yapılır ve her seferinde bir göz kapatılıp diğeri ile bu noktaya bakılır. Kareler düzgün görünmüyorsa, çizgilerde kesiklik ve görülmeyen alanlar oluşuyorsa bir problem var demektir. 
– Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu: Yaşa bağlı maküla dejeneresansı 50 yaşın üzerinde ağır görme kaybının başta gelen nedenidir. Hastalık genellikle iki gözü etkiler. Yaşla birlikte makülada bazı değişiklikler olur, görmeyi sağlayan hücrelerin sayısı azalır ve hücrelerde bazı maddeler birikmeye başlar. Bu hastalıkta bunlara ek bazı değişiklikler oluşur. Makülada küçük, sarı-beyaz hafifçe kabarık ve değişik büyüklüklerde lezyonlar ortaya çıkar. Ileri evrelerde anormal damar oluşumu, sızıntı, yara dokusu oluşması, hücrelerde yoğun işlev kaybı ve görme sağlayan hücreleri üzerinde tutan renkli tabakada dekolman oluşabilir. Kesin tedavisi yoktur. Bazı vitamin ve destekleyici ilaçların kısmen faydası olabilir. Daha önemlisi anormal damarlanma tespit edildiğinde derhal lazerle yakılarak ilerlemesinin durdurulması gerekir.
– Santral seröz retinokoroidopati: Genellikle genç erkeklerde görülen ve sebebi bilinmeyen bir hastalıktır. Stresli bir hayat tarzının temayül oluşturduğu söylenmektedir. Görmede azalma, görüntülerde bozukluk, görme alanında genel bir kararma ve hipermetropide artış meydana getirir. Seyri 3-6 ay kadar sürebilir ve bu süre zarfında görme belirgin şekilde düzelir, fakat tekrarlayıcı bir hastalıktır. Sık tekrarlar ve görmeyi tehdit ederse lazer tedavisi uygulanabilir.
– Maküla delikleri: Maküla delikleri çoğunlukla 60-70 yaşları arasında görülür. Sebebi vitreus tabanının makülaya uyguladığı çekinti olarak görülmektedir. Tedavisinde bazı cerrahi müdahaleler yapılmaktadır. 
– Retina önünde zar oluşması: Yaşlılık, göz yaralanmaları, iltihaplanmaları ve cerrahileri sonucu meydana gelen bu zar maküla bölgesinde kırışıklık yaparak görmeyi bozar. Tedavisinde cerrahi olarak bu zar temizlenir.
 
» Vitreus hastalıkları
 
Vitreusu direkt olarak tutan hastalıklar nadiren görülür. Vitreusla ilgili problemler genellikle retinaya ait hastalıkların sonucunda ortaya çıkar. Bunlar çoğunlukla kanama, vitreus zarları ve bazen de iltihaptır. Retina ve damar tabakasının iltihabına eşlik etmesi yanısıra vitreus bakteri ve mantarlar için de iyi bir ortam oluşturur. Bu ajanlar da zamanla retina üzerine çekinti yapan zarların oluşmasına neden olurlar. Hatta vitreusta abse bile oluşabilir. Göz içinde meydana gelen enfeksiyonun tedavisi oldukça zordur ve erken müdahale edilmediği takdirde hem görme hem de göz kaybedilebilir.
 
Direkt vitreusu tutan hastalıklar gelişimsel bozukluklar (primer hiperplastik persistan vitreus, vitreoretinal distrofiler), yaşlanmayla ortaya çıkan değişiklikler (sıvılaşma, arka vitreus dekolmanı) ve vitreusta asılı duran cisimciklerdir (asteroid hyalitis, sinkizis sintilans). Vitreus hastalığının tedavisinde vitrektominin önemli bir yeri vardır. Vitrektomi girişimi oldukça karmaşık bir alet gerektirir. Işlem fiberoptik aydınlatma ile mikroskop altında yapılır. Alet bir taraftan vitreusu keserken diğer taraftan emer.

Göz kapaklarında tedavi

Göz kapaklarında yaşlanmayla oluşan değişiklikler nelerdir?
Yaşlanma ile göz kapaklarında birçok degişiklik olmakla birlikte başlıca üst göz kapagında düşme, alt göz kapagı kenarının içe veya dışa dogru dönmesi ile kaş düşüklügüdür. Bunun yanısıra kapak cildinin bollaşarak sarkması ve göz arkasındaki yag dokusunun öne dogru fıtıklaşması veya yag dokusunun küçülerek gözün daha çökük ve kapagın düşük görünmesi yaşa baglı olarak oluşan diger degişikliklerdir.
Göz kapaklarında yaşlanma ile oluşan değişikliklerin sebepleri nelerdir?
Yaşın ilerlemesi ile birlikte göz çevresindeki yapıların alttaki dokularla baglantılarının zayıflaması ve yer çekiminin etkisi ile aşagı dogru sarkma olmaktadır. Degişikliklerin kişiler arasında farkılılık göstermesinin en önemli sebebi ailesel yatkınlıktır. Cogunlukla genç yaştada belli olan bazı degişiklikler yaşın da etkisi ile belirgin bir hale gelmektedir. Ayrıca sigara, aşırı güneş ışıgına maruz kalma ve düzeltilmemiş görme kusurları da bu degişiklikleri artırmaktadır.
Belirtileri nelerdir?
Kaş düşüklügünün yüzde mutsuz ve yorgun bir ifadeye neden olmasının yanı sıra, kaşın aşagı dogru inmesi, üst kapak cildinin de aşagı dogru bollaşarak sanki fazlaymış gibi görünmesine neden olmaktadır
Bu hastalarda kaşın kaldırılmadan “yanlızca” cildin çıkarılması kaşın daha da düşmesine ve estetik olmayan bir görüntüye neden olur.
Kapak düşüklügü; Göz kapagını kaldıran adelenin kapagı kaldırmak için yapıştıgı ve kapaga şekil ve sertlik veren kısımdan ayrılması veya yapışan kısmın uzaması ile olmaktadır. Tek, iki taraflı veya asimetrik olabilir. Hastalar üst görme alanlarının daraJmasl nedeni ile görebilmek amacıyla refleks olarak kaşlarını kaldırırlar. Üst kapak kıvrımı yükselir veya kaybolur. Kapak incedirve hatta gözler kapalı iken cildin altında silüet olarak gözümüzün renkli kısmını görebiliriz. Bazen kapak gerçekte düşük olmayıp sadece kapak cildi aşagı dogru sarkarak sanki düşükmüş gibi görünebilir.
Alt göz kapagının içe veya dışa dönmesi; Üst göz kapagında yaşa baglı olarak düşüklük oluşturan degişikljkler alt kapakta oldugunda kapak kenarının içe veya dışa dönmesine neden olur. Göz kapagını çevreleyen cilt altındaki adelenin orta kısmının yukarı hareketi kapak kenarını içe döndürürken, bu adelenin zayıflıgı ise kapak kenarının aşagı dogru sarkmasına ve dışa dönmesine neden olur. Göz kapagı kenarı içe dogru döndügünde kirpiklerin göze temas etmesi nedeni ile gözde agrı, batma ve kızarıklık yapar. Tedavi edilmediginde, göz yüzeyinde ülsere neden olarak görmeyi ciddi şekilde etkileyebilir. Kapak kenarının dışa dogru dönmesi ise başlangıçta belirgin degildir. iç kenardan başladıgı için burada bulunan punktum adını verdigimiz göz yaşının drenajını saglayan başlangıç kısmının dışa dönmesi hastalarda göz sulanmasına neden olur. Bu başlangıç halı düzeıtilmediginde dışa dönme artar ve hastalar gözlerini tam olarak kapatamazlar .• Bu durumda gözde yanma, sulanma, batma, kızarıklık ve hatta ülser olabilir.
Tedavi nasıl yapılmaktadır?
Kaş düşüklügü; hem cerrahi hemde cerrahi olmayan yöntemlerle düzeltilebilir. Cerrahi olmayan yöntem botoks uygulaması olup etkisi geçicidir. Tekrarlayan enjeksiyonlar gerektirir.
Kaşı kaldırmakta kullanılan birçok cerrahi yöntem mevcuttur. Bu yöntemler hastanın yaşına, cinsiyetine, kaş ve alındaki kaşın yapısına ve en önemlisi kaşın düşüklük şekline göre degişir.
Kapak düşüklügü; sadece cerrahi olarak düzeltilebilir. Kapak ameliyat sırasında istenilen yükseklige ayarlanır ve yeni bir kapak kıvrımı oluşturulur. Sadece cilt sarkıklıgı olanlarda cildin bollaşan kısmı çıkarılır. Yag fıtıklaşması varsa çıkarılır. Bazen gözün üst dış kısmında olan gözyaşı bezi de fıtıklaşma yapar. Yanlışlıkla bunun çıkarılması göz kurulugu gibi bir komplikasyona neden olur. Bu dokunun çıkarılmayıp tekrar olması gereken yere tespiti yapılmalıdır.
Kapak kenarının içe dönmesi; hastaların çogu alt kapaklarına bir bant yapıştırarak kapagın içe dönmesine engelolmak isterler. Geçici olarak uygulanabilecek olan bu yöntem kapagı aşagı dogru çektigi için kapanmasına engelolarak göz saglıgı için tehlike oluşturabilir. Tedavisi cerrahidir. Kapagı içe döndüren etkenlerin tümüne yönelik olmayan müdahalelerden sonra tekrarladıgı sık görülmektedir. Bu hastaların çogu ileri yaşta olup başka saglık problemleri de olabileceginden seçilecek cerrahi işlemin önemi büyüktür.
Göz kapagı kenarının dışa dönmesi; tedavisi cerrahidir. Sadece göz pınarının bulundugu yerde ise buraya küçük bir müdahale yapıldıgında hastaların göz sulanması geçecektir. Tüm alt kapakta dışa dönme söz konusu ise yine ameliyatla düzeltmek mümkündür.
Üst ve alt göz kapagındaki cilt fazlalıgı veya yag paketlerinin fıtıklaşması sırasında göz kapaklarında yaşa baglı olarak gelişen yatay gevşeklikler düzeltilmedigi takdirde göz kapagı gözle temasını kaybettiginden gözü yeterince koruyamaz. Gözde yanma, batma, sulanma, kızarıklık veya sürekli bir rahatsızlık hissi olabilir.
Yaşa bağlı olarak gelişen değişiklikler operasyondan sonra tekrarlar mı?
Operasyonlar mevcut durumu düzeltmek için yapılmaktadır. Bozuklukların düzeltilmesi göz şikayetlerini düzeltip komplikasyonları önlerken kozmetik yarar da saglamaktadır. Yaşa baglı oluşacak olan degişikliklere engel degildir. Ancak ilerde meydana gelecek degişiklikleri tekrar düzeltmek mümkündür.

FAKO katarak ameliyatı

Bugün için kullanılan en geçerli ve sonuçları en başarılı yöntemdir. En büyük avantajı, çok kısa bir sürede uygulanabilmesi ve göz çok büyük kesilmeden, küçük bir delikten çalışılabilmesidir. Ameliyat sonrası görme gücü çok hızla geri kazanılır ve ameliyat. özel mercekler konarak, dikişsiz yapılır. Hasta çok kısa sürede narkoz almadan, iğne yapılmadan, sadece gözü uyuşturan damlalarla ameliyat olup evine gidebilir ve birkaç gün içinde de günlük yaşantısına yavaş yavaş geri dönebilir.
Adım adım FAKO ameliyatı
1. Ilk olarak hastanın gözüne 4-5 kez gözün yüzeyini uyuşturan bir damla damlatılır. Başka bir anestezi yöntemine gerek yoktur. Bu şekilde damla ile yapılan uyuşturmalera “topikal anestezi” denir. Gözün şeffaf kısmı olan kornea ile beyaz bölümünü oluşturan skıeranın birleştiği bölge, katarakt ameliyatında ilk kesinin yapıldığı yerdir. Yaklaşık 3 mm’lik özel bir kesi ile gözün içine ulaşılır. 
 
 
2. Bu kesi yerinden gözün içine, göz dokularını koruma özelliğine sahip özel jöle kıvamında bir madde doldurulur. Bu madde cerraha gözün içinde rahat ve emniyetli çalışma olanağı sağlar.
3.GÖzÜn renkli kısmı olan irisin
arkasında gözün merceği (lensi) bulunur.
(yoğunlaştığı zaman katarakt diye adlandırdığımız doku) Katarakt bir zar içinde bulunmaktadır. Kistotom diye isimlendirdiğimiz bir alet yardımıyla katarakt zarının on yüzünde yuvarlak bir pencere açılır.
4. Ortasında pencere açılan bu zar, kataraktın çekirdeği (nükleus) ve kabuğundan (korteks) sıvı kullanılarak ayrılır. Özel bir enjektör ile zarın yan yüzlerinden arkaya verilen sıvı, zarı diğer bölümlerden soyarak ayırır. Bu işlemle katarakt, kendi zarının içinde serbest bir hale gelmiş olur.
5. Sıra artık kataraktın temizlenmesine gelmiştir. Bu safhada fakoemülsifikatör (kısaca fako) denilen cihaz kullanılır. Bu cihaz ultrasonik güç yani ses dalgası gücünü kullanır. Bu cihazın 2.7mm olan ucu; kataraktı hem parçalar, hem bu parçaları içine emer, hem de boşalan bölgeyi doğala yakın bir sıvı ile doldurur.
6. Sert kataraktıarda ikinci bir alet yardımıyla çekirdeği kırma işlemi yapılır. Sert katarakt daha küçük parçalara kırılarak daha kolay temizlenmesi sağlanmış olur.
7. Kataraktın büyük parçası olan çekirdek temizlendikten sonra korteksin temizlenmesi işlemi yapılır. Korteks, zarın iç yüzeyine yapışık olan bir tür iç kabuktur. Kataraktın doğal zarının boş ve temiz bir torba haline gelmesi sağlanmış olur.
S.GÖzÜn içi artık katarakttan temizlenmiştir. Rahat ve emniyetli bir çalışma için yeniden jöle madde ile doldurulur. Artık bu madde kataraktın boşaltlığı zarının içini doldurabilmektedir.

9. Sıra suni göz içi lensini, çıkarılmış olan doğal lensin (katarakt) yerine yerleştirmeye gelmiştir. Özel bir maddeden yapılmış olan bu suni lens, yumuşak olduğu için katlanabilmektedir.
 Yine özel sistemlerle katlanarak 3 mm.  ~
olarak hazırlanmış olan kesiden gözün içine sokulur ve daha sonra da doğal
lens zarının içine yerleştirilir. Bu lens, gözde reaksiyon yapmayacağı bilimsel olarak kanıtlanmış (50 yıldan fazla bir süredir) özel bir maddeden imal edilmiştir.
10.Artık ameliyat tamamlanmıştır. Herhangi bir dikiş koymaya gerek kalmaksızın hasta ameliyat masasından kalkabilir. Yaklaşık 1 saat sonra gözünü açabilir ve evine dönebilir.
Ameliyat süresi
Yaşa bağlı katarakt ameliyatı, cerrahın tecrübesine ve gözün durumuna göre yaklaşık olarak 15 dakika içerisinde tamamlanır.
İyileşme süresi
Ameliyattan sonra hastanın normal görüşe kavuşması için geçen süre, ameliyatın zorluğuna, kataraktın sertliğine bağlı olarak değişir. Genellikle yumuşak kataraktıarda çok daha hızlı bir düzelme olurken, çok sert bir kataraktın hem ameliyat, hem de düzelme süresi biraz daha uzundur. 1 hafta -15 gün içerisinde çok iyi bir görme noktasına gelinir. Hasta lS’inci günle 30′.uncu gün arasında tamamıyla iyileşir. Doğru zamanda gelip ameliyatını olmuş bir hasta, 1-2. günde bile düzelebilir.
Ameliyat sonrası
Her cerrahi müdahalede risk vardır ve enfeksiyon da bunlardan en önemlisidir. Hastaya önlem olarak bir antibiyotikli damla verilir. Ameliyat olan kişinin damlasını doğru kullanması, özellikle ilk 48-72 saat içinde enfeksiyona karşı çok dikkat etmesi ve hijyen şartlarına uyması gerekir.
. . . .
• Hiçbir şekilde ameliyatlı gözünüzü ovuşturmayın ve baskı uygulamayın.
• Başlangıçta geceleri bir göz bandını koruyucu olarak kullanabilirsiniz. Ameliyatlı gözünüzün bulunduğu taraf üzerine yatmayın.
• Ameliyatlı göz, su ve sabunla temas etmemelidir. Bu nedenle ilk bir hafta saçınızı kendiniz yıkamayın, başınızı arkaya eğerek başkasına yıkatıp kurulatın.
• Eğer dışarı çıkacaksanız, rüzgarlı ve güneşli havalarda koruyucu gözlük ve göz bandajı kullanın.
• Ağır bedensel hareketlerden kaçının, ağır yük kaldırmayın ve taşımayın. Eğer muhakkak eğilecekseniz, başınızı ve vücudunuzu öne eğerek değil, dizlerinizi bükerek eğilin.
• Yüzme, daima ve diğer su sporlarını ne zaman tekrar yapabileceğinizi göz doktorunuza danışın.
• Doktorunuz kontrollerden sonra size onay vermeden, otomobil kullanmayın.
• En önemlisi ameliyat sonrası doktorunuzun önerdiği ilaçları zamanında kullanın ve kontrollere mutlaka zamanında gidin.
• Ameliyattan ortalama 1 ay sonra, geceleri kullanabileceğiniz bir gözlük, göz doktorunuz tarafından reçete edilir.

Katarak nedir, belirtileri ve tedavisi

Katarakt, göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi ve buna bağlı olarak görmenin azalması ile sonuçlanan göz rahatsızlığıdır. % 90 yaşa bağlı (senil katarakt) ortaya çıkar. Daha az görülmekle birlikte, travma, bazı sistemik hastalıklar, üveit gibi göz rahatsızlıkları, steroid gibi bazı ilaçların kullanımına bağlı olarak ikincil katarakt gözlenebilmektedir.
Özellikle troid ve diyabet hastalarında katarakt gelişimi daha çabuktur. C vitamini eksikliği, güneşin ultraviole ışınları gibi etkenler katarakt gelişimini hızlandırır.
Doğumsalolarak bebeklerde de konjenital katarakt görülebilir. Yaşlılığa bağlı senil katarakt gelişimi genellikle asimetrik de olsa her iki gözde başlar. Puslu görme, renk kalitesinin bozulması, giderek görme keskinliğinin azalması, katarakt belirtileridir. Düzenli göz kontrolü ile katarakt başlangıcı saptanabilir ve müdahale zamanı belirlenir. Bu nedenle özellikle 40 yaş üzerinde düzenli göz kontrolü gereklidir.
Tanı için kullanılan yöntemler
Katarakt tanısında, hastanın gözünün içine mikroskopik olarak bakılmaktadır. Kataraktın içinden, özel bir lazer yöntemiyle hastanın ameliyat sonrası ne düzeyde göreceği de belirlenmektedir.
 
Oculus Pentacam Göz Tarayıcısı ile katarakt analizi yapılmaktadır. Lens yoğunluğu, bu cihaz sayesinde analiz edilmekte ve niceliği saptanmaktadır.
Speküler mikroskopi, katarakt operasyonu öncesi tüm hastalara uygulanarak, hastaların kornea endotelinin (gözün şeffaf tabakasının en derin kısmı) operasyondan nasıl etkileneceği önceden tespit edilmektedir. Operasyon sırasındaki manevralar bu sonuca göre düzenlenmektedir.
Katarakt ameliyatı ne zaman yapılmalı?
Hastanın görmesi kendine yetmediği ve katarakt tanısı konulduğu andan itibaren ameliyat yapılabilir.
Doğumsal kataraktlar
Anne adayının hamileliğinin ilk dönemlerinde geçirdiği kızamıkçık hastalığı, antiviral ilaçlar.gibi etkenler, çocukta doğuştan katarakta neden olabilir.
Doğumsal kataraktı, ancak çok dikkatli aileler farkedebilir. Çocuk hekiminin de bu konuda hassas olması, doğar doğmaz yapılan genel muayenede, bebeğin gözüne tutacağı basit bir ışık yardımıyla birtakım tespitlerde bulunması mümkündür. Bütün bunlar yapılmadıysa çocuk en geç 2 yaşında, farkedilir bir problemi olsun olmasın, mutlaka bir göz doktoruna kontrole getirilmelidir.

Gözde laser teknolojisi


Gözlüklerinden ve lenslerinden kurtulmak isteyen, gözlüksüz günlerini özleyen binlerce insan, Türkiye’ye 1992 yılında gelen laser teknolojisinden yararlanarak hayatında ‘camsız’ bir sayfa açmıştı. Ancak 16 yıl önce excimer laser yöntemiyle yapılan bu ameliyatlar çok ağrılıydl. ilk 48 saat dayanılmaz ağrılar çekiliyor, her iki göz kapatılıyor, ameliyattan sonra gece ışık saçılmaları, loş ışıkta bulanık görme gibi yan etkiler olabiliyordu. Oysa şimdi laser teknolojisi ile ağrı, yanma ve batma şikayetleri ortadan kalktı. işlemden sonra gözleri kapatmak ve 15-20 gün işten geri kalmak da yok. Konfor yükseldi, doktorun da hastanın da stresi kayboldu.

Gözde laser teknolojisiyle ilk yıllarda neler yapıldı?
Laser teknolojisi 1987’de dünyada ciddi bir yerlere geldi, Türkiye’ye ise 1992’de geldi, bu anlamda Türkiye gözde laser teknolojisine öncülük yapan ülkelerin başında yer alıyor. Göz hekimleri bu konuda çok başarılı oldular ve Türkiye’ de işler bu anlamda düzgün gittiği için yurt dışından birçok hasta geliyor. Gözlük ve lenslerinden kurtulmak isteyen binlerce insan operasyon geçiriyor. Yabancı hastalar buraya laser ucuz yapılıyor diye değil, çok deneyimli bir doktor grubu ve ciddi bir teknoloji olduğu için de geliyor. Excimer laser çok ağrılıydı. Hastalarda bu nedenle korku oluştu mu? İlk başlarda excimer laserler kullanıldı. Hasta konforu açısından çok olumsuz sonuçlar vardı. Yani gözlerin iki gün kapatılması, ilk 48 saat çok yoğun ağrılar çekilmesi, gözde yanma, batma ve  kaşınma şikayetlerinin olması bu teknolojiyi geliştirme ihtiyacı duyulmasına neden oldu. Zaten 1994 yılında da lasik tedavisi ortaya çıktı.
Lasikte neler yapıldı? Şiddetli ağrı sorunu ortadan kaldırılabildi mi? Lasik tedavisi 1994 yılında başladı. İşin içine keratom girdi. Keratom ne yapıyordu, komea tabakasının yani laserin yapıldığı dış yüzeyden ince bir tabakayı (flep) kaldırıyordu. Bu flep aym kapı menteşesi gibi bir tarafı kesilmeden kaldırılıyordu. Altta kalan dokuya laser uygularup gözlük ya da kontakt lens numarası laser ile düzeltiliyordu. Bu flep tekrar yerine kapatılıyordu. Yara haline getirilen yer iki dokunun arasına sıkıştığı için iyileşme 3-4 saatle sınırlıydı. Diğer ağrılı yönteme göre büyük bir konfor yarattı. Hastalar aym gün işlerine döndüler. Ağrı yüzde 10′ a indi ama bu da yeterli değildi.

Astigmatlar ve hipermetroplar bu gelişmelerin kıyısında kaldı. Şimdi durum nasıl?
Doç. Dr. Şener: Wavefront teknolojisinin gelmesiyle birlikte her gözün yapısırun farklılığı, asimetrik gözler, miks astigmatlar ve karmaşık numaralar için de gün doğdu. Wavefront teknolojisi sayesinde, gözün yapısını tıpkı bir parmak izi gibi kayda geçirdik. Laser bilgisayarla o göze ne yapılacağına karar verildi, ona göre tedavi yaptık. Bir noktaya daha gelindi. Keratom denilen alet ile keserek bir flep hazırlıyorduk. Keratom içinde bıçak taşıyan bir alet. Ve komplikasyonların yüzde 90′ nının oluştuğu bölüm de bu. Yarım kesilmiş, düzgün olmamış flepler, tam ortasında delik olan flepler gibi birtakım komplikasyonlar grubu var ki, laser ile hiç komplikasyon görmezken flep hazırlarken ciddi komplikasyonlar vardı. Becerisi eksik ellerde ciddi komplikasyonlar ortaya çıkıyordu. Wavefront ve femtosecond teknolojileri işte bu komplikasyonları ortadan kaldırdı.
Femto second teknolojisini son yıllarda sık duyar olduk. Bu teknolojiyle gözde neler oldu?
Doç. Dr. Şener: Gözdeki laser uygulamalarında arayış devam etti. 2000 yılından beri başlayan çalışmayla ‘femto second’ laserler gündeme geldi. Nokta vuruşlar yaparak dokuda istenilen derinlikte, bir mikronluk bir yüzeyde hava kabarcıkları oluşturarak ayırmaya başladık. Kenarın şekli, derinliği, yüzeyin yapısı, flebin nerede ne kadar kalın olacağı, hatta kenarı çentikli mi düzgün mü olacak buna kadar oynayacağımız bir hale geldi.
Bu yüksek teknolojiler, aynı gözde birlikte kullanılabiliyor mu?
Doç. Dr. Şener: Femto second Türkiye’ye 2004 yılında girdi. Biz de Acıbademgöz olarak bu teknolojinin Türkiye’ deki öncülerinden olduk. Dünyada üç firma var ama ikisi ciddi anlamda bu cihazı üretiyor. Dört yılda teknoloji çok hızlı gelişti. Ana prensip değişmedi. Birkaç şey yapma şansımız çıktı. Laser cerrahisinin fleplerini hazırlıyoruz, flebin kalınlığı ne kadar olsun, kenarda ortada ne kadar olsun diye karar veriyoruz. Menteşe bölümünü yani kesilmemiş yeri nereye getirelim, hangisinde daha başarılı oluruz gibi bir sürü esas sonuca tesir edecek noktayı daha flebi keserken hazırlamış oluyoruz. Eğer uygulama sıra¬sında hata olduysa, teknoloji bize bunu anında düzeltme şansını veriyor. Emme halkası gözü bıraktı ve hasta oynadı, hareket etti, herhangi bir şeyoldu. Başa alıyoruz laseri, aym yerden bir daha hazırlıyoruz, yine bir problem olduysa tekrar başlıyoruz. Laser işlemleri artık, hasta ve doktor açısından stressiz bir hale geldi, hata payım sıfıra yakın bir noktaya getirdi.
“Laser işlemleri artık, hasta ve doktor açısından stressiz bir hale geldi, hata payını sıfıra yakın bir noktaya getirdi,”

Eskiden yapılamayan hangi işlemler şimdi yapılabiliyor?
Doç. Dr. Şener: Hipermetroplarda müthiş bir başarı elde ettik. Hipermetroplarda tedavi merkezin etrafında yapıldığı için kenara yakın olunuyordu. Kenara yaklaştığın zaman da çevreden oraya hücre girip yaptığın işi bozma ihtimalini artırıyorsun. Şimdi dışardan oraya hücre giremediği için başarı şansımız arili. Astigmatlarda daha başarılıyız artık. Femto second sayesinde flep daha ince hazırlanıyor. Altta daha kalın bir doku buakıyoruz. Korneanın mimarisiyle ilgili son yapılan çalışmalarda artık gözdeki tüm işlemlerin, femto second ile yapılması öneriliyor. Kalın kesiyle yapılan fleplere göre ince flepler yaratmanın, daha keskin görme gücü, korneanın sağlığı açısından çok faydalı olduğunu tüm çalışmalar gösterdi. Miks astigmatlarda femto second ve wavefront teknolojisini karıştırınca çok yüksek başarı elde ediyoruz.
Sanki bütün işi teknoloji yapıyor görüntüsü var. Cerrahın mahareti önemli değil mi?
Doç. Dr. Şener: Bu teknolojinin yaptığı bir şeyama sonuçlardan çok memnun kalıyoruz. Cerrah mahareti yok diyemeyiz. Eğer hastada dikey astigmat varsa ve hekim orada flebin derecesini iyi ayarlayamazsa başarılı olamaz. Hastanın gözüne ilk bakhğında teknolojinin hangisini uygulayacağına doğru karar veremezsen yolda kalırsın. Hepimiz araba kullanıyoruz şoförüz ama Formula 1 arabasına binersek kullanamayız. Onun için ayrı bir eğitim ve ayrı deneyler gerekiyor. Bunu yapmazsan kullanamazsın. Laser de böyle bir şey. Teknoloji arthkça eğitim ve deneyimin de artması lazım. Bizler birbirimize öğretmek zorundayız, benim ameliyathanem herkese açık, hekimler buradaki düzeni bozmadan her ameliyah yapabilir. Hatta her ameliyat burada kaydediliyor. Hasta beş sene önce de ameliyat olsa kendi ameliyatırıın DVD’sini alıp gidebiliyor.
Laser göz tansiyonu tedavisinde de kullanılabiliyor mu?
Doç. Dr Şener: Hiçbir yeri kesmeden sadece lasere intaks halka yerlerini hazırlayıp içeri halkaları 30 saniyede koyarak ameliyat yapıyoruz. Göz tansiyonunda gözün kenarını kesip içine girip daha derinde bir kat oluşturarak ameliyat yapıyoruz.
Gözde başka neler yapılıyor ve gelecekte neler planlanıyor? Doç. Dr. Şener: Yakın gözlüğü cerrahisinde birçok adımlar ahldı. Gözü uygun hastalarda başarılı sonuçlar da alındı. Ancak bu uygulamalar kalıcı olamadı; gözdeki kusurlar 1,5 -2 yıl içinde geri dönüyordu. Şimdi göze hiç dokunmadan o çok odaklı gözlük ve kontakt lenslerin bir formunu, korneanın içine femto second ile yapabiliyoruz. Henüz çalışmalar sonlanmış değil. Ama ilk yapılan birkaç yüz hastanın sonuçları çok iyi.

 

laserli göz ameliyatları hakkında soru ve cevaplar

 

Laser tedavisi ağrılı bir işlem mi?
Hayır, Göz damlalarla uyuşturulduğu için lazer tedavisi sırasında hiç ağrı, acı duymuyorsunuz.

——————————————————————————–

Laser tedavisi ne kadar sürüyor?
Bir göz 4-5 dakika sürüyor. Laser ışının uygulandığı süre saniyeler mertebesinde.
——————————————————————————–

göz laser ameliyatı sonuçlar ne kadar başarılı?
Genel istatistiklere göre laser olan hastaların yaklaşık %97’si ehliyet alabilecek bir görmeye sahip oluyorlar. Bizim istatistiklerimize göre ise göz tembelliği olmayan hastalarımızın tamamı tek uygulamayla ehliyet alabilecek görmeye kavuşuyorlar. Genel kanının aksine göz numaraları ne kadar düşükse tek müdahele ile tam düzelme ihtimali o kadar yüksektir.

——————————————————————————–

Laser tedavisinde körlük riski var mı?
Hayır, böyle bir risk yok. Körlük ancak gözün arkasındaki retina tabakasının, görme sinirinin ya da beynin görme merkezinin zarar görmesiyle oluşur. Oysa excimer laser tedavisi ve LASIK gözün arkasına değil önünde bulunan kornea tabakasına uygulanır. Kornea tabakanız tamamen harap olsa bile -ki böyle bir durum olamaz- değiştirilebilir.
Göz tedavisinde kullanılan pek çok çeşit laser var. Şeker hastalığı, yaşa bağlı görme merkezi dejeneransı ve damar tıkanıklığına bağlı retina hasarlarında da başka tür laser uygulanmaktadır ve bu hastalar retina hastalıklarının ağırlığı nedeniyle kör olabilmektedirler. Genellikle bu farklı laser müdahaleleri karıştırılmaktadır. Ayrıca ağır miyopisi olanlarda da laser tedavisine bağlı olmadan, göz yapısından kaynaklanan retina problemleri fazla olmaktadır. Bunlar da körlüğe yol açabilmektedir. Bunların hiç birinin Excimer laser, LASIK tedavisiyle alakası yoktur.
——————————————————————————–

Uzun dönemde LASIK’in herhangi bir negatif sonucu var mı?
Excimer laser dünyada 1981’den beri refraktif cerrahide kullanılmaktadır ve şimdiye kadar hiç bir kısa ve uzun dönem göz hasarı bildirilmemiştir.

——————————————————————————–

Sonucu hemen görebilecek miyim?
Hastaların çoğu laser tedavisinden hemen sonra görüşlerinde iyileşme farkederler. Tedaviden hemen sonra görüş suyun arkasından bakıyor gibidir. 4 saat sonra daha net bir görüş olur. Ertesi gün de genellikle sonucun %80’ine ulaşılır. Kalan %20 iyileşme ise genellikle 1-2 hafta içinde olur.
——————————————————————————–

LASIK tedavisi sonrası kısıtlamalar var mı?
15 gün gözlerin oğuşturulmaması, 3 gün gözleri deniz ve havuza sokmamak gereklidir.

——————————————————————————–

Ne zaman araba kullanabilirim?
Hastaların çoğu ertesi gün gözlüksüz ve kontakt lenssiz araba kullanabilirler. Ayrıca ek bilgi olarak da ehliyet sınavını gözlüksüz geçebilirler.
——————————————————————————–

Ne zaman işe başlayabilirim?
Hastaların çoğu ertesi gün normal aktivitelerine dönebilirler.

——————————————————————————–

Ameliyat sonrası düzelme kalıcı olacak mı?
LASIK tedavisi kalıcı bir tedavidir. Kornea stabil bir doku olduğu için laserle üzerinde yapılan değişiklikler kalıcıdır. Nadiren bazı kişilerde yapılan düzeltmede minimal bir gerileme olabilir. Bu da eğer gerekirse LASIK’le tekrar düzeltilebilir.

——————————————————————————–

Lazer tedavisi olduktan sonra numaraların geri geldiğini duyuyoruz, bu doğru mu?
Evet doğru duymuşsunuzdur. PRK yönteminin uygulandığı kişilerin bir kısmında numaralarda bir miktar geri gelme görülebilir. LASIK’te ise yüksek numaralarda 6 aya kadar minimal bir gerileme görülebilir, uygulama bu durum göz önüne alınarak hesaplanmalıdır.

——————————————————————————–

Lazer tedavisi olduktan sonra ilerde hipermetrop olunduğunu duydum. Doğru mu?
Hayır, doğru değil. Bu konuyla ilgili halk arasında bir yanlış anlama var. Lazer tedavisi olsun veya olmasın her insanda 40 yaşını geçtikten sonra yakını görme güçlüğü başlar. Biz tıpta buna presbiyopi diyoruz. Presbiyopide hipermetropi gibi + yani ince kenarlı mercekli gözlük kullanıldığı için presbiyopi ve hipermetropi birbirine karıştırılıyor. Presbiyopi ile hipermetropi arasındaki önemli farklardan biri hipermetropların (+) gözlüklerini sürekli takmaları gerekirken presbiyopların sadece yakın için bu gözlüğe ihtiyaç duymalarıdır.
Eğer hipermetropi ile kast edilen presbiyopi ise laser tedavisinin bu doğal proses üzerinde bir etkisi yoktur. Çünkü presbiyopi göz merceğinin odaklama işlevinin azalmasından kaynaklanır oysa laser tedavisi kornea üzerinde yapılan bir odaklama ayarıdır.
Bununla birlikte bilinmesi gereken bir nokta vardır. Bu da 1-2 derece miyop olan kişilerin odak noktaları normal insanlardan daha yakına ayarlı olduğu için yaşlanmayla ortaya çıkan presbiyopi odak noktalarını uzaklaştırsa da yine de yakını görmelerine engel olmaz. Yani kişi eğer 1 veya 2 derece miyopsa presbiyopi için yakın gözlüğü takmasına gerek kalmaz. Uzağı net görmek için taktığı gözlüğünü yakına bakarken çıkarıp okuyabilir.
Bu durumu anlamak için şöyle bir hesabı bilmekte yarar vardır:
Uzağı çok iyi gören 40 yaşında birisi yakını net görmek için +1 gözlük kullanırken 50 yaşında birisi +2 yakın gözlüğü kullanır. Buna karşılık -1 miyopu olan kişinin ise 40 yaşında +1-1=0 hiç yakın gözlüğüne ihtiyacı yoktur. Aynı kişi 50 yaşında +2-1=+1 yakın gözlüğü takar. Dolayısıyla 40-50 yaşlarında -1 veya -2 göz bozukluğu olan kişilerin laser tedavisiyle miyoplarının tam düzeltilmesi eğer yakın görmeleri önemliyse pek uygun değildir. 40 yaşın üstünde olup hem yakın hem de uzak gözlüğe bağımlılıktan kurtulmak isteyenler laserle monovizyon yöntemiyle bunu sağlıyabilirler.
40 yaşın altında yakın görmeyle ilgili bir problem olmadığı için bu kişilerin miyopisi laser tedavisiyle tamamen düzeltilebilir. Böylece hem uzağı hem de yakını net görebilirler.

——————————————————————————–

LASIK uygulamasının herhangi bir riski var mı?
Her girişimin riski vardır, doğal olarak LASIK’in de vardır. Fakat bunlar minimaldir ve hiç bir zaman körlüğe ya da görmenin ciddi boyutlarda bozulmasına yol açmazlar. Daha fazla bilgiye ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

——————————————————————————–

Bir kere laser tedavisi olunca tekrar laser olunamayacağını söylüyorlar. Bu doğru mu?
Hayır, tekrar laser tedavisi olunmasında herhangi bir sakınca yok. Hatta özellikle yüksek miyoplarda 6 ay beklenip ikinci laser uygulaması tercih edilebilir. Amerikalılar bunu golfe benzetiyorlar. Birincide deliğe yaklaşıp ikincide deliğe topu sokmak gibi. Hatta İngilizce bilenler için buna “enhancement” ya da “touch-up” diyorlar.

——————————————————————————–

Laser tedavisi sonrası kontakt lens kullanılamayacağı söyleniyor. Doğru mu?
Hayır. İsteyen dilediği renkli kontakt lensi kullanabilir.

——————————————————————————–

Laser tedavisi sonrası katarakt ameliyatı ya da başka göz ameliyatı olunamayacağı doğru mu?
Hayır, sadece katarakt ameliyatı öncesi yapay göziçi merceğinin gücünü hesaplarken dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bu konuda bizim dünyaca site edilen çalışmalarımız ve America Journal of Ophthalmology’de yayınlanmış yayınımız var. Dileyen göz doktoru ve hastalara bu konuda daha ayrıntılı bilgi verebiliriz.

——————————————————————————–

Gözlüklerimden kurtulayım derken olan görmemi de kaybetmekten korkuyorum. Bu işi güvenli bir şekilde nasıl yaptırabilirim?
Doğru ellerde, doğru koşullarda, doğru hastaya yapıldığı zaman lazer tedavisinde risk yok denecek kadar azdır. Time dergisi doğru elleri tanımlarken saydam tabaka konusunda üst ihtisas yapmış göz cerrahlarının kötü bir durumla karşılaşma riskini en az 5 kez azalttığını yazmıştır. Doğru koşullar kesinlikle kampanya koşulları değildir. Eğer bir yerde Türk Tabip Odasının belirlediği fiyatların altında lazer uygulanıyorsa ne kadar ünlü ve süslü bir merkez olursa olsun buradan uzak durun. Bir uygulamanın ideal koşullarda yapılmasının belirli bir maliyeti vardır ve bu belirlenmiştir. Uygulama şartlarının denetlenmediği bir ülkede ticari kuruluşların karlarını azaltacağını düşünmek safça olur. Yaşam boyu görmenizi belirleyecek geri dönüşümsüz bir uygulamada tasarrufa kaçtığınıza ömür boyu pişman olabilirsiniz.

——————————————————————————–

Laser tedavisi için çok farklı fiyatlar duyuyorum. Kafam karışıyor. Neyi araştırmalıyım?
İngilizce’de bir söz vardır: “You get what you pay for” yani “ne öderseniz onu alırsınız”. İnsanların içinde ucuza bir şeyi satın alma isteği genellikle vardır, bu görmeniz gibi değerli bir şey olsa da aynı güdünün etkisi altında kalırsınız. Bu güdünüzün farkında olan sağlık tacirleri farkı anlamayacağınızı umarak kendilerince mümkün olan her türlü tasarrufa gitmeyi kazanç kabul ederler. Söz konusu bir ameliyat ta olsa onlar açısından ticaret ticarettir. Bu nedenle sizi çekmek için kampanyalar yaparlar. İşportadan aldığınız bir pantalonu beğenmezseniz atarsanız, ucuza aldığınız bluz iki yıkamada bozulursa giymezsiniz olur biter. Fakat ucuza gözlerinizi tedavi ettireyim derken başınıza gelebilecek problemlerden ne yazık ki bu kadar kolay ve ucuza kurtulamazsınız. Bu şartlarda laser tedavisi olmak sizi kornea naklinden tutun da sarılık, AIDS gibi bulaşıcı hastalıkların kucağına bile itebilir. Değil Türkiye, Amerika’da bile bu nedenlerle büyük cezalarla kapatılmış laser merkezleri bulunduğunu bilmekte yarar var.
Ne yazık ki sağlık uygulamalarının yeterince denetlenemediği ülkemizde hiçbir standard yok. Maliyeti düşürmek için en çok kullanılan malzemelerden, cihazdan, cihazın bakımından, kalibrasyonunun kontrolünden, çalıştırılan personelden tasarruf yapılıyor.
Fiyat alırken elmayla armudu karşılaştırmadığınızdan emin olun. Fakat sorduğunuz sorulara doğru yanıt alıp alamayacağınız da şüpheli. Ucuza tedavi yapan yerlerden bazı yazılı garantileri alıp alamayacağınızı kontrol etmenizi tavsiye ediyoruz. Örneğin göz numaralarınız düşmediği takdirde ikinci bir laser tedavisinin ücretsiz yapılıp yapılmayacağını, ücretsiz kontrol sürenizin ne kadar olduğunu (en az 1 yıl), bu ücrete laser tedavisi öncesi muayene ücretinin, test ücretlerinin dahil olup olmadığını, laser tedavisi sonrası damlalarınızı, ilaçlarınızı içeren bir paketin verilip verilmediğini vb.