Kök Hücre Nedir ve Kordon Kanı Tedavisi

Yazan admin | kanser | Çarşamba 3 Şubat 2010 12:05 am

kök-hücreKordon Kanı Hayat Kurtarabilir.
Kordon kanı kök hücreler açısından çok zengindir.
Kök hücreler halen pek çok ciddi hastalıkta değerli bir tedavi seçeneğidir. Bu nedenle kordon kanı atılmamalı, mümkünse saklanmaııdır. Ailenizde kök hücre tedavisi ihtiyacı tıbbi olarak saptanmış birisi varsa bebeğinizin kordon kanını saklatmak amacıyla mutlaka hekiminize danışmanız gerekir.
Bebeğinizin kordon kanını ileride kendisi için veya ailenizde bir başkasının kullanımı amacıyla da özelolarak saklatabilirsiniz. Ancak, bir kişinin kök hücre nakline ihtiyacı olan bir hastalığa yakalanma ihtimali yaklaşık 1 /20.000 ile 1 /37.000 arası olarak hesaplanmıştır. Oysa kök hücre nakli bekleyen çok sayıda hasta bulunmaktadır.
Bu nedenle Acıbadem Kordon Kanı Bankası, bebeÄŸinizin kordon kanını özelolarak saklatmak yerine, ihtiyacı olan hastalar için bağışlamanızı tavsiye eder. Kordon kanı ne zaman ve ne için saklanırsa saklansın, Acıbadem Kordon Kanı Bankası’ nın amacı kök hücreleri en iyi ÅŸekilde saklayarak ve tıbbi geliÅŸmeleri uygulayarak tedaviye katkı saÄŸlamaktır.
Kök hücre nedir?
Kök hücreler, kemik iliği, kordon kanı ve diğer bazı dokularda bulunan ve değişerek vücudun diğer dokularını oluşturma yeteneğine sahip bir grup hücredir. Günümüzde kök hücreler özellikle kemoterapi veya radyoterapi gören kanser hastalarının kan ve bağışıklık sistemini yeniden canlandırmak için veya kordon-kanıbazı kaııtsal kan hastalıklarının tedavisi için kullanılmaktadır. Kök hüzrelerin gelecekte felç, parkinson, alzheimer, omurilik zedelenmeleri, kalp ve birçok genetik kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılabilmesi umuduyla araştırmalar devam etmektedir.
Kordon kanı nedir, nasıl toplanır?
Kordon kanı, bebeğin doğumundan sonra göbek kordonu içinde kalan kandır. Kordon kanı, bebek doğar doğmaz, göbek bağı kesildikten sonra ilk 10 dakika içinde, göbek bağından alınır. Bu kan, toplanmadığı zaman plasenta ile birlikte atılır, alınması normal doğum prosedürü ve bebeği herhangi bir şekilde etkilememektedir. Alınma işlemi doğum esnasında doğumu yaptıran hekim tarafından yapılır. Hem normal yolla hem de sezaryen doğumlarda uygulanabilir.
Alınan kan 36 saat içinde Kordon Kanı Bankası laboratuvarı na gönderilir. Kordon kanı, laboratuvarda özel yöntemler ile uygun ÅŸartlarda dondurulur, sıvı azot buharı içinde Kordon Kanı Bankası’nda saklanır. Dondurulan kök hücreler daha sonra gerek duyulduÄŸunda çözülerek tedavide kullanılabilir.

Diş Eti Kanamaları, Hastalıkları ve Tedavi Yöntemleri

Yazan admin | Diş Sağlığı | Pazar 24 Ocak 2010 2:00 pm

Diş eti kanamaları ve hastalıkları , tıp dilinde periodontal hastalıklar, diş çürügü kadar yaygın görülen ve diş kaybına neden olan önemli bir saglık problemidir.
Periodontal Hastalık Nedir?
Dişler; dişeti, çene kemikleri ve dişin çene kemigine tutunmasını saglayan periodontallifler tarafından desteklenir. Bu destek dokulardan sadece dişeti iltihaplanmışsa Gingivitis adını alır. Hastalık ilerler, diger dokuları da etkiler ve kemik erimesi oluşursa Periodontitis (halk arasında piyore olarak bilinir) adını alır.
Dişeti kanaması
Dişetlerinde kızarıklık ve şişme

Belirtileri Nelerdir?
Bu hastalığın belirtileri genellikle zor fark edilir. Saglıklı dişeti soluk pembe renkli, mat, yüzeyi portakal kabugu gibi girintili çıkıntılı ve sert kıvamlıdır.
dis-eti-hastalıklarıHastalık durumunda ise;
Dişeti kanaması (fırçalarken, sert bir şey yerken veya kendiliginden)
Dişetinde renk ve yüzey özellikleri degişimi
[kırmızı, parlak ve düz yüzey)
Diştaşı oluşumu
Dişeti büyümesi
Dişeti çekilmesi, dişlerin uzaması
Dişleri n yer degiştirmesi ve aralanması
Dişleri n sallanması
Agızda kötü bir tat ve kötü koku görülür.
Sebepleri Nelerdir?
DiÅŸeti hastalıklarının en önemli sebebi, agzın temizlenmemesinden dolayı diÅŸlerin yüzeyinde, diÅŸ-diÅŸeti birleÅŸime yerleÅŸen, milyonlarca mikroptan oluÅŸan ve “mikrobiyal dental plak” adı verilen birikintilerdir. Bu tabaka içindeki mikroplar zararlı maddeler üreterek periodontal hastalıga neden olurlar. Plak yumuÅŸak olması nedeniyle, diÅŸ fırçası ve diÅŸ ipi ile kolayca temizlenir. Temizlenmezse kireçleÅŸir ve “diÅŸtaşı” oluÅŸur. DiÅŸtaşının pürüzlü yüzeyi daha fazla ve daha hızlı plak birikimine yol açar. Yine yumuÅŸak ve yapışkan gıdalar plak oluÅŸumunu artırır. Genel saglıgın kötü olması, bagışıklık sisteminin zayıf olması, beslenme yetersizligi, ergenlik ve hamilelikteki hormonal degiÅŸiklikler plak varlıgında hastalıgın oluÅŸumunu kolaylaÅŸtırır. Kalıtsal faktörler de kiÅŸilerin bu hastalıklara daha yatkın olmasına yol açabilir.

Bu Hastalıkların Tedavisi Var mıdır?
Evet. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar başarılı sonuç elde edilir. Periodontal tedavi, hasta ve hekimin ortak katkısı ile gerçekleşir. Hastalık oluşumundaki birincil sebep plak olduğu için, plağın temizlenmesi yani hastanın kendi yaptığı ağız bakımı tedavinin temelini oluşturur. Hekimin tedavisiyle elde edilen sağlığın ömür boyu deva­mı da ağız bakımına bağlıdır. Bunun için dişler ve dişetleri sabah kahvaltıdan sonra ve gece yatmadan önce fırçalanmalı, dişlerin ara yüz temizliğinde diş ipi ve ara yüz fırçası kullanılmalıdır.
Hekiminiz, ağız içi muayenesi ve bütün dişlerden alınan radyografilerle hastalığınızın derecesini tespit eder ve tedavi planınızı yapar.
Tedavinin ilk aşaması ağız bakımı ve dişler üzerinden plak, diştaşı ve lekeleri uzaklaştırmak için diş yüzeylerinin temizlenmesidir. iki-üç seansta gerçekleştirilir. Hastalığın ilerlediği vakalarda periodontal operasyonlar tedavinin ikinci aşamasını oluşturur.

Periodontal Operasyon Nedir?
iltihaplı, büyümüş diÅŸ etini, agız bakımı iÅŸlemlerini zorlaÅŸtıran derin cepleri ve kemik erimesini tedavi etmek için çogunlukla lokal anestezi altında yapılan iÅŸleme “periodontal operasyon” denir. Hastalık sadece diÅŸetlerinde ise baÅŸlangıç tedavisine ragmen iltihap veya büyüme varsa, bu diÅŸeti kesilerek uzaklaÅŸtırılır ve yara yüzeyi bir hafta süreyle pat ile korunur. Eger hastalık daha ileri safhasında ise yani kemik erimesi varsa, diÅŸeti kaldırılır, iltihaplı dokular temizlenir, kemik düzeltilir, diÅŸeti kemigi örtecek biçimde yerleÅŸtirilir ve dikiÅŸ atılır. Bir hafta sonra dikiÅŸler alınır.
Tedavi Size Ne Saglar?
Gingivitis tamamen tedavi edilir. Periodontitiste kaybedilen dokuların genellikle tam olarak eski haline dönmesi saglanamaz. Hastalık, bulundugu aşamada tedavi edilerek dokular iyileştirilir. Eger uygun şartlar saglanıyorsa kemik yapımını uyaran maddeler yerleştirilerek yeniden kemik oluşturulabilir. Böylece kişiler, saglıklı agızlarda oldugu gibi rahatça temizleyebilecegi bir agıza kavuşurlar. Bu tedavi hastalıgın şiddetine göre üç hafta ile altı ayarasında sürebilir. Tedaviden sonra düzenli olarak üç-altı ay aralarla hekiminize kontrole gitmeniz gerekir.
Saglıklı bir kişi, gülümseyen bir yüze, saglıklı bir agıza ve pırıl pırıl parlayan dişlere sahip olan kişidir.

Kemoterapi Yan Etkileri ve Yan Etkilerini Azaltma Yöntemleri

Yazan admin | kanser | Pazar 17 Ocak 2010 3:04 pm

kemoterapi-yan-etkileriKemoterapi Sırasında Ne Gibi Yan Etkiler Yaşanabilir ?
Farklı kanserlerin tedavisi için çoğu kez farklı ilaçlar kullanılır. Hatta aynı tip kanserlerin tedavisi için bile hastaların özelliklerine göre sıklıkla farklı ilaçlar kullanılır. Bu nedenle yan etkiler de birbirinden farklı olur. Aldığınız tedavinin yan etkileri konusunda en doğru bilgiyi onkoloji ekibinden alabilirsiniz.
Yorgunluk
Kemoterapiyi izleyen hafta her zaman olduğundan daha kolay yorulursunuz. Bu normaldir. Dinlenmenin vücudun kendisini tamir etmesi için bir çeşit ilaç olduğunu hatırlayarak bu yorgunluğa direnmeyiniz. ihtiyaç duyuyorsanız, daha geç kalkınız, öğleden sonraları biraz uyumaya çaba gösteriniz. bir iş yaparken dinlenme araları veriniz ve kısaca, vücudunuzun sesini dinlemeyi öğreniniz. Yeterince dinlendikten sonra aktif olmayı da bırakmayınız. Kendinizi çok yormadan düzenli günlük yürüyüşler yapınız. Fizikselolarak aktif kalmak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Kendinizi önemli bir maçı kazanmak için kampa girmiş bir sporcu gibi görünüz. Düzenli yaşayınız.
Kemoterapide Bulantı ve iştahsızlık
Bazı kemoterapi ilaçları verildikleri gün ve bazen tedaviden sonraki birkaç gün iştahsızlık ve bulantı yapabilir. Bu normaldir. Ayrıca tat duyunuz geçici olarak değişebilir ve yemeklerin tadı alıştığınız gibi gelmeyebilir. Bu bazen tedavi boyunca da sürebilir. Endişe etmeyiniz, tedavi sonunda her şey normale dönecektir.
Birkaç basit önlemle bu dönemi en az sorunla geçirebilirsiniz:
Kemoterapiye aç olarak gelmeyiniz, ama midenizi çok doldurarak da gelmeyiniz.
• Baharatlı ve çok yağlı yemeklerden kaçınınız.
Tedaviyi izleyen birkaç gün bulantınız olursa hafif yemekler yemeye devam ediniz. Birkaç gün normalden az yemek yediğiniz için endişe etmeyiniz.
Doktorunuz bulantı olabileceğini söylediyse kendi­nizi iyi hissetseniz de ilk birkaç gün ağırve midenizi tıka basa dolduracak şekilde yemekten kaçınınız.
Tedaviyi izleyen ilk birkaç gün en sevdiğiniz yemeklerden uzak durunuz. Bulantı varken yediğinizde bazen en sevdiğiniz yemeklerden bile uzun süre hoşlanmayabilirsiniz.
Bulantıyla “savaÅŸmayınız”. Size verilen ilaçları bulantının daha ilk iÅŸaretinde, o an kendinizi çok da kötü hissetmeseniz bile kullanmaya baÅŸlayınız. Bulantı iyice yerleÅŸmeden önünü kesmek çoÄŸu kez çok daha kolayolur.
Kemoterapide AteÅŸ
Birçok kemoterapi ilacı vücudunuzda mikroplarla savaşmakla sorumlu savaşçı kan hücrelerinin sayısını geçici olarak azaltır. Akyuvar ya da lökosit denilen bu hücrelerin sayısı azaldığında mikroplara karşı savunmanız azalabilir. Eğer aldığınız ilaçlar bu gruptaysa doktorunuz sizi uyaracaktır. Bu uyanlara uyulmaması yaşamanızı riske sokacağından, dokto­runuzun öneri ve uyarılarını dikkatlice uygulayınız.
Evinizde mutlaka bir termometre bulundurunuz, üşüme ya da titremeniz olursa, kendinizi sıcak ya da hasta hissederseniz ateşinizi ölçünüz.
Ateşiniz 38 derece ve üzerinde olursa mutlaka doktorunuzu arayınız. O anda kendinizi iyi hissediyor olsanız da, sabaha karşı ya da gece yarısı olsa bile beklemeyiniz; mutlaka arayınız. Savunma hücrelerinizin sayısı düşük olduğundan hastalık alıştıgınızdan çok daha hızlı ilerleyebilir ve damardan verilecek antibiyotiklerle hastalıga erken müdahale etmek hayati önem taşıyabilir. Kemoterapi sırasında ateş aslında çok sık olmaz. Ateşiniz oldugunda her zaman ciddi bir hastalık gelişmek üzere olmayabilir, ancak bunun ayrımına önceden varmak mümkün olmadıgı için ateşi ciddiye alınız.
Tedavi sırasında doktorunuzun izni olmadan ateşi düşürebilecek agrı kesiciler almayınız. Ateş gelişmekte olan bir hastalık için çogu kez ilk uyarı görevini görür; ateşi düşüren ilaçlar alırsanız bu erken uyarı maskelenebilir. Bu tip ilaçlar arasında Minoset, Parol, Aspirin, Apranax ya da Voltaren gibi ilaçlar sıralanabilir. Bu listeye daha birçok ilaç eklenebilecegi için en dogru kural doktorunuza danışmadan ilaç kullanmamanızdır.
Kemoterapi aldıgınız aylar boyunca hasta oldugunuzu bildiginiz kişilerden uzak durunuz. Örnegin, eşiniz hastaysa, iyileşene kadar mümkünse yataklarınızı ayırınız. Küçük çocuklar, kreş veya okulda sık sık hastalık kapabilirler. Bu nedenle; öpmek ya da kucaklamak gibi çok yakın temastan kaçınınız. Sizi ziyarete gelenleri öperek karşılama alışkanlıgına son veriniz.
Hastalıklar, çogu kez hasta bir kişinin dokundugu kapı tokmagı gıbi yüzeylere dokunduktan sonra elinizi agzınıza, burnunuza veya gözlerinize sürdügünüz zaman kapılır. Bundan kaçınınız ve yemek yemeden önce mutlaka ellerinizi yıkayınız.
Kendinizi dış dünyadan izole etmenize ya da maske kullanmanıza doktorunuz tarafından özellikle istenmediği sürece gerek yoktur. Ancak belediye otobüsü gibi çok kalabalık ortamlara girmekten kaçınınız.
Ev ortamında bulunan küçük çocukların aşı olmaları sizin için genellikle sorun yaratmaz. Ancak ağızdan verilen Polio [çocuk felcil aşısı tedavi sırasında yapılırsa 1 ayaynı ev ortamında bulunmayınız.
Kemoterapide Saç Dökülmesi
Her kemoterapi ilacı saçları dökmez. Saç dökülmesi bekleniyorsa doktorunuz bunu size söyleyecektir. Tedaviye bağlı saç dökülmesi genellikle 3. haftadan sonra başlar ve saçlar, kimi zaman eskisinden de gür olarak tedavi sonlandıktan 1 ay kadar sonra yeniden çıkmaya başlar.
Dökülme başladığında saçlarınızı çok kısa kestirmek ve bu sizin için önemliyse hiç beklemeden peruk gibi kozmetik önlemler almak moralinize iyi gelecektir. Birçok hasta için bekleyip saçlarının yavaş yavaş seyreldiğini görmek çok daha moral bozucu olur. Peruk kullanma kararı verirseniz çoğu kez kendi saçınıza benzeyen bir peruk seçmeniz doğal hissetmenizi sağlar. Bandana, eşarp ya da bere gibi seçenekleri de yine daha başlangıçta düşünmenizi öneririz.
Saçlarınız dökülmüyorsa bile saç bakımını yaparken besleyici şampuanları tercih edip, kuruturken nazik olmaya ve geniş dişli bir tarak ya da yumuşak bir fırça kullanmaya çalışınız. Boya, sprey, jöle gibi ürünlerden uzak durunuz ve saç kurutma makinesi kullanmayınız.
Kemoterapide Ağızda Küçük Yaralar
Aldığınız ilaçlar böyle bir yan etkiye yol açıyorsa doktorunuz önceden size bilgi verecektir. Tedaviye bağlı ağızda çıkabilecek küçük ülserleri önlemenin ya da azaltmanın en iyi yolu her yemekten sonra karbonatlı suyla ağzınızı çalkalayıp tükürmektir. Bunun için bir çay bardağı suya bir çay kaşığı karbonat atıp karıştırınız; bu karışımı kullanarak 30 saniye ağzınızı çalkalayınız. Ayrıca yumuşak bir diş fırçası kullanınız ve diş ipi kullanma alışkanlığınız varsa tedavi boyunca kullanmayınız. Ağzınızın hassas olduğu dönemlerde sert ya da çok sıcak yiyeceklerden uzak durunuz.
Hemoroid (Basur Memesi)
Daha önceden hemoroid probleminiz varsa kemoterapi sırasında buna bağlı şikayetleriniz artabilir. Bunu önlemek, kötüleştikten sonra tedavi etmekten çok daha kolaydır. Tuvalete düzenli çıkmak esastır. Bazen verilen ilaçlara bağlı kabdık gelişebilir. Eğer bu olursa, doktorunuzdan tuvalete daha rahat çıkabilmeniz için bir ilaç isteyiniz. Ayrıca birçok sebze ve kuru fasulye ya da nohut gibi yiyecekler içerdikleri yüksek lif oranlarıyla düzenli çıkmanızı kolaylaştırır. Ayrıca, kayısı ya da elma gibi meyveler de bağırsak hareketlerini kolaylaştırabilir.
Kemoterapide ishal
Bazı kemoterapi ilaçları ishal yapabilir. Doktorunuz size bu konuda önceden bilgi verecektir. ishal olursanız önleyici ilaçları kullanmak bazı durumlarda gerekebilir; ancak bazı durumlarda bu istenmeyebilir. Bu nedenle doktorunuza danışmadan ilaç almayınız. ishal sırasında ağızdan bol sıvı almanız ve kaybettiğinizi sıvıyı telafi etmeniz çok önemlidir. ishal şiddetliyse, örneğin günde 6-7 kez ve bol miktarda çıkıyorsanız, hele de bulantı yüzünden ağızdan yeterince sıvı alamıyorsanız vücudunuz susuz kalabilir. Bu durumu mutlaka doktorunuza haber veriniz.
Kemoterapide Kanama
Kanama bazı kemoterapi ilaçlarının çok nadir rastlanan bir yan etkisidir. Kanınızın pıhtılaşmasını sağlayan ve trombosit adı verilen hücrelerin geçici olarak kemoterapi yüzünden azalması buna sebep olabilir. Bu problem oldukça nadir görülse de aşağıdaki sorunları yaşarsanız mutlaka doktorunuza haber veriniz:
• Bir yerinizi kestiğinizde kanama durmuyorsa
Diş etleriniz fırçaladıktan sonra uzun süre kanıyorsa
Çarpma ya da iğne olma gibi nedenler olmaksızın vücudunuzun birçok yerinde morluklar oluşuyorsa
• Katranı andıran simsiyah ve cıvık dışkınız oluyorsa
Kustuğunuz zaman çıkan şey kahve telvesini andırıyorsa
Diger Yan Etkiler
Verilen ilaçlara bağlı olarak ellerde ve ayaklarda keçelenme ya da uyuşma, güneşe karşı hassasiyet, ciltte kuruluk, gözlerde yanma ve benzeri birçok yan etki görülebilir. Yan etkiler konusunda daha ayrıntılı bilgiyi aldığınız kemoterapi ilaçları için hazırlanmış ve web sitemizde de bulabileceğiniz kaynaklardan yararlanabilirsiniz. Burada belirtil­meyen ya da beklenmedik bir şikayetiniz olursa yapılacak en doğru şey, gecikmeden doktorunuza danışmaktır. çoğu kez ufak bir sorun önceden bilinirse ciddi bir problem haline gelmeden çözülebilir.
Onkoloji Ekibine Acil Olarak BaÅŸvurmam Gereken Durumlar Nelerdir?
• Ateşin 38 derecenin üstüne çıkması
• Vücudun herhangi bir yerinde kanama olması
• Yeni burun kanaması
Ciltte oluÅŸan morluklar
idrarda kan
• Diş etlerinde aşırı kanama
• Vajinal adet dışı kanama
Dışkıda kırmızı kan, veya dışkının katran gibi siyah olması
Kusmada kahve telvesi gibi veya kırmızı kanama olması
• Öksürürken aşırı miktarda kan gelmesi
Kemoterapi alınan damar çevresinde oluşan agrı ve kızarıklık
Özellikle daha yaşlı hastalarda kala yayılan basınç tarzında gögüs agrısı
• 3 günden fazla süren dışkı ve gaz çıkaramama
Yemek yemeyi ve özellikle sıvı alımını engelleyen agız yaraları ve yutma güçlügü
• Vücutta döküntüler oluşması
Ani olarak gelişen uyuşma, çift görme problemleri ve hareket bozuklugu, bilinç kaybı

Kemoterapide ve Sonrası Beslenme Nasıl Olmalıdır ?

Yazan admin | kanser | Pazar 17 Ocak 2010 2:59 pm

kemoterapide-beslenmeKemoterapi Sırasında Neler Yiyebilirim? Kemoterapi ve Beslenme :
Çok yağlı, baharatlı ya da kuvvetli kokulu, soğan, sarımsak gibi yiyeceklerden uzak durunuz. Dışarıda yemek yerseniz, çiğ sebze, meyve ve salata yemeyiniz. Evde de bu gibi yiyecekleri ancak çok iyi yıkadıktan sonra tüketiniz. Kabuklu meyveleri tercihen soyulduktan sonra yiyiniz. Bol protein almanız vücudunuzun kendini tamir etmesi için önemlidir. Protein kaynagı olarak öncelikle balık, sonra tavuk, son olarak da kırmızı eti tercih ediniz. Yeterli protein almanız önemli oldugundan, balık ve tavuk yiyemiyorsanız, kırmızı etten kaçınmayınız. Diyetiniz dengeli olmalıdır. Bol sebze ve meyve bagırsak hareketlerinizin düzenli olması ve vitamin destegi için önemlidir. Bu konulardaki sorularınız için, hastanelerimizdeki beslenme ve diyet uzman­larımıza başvurabilirsiniz. Tedavi sırasında ek vitamin ihtiyacınızı karşılamak için doktorunuzla konuşarak vitamin hapları alabilirsiniz. Ancak, yüksek dozda E ya da C vitaminlerinden kaçınmanız önerilir.
Kemoterapi Sırasında Destek Tedaviler Kullanabilir miyim?
Kanser hastalarının umutla sarıldıgı alternatif tedaviler arasında ısırgan otu, köpek balıgı kıkırdagı, kaktüs suyu ve hatta kaplumbaga kanı bile bulun­maktadır. Alternatif tedaviler konusunda soru işaretleri vardır.
Alternatif tedavilerin kanser tedavisindeki etkilerini objektif olarak belirleyen ve yararlılıgı ispatlanmış standart tedavilerle kıyaslayan çalışmalar yok denecek kadar azdır.
Tıpkı ilaçlar gibi alternatif tedavilerin de yan etkileri vardır; kemoterapi ilaçlarıyla birlikte alındıklarında, bu ilaçların yan etkilerini artırmaları mümkündür. Daha kötüsü, alternatif tedavi için kullanılan ürünlerin kemoterapi ilaçlarıyla etkileşimi konusunda çok az şey bilinmektedir.
Doğalolan her şey güvenli değildir. Örneğin, en güvenli sayabileceğimiz ve birçok evde sıklıkla kullanılan papatya çayının düşüğe neden olabileceğini biliyor muydunuz?
Alternatif tedaviler kemoterapi ile aynı anda uygulandığında kemoterapinin etkisini azaltabilir.
Tüm bu nedenlerle, kemoterapiyle birlikte alternatif yöntemleri denemeye karar verirseniz, bunu mutlaka onkoloji ekibiyle paylaşınız. Doktorunuz, siz riskleri anladığınız sürece seçimi size bırakacaktır.

Kemoterapi Tedavisi ve ilaçları nasıl uygulanır ?

Yazan admin | kanser | Pazar 17 Ocak 2010 2:54 pm

kemoterapi-kanser-tedavisiKemoterapi Gören  Hastalar için Genel Bilgiler
Kemoterapi nedir?
Kemoterapi, kanser tedavisinde kullanılan ve kanser hücrelerini öldürmeyi amaçlayan ilaç tedavilerinin genel adıdır.
Kemoterapi Kanser Hücrelerini Nasıl Öldürür?
Kanser hücreleri, normal hücrelerden türeyen, ama yapılarındaki bazı degişiklikler nedeniyle vücudun emirlerini dinlemez hale gelen hücrelerdir. Kemoterapi ilaçları, bu hücrelerin farklı özelliklerini kullanarak, normal hücrelere mümkün olduğu kadar az zarar vererek kanser hücrelerini öldürmeyi amaçlar. çoğu kez, değişik hedefleri olan birkaç kemoterapi ilacı birlikte verilerek kanser hücresinin birkaç cephede birden vurulması amaçlanır.
Kemoterapi Nasıl Uygulanır?
Kemoterapi ilaçları çoğu kez damardan serum gibi birkaç saatte verilir. Tedavi sonrası size bir ya da birkaç haftalık bir toparlanma süresi verilir ve ilaçlar önceden belirlenmiş bir takvime göre birkaç ay boyunca düzenli aralıklarla tekrarlanır. Hastaların büyük bir çoğunluğu tedavi için geldikleri birkaç saat dışında hastanede yatmak zorunda kalmaz; bazı önemli değişikliklerle normal hayatına devam edebilir. Kemoterapi aldığınız aylar boyunca her tedaviden önce kan testleri yapılacak, uzman doktorunuz ve hemşireniz tarafından da çok yakından izlenmelisiniz.
Kemoterapi Tedavi Ekibi Kimlerden Oluşmalıdır?
Tedavi ekibi siz, kanser uzmanı doktorunuz [onkolog] ve uzman onkoloji hemşirenizden oluşmalıdır. Ekibin en önemli üyesi olduğunuzu unutmayınız ve tedavinizde aktif bir roloynamaya çalışınız. Hastalı­ğınız ve tedavisi konusunda soru sormaktan kaçınmayınız. Her türlü sorununuzu doktor ve hemşirenizle paylaşmaktan çekinmeyiniz. Onko­loğunuz ve onkoloji hemşireniz bu süreci kolaylaş­tırmak için ellerinden geleni yapmaya, size ve ailenize sosyal ve psikolojik açıdan destek olmaya hazır olmalıdır. Doktorunuz ve onkoloji hemşirenizin telefon numaralarını mutlaka yanınızda taşımalısınız. Haftasonları ya da geceleri, acil durumlarda onlara her zaman cep telefonlarından ulaşabilmelisiniz.
Onkoloji ekibi yakınlarınızın desteğinin sizin için öneminin bilincinde olmalıdır. Bu nedenle doktor ve hemşirenizle görüşmenizde mümkün olduğunca yakınlarınızla beraber olunuz. Paylaşmak omuzlarınızdaki yükü hafifletecektir; ayrıca, doktorunuzun hastalığınız ve tedavi süreci ile ilgili verdiği bilgileri bir yakınınız ile birlikte dinlemeniz, süreçleri daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.

Uyku Sorunları

Yazan admin | sağlık | Pazar 17 Ocak 2010 10:15 am

uyku-sorunlarıUyku Sorunları
Uyku yaşamın vazgeçilmez bir sürecidir. Beden ve zihin uykudayken dinlenir, yenilenir. Başarılı ve mutlu bir yaşam için kaliteli uyku gerekir.
Kaç Saat Uyku Gerekir?
ihtiyaç duyulan uyku süresi yaşa ve kişiye göre değişir. Yetişkinlerde ortalama uyku süresi 7-8 saattir. Bu çocuklukta artar, yaşlılıkta azalır.
Kaç Saat Uyku Yeterlidir?
Sabah dinç uyanıyor, gün içinde uykunuz gelmiyorsa, bu uyku sizin için yeterlidir.
Kaliteli Uyku Ne Anlama Gelir?
Uyku süresi kadar, belki de daha çok, uyku kalitesi de önemlidir. Uykunun dört ana bölümü vardır [REM, N1, N2, N3L. Bunların sıralaması ve oranı belirli bir düzende olmalıdır. Horlama, apne, huzursuz bacak sendromu gibi rahatsızlıklar bu düzeni bozar.
Uykumun Kaliteli Oldugunu Nasıl Anlarım?
Ekteki testten aldığınız puan size ön fikir verebilir. Kesin yanıt için "Polisomnografi [uyku kaydı]” yapılmalıdır. Polisomnografide gece boyu 20′ye yakın veri elde edilerek; uyku yapısı, uykuda kalp, solunum, kan oksijeni, nabız vb. deÄŸerlendirilir.
Uykuyu Bozan Hastalıklar Bende Var mı?
Horlama sık rastlanan bir sorundur. Horlama ile birlikte sabah yorgun uyanıyor, gündüz kendinizi yorgun hissediyorsanız, eÅŸiniz “uykuda nefesin duruyor gibi oluyor” diye uyarıyorsa, sorun sadece horlama deÄŸildir. Kalp krizinden, felce kadar sebebiyet verebilecek “uyku apne sendromu“nuz olabilir.
Uykuya dalmadan bacaklarınızda agrı ve istemsiz hareketler oluyorsa; uykuya dalarken yatak altınızdan çekiliyor gibi hissediyorsanız ya da bacaklarınız istemsiz hareket ediyorsa [bacak atması) "huzursuz bacak sendromu"nuz olabilir.
Her iki durumda da uyku merkezine başvurunuz. "Uykuya dalamıyorum, gece yarısı uyanıp tekrar uyuyamıyarum" ...
insomnia [uykusuzluk] en sık rastlanan sorundur. Gündüzün gerginligi, uykudaki sorunlar [apne, huzursuz bacak vb), yatak odasının durumu gibi birçok neden uykuyu bozar. Üstelik kulaktan kulaga dolaşan uyku ilaçları, gece alınan alkol ve teskin ediciler uyku yapısını daha da bozabilir.
Uykuya dalamama ya da uyanıp tekrar uyuyamama yaşamınızı olumsuz etkiliyorsa artık bir uyku merkezine başvurmanın zamanı gelmiştir. Burada yapılan degerlendirmede neden araştırılacak, uygun tedavi uygulanacaktır. Bazı uykusuzluk olgularına polisomnografi de yapılabilir.
Kaliteli Bir Uyku için
Uykunuz geldiginde yataga gidin. 20 dakikadan fazla süre geçmesine ragmen uyuyamadıysanız zorlamayın, ortam degiştirin. Sakin bir ortam size yardımcı olacaktır .
Yatak odasını yemek; çalışma, spor vb amaçlar ile kullanmayın.Oda ısısı 18-22°C arasında olmalı; havalanmış, sessiz [20 desibel idealdir], ışık almayan bir ortam saglanmalıdır.
Yatak ve yastık rahatsız edici olmamalı, kilo varsa hastalıklara uygun yataklar kullanılmalıdır.
Gündüz saat 16:00′dan sonra uyumak, gece uykusunu bozabilir. Gündüz uykuları 20-30 dakikayı geçmemelidir.
Yataga gitmeden 2-3 saat önce yiyecekler,
4-5 saat önce kahve, siyah çay, kolalı içecekler kesilmelidir. Açsanız yatmadan önce ayran, yogurt ve kraker yemeniz uygun olabilir.
Agır alkol uyku yapısını bozar. Düzenli alkol kullanımı da aynı etkiyi yapar. Uyumadan 2-3 saat önce alkol alımı kesilmelidir.
Egzersiz uykuyu rahatlatır. Agır egzersiz, uykuya yakın saatlerde yapılmamalı, 4 saat önce kesilmelidir. Germe-gevşeme egzersizleri, uyku saatine dek yapılabilir.
Aşağıdaki durumlarda hangi sıklıkla uyuklama eğilimindesiniz? (Lütfen kendinizi yorgun hissettiğiniz zamanları değil, uyuklama eğiliminde olduğunuz zamanları dikkate alınız).
Sorulara puan tablosuna göre puan veriniz..
uykusuzPuan Tablosu:
O: Hiçbir zaman uyuklamam
1: Nadiren uyuklarım
2: Sıklıkla uyuklarım
3: Her zaman uyuklarım

Oturur durumda gazete ve kitap okurken uyuklar mısınız?
Televizyon seyrederken uyuklar mısınız?
Pasif olarak toplum içinde otururken, sinemada ya da tiyatroda uyuklar mısınız?
Ara vermeden en az 1 saatlik araba yolculugunda uyuklar mısınız?
Ögleden sonra uzanınca uyuklar mısınız?
Birisi ile oturup konuşurken uyuklar mısınız?
Alkol almamış, ögle yemeginden sonra sessiz ortamda otururken uyuklar mısınız?
Trafik birkaç dakika durdugunda, kırmızı ışıkta, arabada beklerken uyuklar mısınız?

Toplam Puanınız:
O ile 24 arasında degişen toplam puandan 10 ya da daha fazla almışsanız uyku merkezine başvurmanızda yarar var.
Saglıklı Günler Dileriz ..

Porselen Laminat Veneer

Yazan admin | Diş Sağlığı, estetik ve plastik cerrahi | Cumartesi 9 Ocak 2010 4:41 pm

porselen-veneer-yaprakPorselen Laminat Veneer ( Yaprak Porselen Kaplama )
Estetik diş hekimligi, gerek koruyucu yaklaşımı gerekse fonksiyonel ve görsel açıdan çok çarpıcı sonuçlar almamızı saglayan tedavi opsiyonları ile diş hekimliginde sunulan hizmetler arasında hayatımızı en çok etkileyenlerin başında gelmektedir. Diş hekimliginin tüm alt branşlarından destek alan estetik diş hekimligi uygulamalarından porselen laminat veneer ise adeta bu dalın mihenk taşıdır. Bu uygulamanın diş hekimliginde yer bulması ile çapraşık dişlerin küçültülerek üzerlerinin porselen kuronlarla kaplanması işlemi tamamen terk edilmiştir.

Porselen laminat veneer uygulamalarında dişlerin mine kısmında çok minör seviyelerde aşındırma/pürüzlendirmeler yapılarak dişlerin ön yüzeylerine porselen yaprakçıklar yapıştırıl­maktadır. Bu yaprakçıklar 0,4-0,6 mm inceliğinde olduğundan ışık geçirgenlikleri çok yüksektir ve bu sayede gerçek diş görüntüsü en ideal şekilde taklit edilebilmektedir. En önemlisi de, diş yüzeyinde yapılan bu pürüzlendirme işleminde sağlıklı diş dokusunun adeta tamamı korunmakta ve sadece dişlerin ön yüzeyine yapılan bu ek sayesinde hem tek başına bir diş, hem de tüm gülüş bambaşka bir görünüme kavuşa bilmektedir.
porselen_laminate_veneerBu kadar ince porselen yaprakçıkların kırılgan olduğu düşünülebilir. Ağızda dişle buluşana kadar da öyledir Hem yapım aşamasında hem deağıza uygulamada son derede titiz ve hassas manüplasyon gerektirir. Hem hazırlık, hem bitim aşamasında çok doğru ve hassas tekniklerle uygulandığında, diş yüzeyine yapıştırıldıktan sonra adeta dişlerle bir bütün olur. Son yıllarda porselenlerin dişe yapıştırıl­ması konusundaki gelişmeler sayesinde, bu porselenler, dişlere çiğneme esnasında gelebilecek farklı yöndeki kuvvetlere ve bunların yaratacağı streslere karşı da dayanıklıdırlar.
Porselen laminat veneerlerin kullanım ömrü de son derece uzundur. Pek çok durumda doğal diş yüzeyinden daha pürüzsüz yüzeye sahip olduklarından, doğal dişlere göre çok daha az bakteri plağı tutunmasına yol açarlar. Bakımları son derece kolaydır. Dişlerinize ve dişetlerinize uyguladığınız diş fırçalama ve diş ipi kullanımından daha farklı bir bakım gerektirmezler.

Porselen laminat veneerlerin diğer bir avantajıda porselen yüzeyin renginde herhangi bir değişikliğin olmaması vehiç bir şekilde leke tutmamasıdır. Uygulama sonrası uzun yıllar rengini korur. 

Estetik DiÅŸ HekimliÄŸi

Yazan admin | Diş Sağlığı, Eğitim, estetik ve plastik cerrahi | Cumartesi 9 Ocak 2010 4:08 pm

diş-hekimi-estetikHerkes güzel bir gülüşe sahip olmak ister ancak bu her zaman dogal yollarla mümkün olmamaktadır. Konuştugumuz bireyler, yüzümüze, gözlerimize ve dişlerimize konsantre olurlar. Doğal ve güzel bir gülüşü fark ettikleri gibi, koyulaşmış dolguları, renk farklılıklarını, dişeti hastalıklarından kaynaklanabilecek kötü görüntüleri de fark edebilmektedirler. Ortodontik tedaviye gerek kalmadan harika bir diş dizimine sahip olsanız bile, kahve ve sigara gibi alışkanlıkların yol açtıgı renklenmeler veya yıllar içinde kullanıma bağlı çatlaklar, kırılmalar ve düzensizlikler gülümsemenizi bozabilir ve memnuniyetsizlik yaratabilir.
Günümüz teknolojik ilerlemelerin, diş hekimligi malzemeleri ve restorasyon tekniklerinde yarattıgı degişiklikler sayesinde estetik diş hekimliginde son derece çarpıcı gelişmeleryaşanmıştır. Estetik diş hekimliğinin görünüşümüze kattıklarını da düşündügümüzde bu gelişmeler yaşamımızı dogrudan etkilemektedir.

Diş hekimliginin diger pekçok branşını da uygulamaları içine alan estetik diş hekimliginin amacı, dişlerinizin ve dolayısıyla gülüşünüzün daha hoş gözükmesinin en koruyucu yöntemlerle saglan­masıdır. Eskiden olduğu gibi dişlerinizin daha beyaz olması için bütün dişin kesilip küçültülmesi ve üzerilerine porselen kuronların yapılması, artık günümüz teknolojisi ile terk edilmiş bir yöntemdir.
Kahve-sigara gibi alışkanlıkların yanısıra tetrasiklin kullanımı gibi ciddi renklenmelerin, beyazlatma yöntemleriyle giderilmesi, çapraşıklıkların kısa süreli ve sosyal hayatınızı etkilemeden ortodontik tedavilerle düzenlenmesi, çeneler arasındaki dikey boyut kaybıyla oluşan yaşlı görünüm ve eklem sorunlarının tedavisi, adeta dişlerden hiç aşındırma yapılmadan uygulanan porselen laminat veneer ve bonding teknigiyle yeni gülüşlerin saglanması gibi kabul görmüş tedavi protokolleri gerek uygulama kolaylıgı, gerek kalıcılıkları, gerekse koruyucu yaklaşımları ile tercih edilen yöntemlerdir.

Günümüz estetik diş hekimliginin en avantajlı yanlarından bir digeri de, henüz tedavinin planlanma aşamasında sonuçların tahmin edilebilir oluşudur. Hedefimiz ister aralık kapatmak kadar kolay ulaşılır, ister tüm dişlerinizi içeren kapanış ve görünüş düzenlenmesi gibi komplike bir tedavi olsun, sonuçlarını henüz başlarken beklenmeyen sürprizlere yol açmayacak şekilde öngörebilmekteyiz. Estetik diş hekimligindeki uygulamaların bazılarını şöyle sıralayabiliriz.
Ön bölge dişlerde, renklenmiş eski dolguların
degiÅŸtirilmesi
Dişlerin beyazlatılması
Dişler arasındaki boşlukların kapatılması
Dişlerin renk, şekil ve dizimlerinin degiştirilmesi amaçlı porselen laminat veneer uygulamaları
Arka bölgelerdeki siyah [amalgam] dolguların beyaz dolgularla degiştirilmesi
Fazla gözüken dişetlerinin kozmetik periodontal müdahalelerle düzenlenmesi
Aşınmaya baglı boyut kaybı olan dişlerin dogru oranlara kavuşturulması
Dişeti çekilmelerinin yumuşak doku greftleriyle giderilmesi
Diş fırçalamaya bagli defektlerin giderilmesi
DiÅŸ eksikliklerinin köprü veya implant uygulamaları ile giderilmesidir…….

Vücutdaki Benleri Aldırmak Yok etmek ve Tedavisi

Yazan admin | estetik ve plastik cerrahi, sağlık | Salı 10 Kasım 2009 11:14 pm

Vücudumuzdaki benler çoğu zaman bizi rahatsız etmesede bazen rahatsız edici erlerde ve boyutlarda olabiliyorlar. Bunlarla ilgili tedavi yöntemlerini ve onlardan kurtulma, yok etme yolları ve yeni yedavi ve laser yöntemleri araştırma konumuz oluveriyor. Bizde benler ile ilgili olarak tüm bilgileri bulabileceğiniz ayrıntılı bir makale yazmaya kara verdik. Bazen benlerin çoğalması ve yaygınlaşması bunların neye bağlı olduğunu bilmemizde gerekiyor.
Benler vücudun her yerinde görülebilen, sıklıkla kahverengi, oval ya da yuvarlak iyi huyhı oluşumlardır. Deriye rengini veren pigmenti üreten melanosit adı verilen hücrelerden köken alırlar.
Bir kişide oluşacak benler muhtemelen önceden genetik olarak belirlenmiştir. Benlerin bir kısmı doğumsal olarak ortaya çıkarken, bazılan ise özellikle gençlik döneminde 01ayatın ilk 20 yılında) ortaya çıkar. Ancak, genetik olarak yatkın kişilerde yaşam boyu yeni benler oluşabilir.
Belirtiler ve Bulgular
Benler vücudun herhangi bir yerinde, çok degişik görünümlerde ortaya çıkabilirler. Deri renginde veya pembemsi, açık kahverengi, kahverengi hatta bazen mavi-siyah renkte olabilirler. Şekilleri genellikle oval veya yuvarlak, deriden kabarık veya düz, kıllı veya kılsız görünümdedir.

Resim 1: Sırtta normal bir ben Resim 2: Yüzde normal bir ben Resim 3: Belin arka kısmında dogumsal bir ben
vücutdaki-benler

Doğumsal benler de sonradan olanlara benzer görünümde olabilir ama genellikle sonradan oluşan benlerden daha büyük ve daha kıllıdır.
Benler zamanla değişikliğe uğrayabilir; ergenlik dönemi, gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı ve güneşe maruz kalınca büyümeleri hızlanır, renkleri koyulaşır ve yenileri çıkabilir. Bunun dışında her benin kendine ait bir büyüme şekli vardır. Başlangıçta benler düz iken zamanla büyür ve bazılarında kıllar gelişir. Yıllar geçtikçe, benlerin çoğu yavaş yavaş değişerek daha kabarık ve daha açık renkli bir hal alırken bazı benlerde hiç değişiklik olmayabilir. Bazı benler zamanla ortadan kaybolurken bazıları deriden o kadar kabarık hale gelir ki sonradan gelişen sapından kopabilir. Bu, sıradan bir benin tipik yaşam döngüsüdür ve ortalama olarak 50 yıl sürer.
KanserleÅŸme Riski
Sıradan benler çok0eadiren kanserleÅŸir. Melanom ya da “Malin Melanom” adı verilen hayatı tehdit eden bir deri kanserinin özellikle bazı ben tiplerine benzerlik göstermesi benler konusundaki en önemli çekincedir Aslında önemli olan bu ben gıbi görünebilen melanomun erken teÅŸhis edilmesidir. Bu nedenle, kiÅŸilerin benlerindeki deÄŸiÅŸikliklerin hangilerini önemseyeceklerine iliÅŸkin ABCD kuralı geliÅŸtirilmiÅŸtir.

Aslında halk için geliştirilmiş olan bu kural hekimler tarafından da izlenmektedir:

A (Asymmetry=Asimetril: Benin bir yarısı diğer yarısına benzememesi renk ve/veya şekil olarak
B (Border= Sınır): Benin sınırlarının düzensiz olması; girintili çıkıntılı olması.
C [CoLor=Renk): Benin renginin homojen olmaması; kahverengi, siyah, kırmızı, gri, beyaz gibi renklerin iki veya daha fazlasının bir arada bulunması; alacalı görünüm.
D (Diameter=Cap): Ben çapının bmm'den büyük olması; kabaca silgili kurşun kalem çapından büyük bir ben,
ABCD kuralındaki maddelerden herhangi biri veya
birkaçının bulunması kişinin bir dermatoloğa başvurmasını gerektirir. Bir benin hiçbir darbe olmaksızın kanaması, soyulması, sızıntı yapması,üzerinde yara açılması, şişli k veya kabartı oluşması, benle ilgili his değişiklikleri; kaşıntı, hassasiyet veya ağrı oluşması, hızla değişim göstermesi benin bir dermatolog tarafından görülmesini gerektiren diğer özelliklerdir,

Başlangıçtan beri ABCD kuralının çoğu özelliğini taşıyan bazı özel benler vardır ki bunlar displastik veya atipik benler olarak
adlandırılır. Bu benlerin boyutları ortalamadan büyük ve şekilleri düzensizdir.
Merkezleri koyu kahverengi, kenarları daha soluk veya kırmızımsı ve düzensiz bazen de sınırlarında siyah noktalar izlenen bu benler karmaşık renkli olma eğilimindedir.
Bu benler genellikle aynı ailede devam eder. Bu tür benlere sahip kişilerin, daha yüksek melanom geliştirme riskleri nedeniyle bir dermatolog takibinde olmalarında yarar vardır. Bu kişiler ayrıca benlerinin renk, şekil veya boyutlarında olası değişiklikler ya da yeni benlerin ortaya çıkıp çıkmadığına bakmak için kendi kendilerine düzenli olarak nasıl ben muayenesi yapacaklarını öğrenmeli, benlerini güneşten, koruyucular ve uygun kıyafetlerle korumalıdır.
Ben Gibi Görünen Oluşumlar
Derimize baktığımızda bene benzeyen birtakım lekeler görürüz. Bunlar en sık olarak çillerdir. Vücudun herhangi bir yerinde olabilen benlerden farklı olarak çiller; yüz, sırt ve omuzlar gibi güneşe en fazla maruz kalan yerlerde görülür. Sarışınlar ve kızıl saçlılar daha kolay çillenir. Güneşin etkisi ile rengi koyulaşabilen çiller, kışın tamamen kaybolabilirler.
Özellikle orta yaşlarda, benler ile en çok karışan oluşumlar, çoğunlukla gövde ve yüzde görülen açık koyu kahverengi renkte sigilimsi yapılardır ki bunlara seboreik keratoz denir. Seboreik keratoz kötüleşme ihtimali olmayan yüzeysel deri kabarıklıklarıdır.
Benlerle sık karıştırılan bir diger oluşum ise daha çok orta yaştaki kişilerde görülen kahverengimsi lekelerdir ki bunlar karaciger ya da yaşlılık lekeleri olarak da bilinir ancak ne karaciger ne de yaşla ilgilidirler, güneş hasarının oluşturdugu lekelerdir. Bunların tıp dilindeki ismi solar lentigodur.
Benlerin Tedavisi
Benler genellikle saglıgı bozmaz. Bir ben, ancak şekil, renk veya boyutunda hızlı bir degişiklige ugruyor, kanıyor, kaşınıyor, agrıyorsa melanom olma olasılıgı nedeniyle saglık sorunu oluşturabilir. Bu durumda benin çıkarılması gerekebilir. Bir benin kısmi veya tam olarak çıkarılmasına biyopsi denir. Eger mümkünse benlerin tıraşlama biyopsisi yerine eksizyonel biyopsi ile tamamının çıkarılması en iyisidir. Ben çıkarıldıktan sonra mutlaka patolojik degerlen­dirmeye gönderilmelidir. Burada patolojik degerlen­dirmeden kastedilen benin çıkarılmış olan bir parçasının ya da tamamının ince dilimler haline getirilip mikroskop altında incelenmesidir.
Benin çıkarılması [kısmi veya tam] kansere neden olmaz. Tam tersine böylece erken teÅŸhis edilme ÅŸansı olur. Halk arasında yaygın olarak bilinen ve inanılan “neÅŸter deÄŸerse kanser olur” sözü kesinlikle dogru degildir.
Eğer benin yalnızca bir kısmı incelenmek üzere çıkarıldıysa ve patolojik inceleme kanser olarak gelirse tüm oluşumun, etrafında bir miktar sağlam doku bırakılarak çıkarılması gerekecektir.
Bazen benler kişilerin görünümlerini bozdukları için, bazen de sürtünmeye maruz kalan bölgelerde iseler çıkarılmaları istenebilir. Sakal bölgesindeki benler tıraş sırasında bazen yanlışlıkla kesilebilir. Bu durum, ben için ek bir kanserleşme riski oluşturmamaktadır. Ancak yine de bu tür yerleşimdeki benlerin oluşturdukları rahatsızlık nedeniyle çıkarılmaları istenebilir.
Bazı kişiler benden çok, üzerindeki kıllardan rahatsızlık duyabilir. Bunların cilt yüzeyine yakın kesilmesinde veya iğneli epilasyon gibi kalıcı yöntemlerle alınmasında bir sakınca yoktur.
Ben tedavisinde lazer, elektrokoterizasyon [yakma] veya kriyoterapi [dondurma] gibi yöntemler kullanılmamalıdır.
SaÄŸlıklı Günler Dileriz …

Domuz Gribi Hakkında Merak Ettikleriniz

Yazan sarp | hastalıklar | Cuma 16 Ekim 2009 12:20 pm

domuz-gribiBildiğiniz gibi Ankarada domuz gribi ( H1N1 virüsü )nedeni ile kapatılan okul ve domuz gribi görülmasi nedeni ile domuz Gribi hakkında tüm merak edilenleri yanıtlamayı ve paylaşıma açmayı uygun gördük.
Bu hastalık la ilgili soru cevap şeklinde cevaplamaya çalıştık. Sizlerinde sorabileceği çeşitli sorularıda paylaşım olarak yorum bölümünde tartışmaya açtık.

  Domuz gribinin belirtileri nelerdir?

Yüksek ateş öksürük boğaz ağrıları , yaygın kas ağrıları ve burun akıntısı hastalığın en önemli belirtilerini oluşturmaktadır. Hastalık birden bire ortaya çıkmaktadır. Bazı hastalarda ishal ve kusma görülemektedir. Genç yaş grupları daha fazla etkilenmekte olduğundan endişe verici bir durum söz konusudur.

Domuz gribini normal gripten nasıl ayırt edebiliriz?

Normal gripten ayırt eden belli bir özellik yoktur. O yüzden nerelerde bulunduğunuz ve kimlerle temas ettiğiniz bilgileri çok önem taşımaktadır. Dolayısıyla bu gribin bulunduğu bölgelerde bulunmuşsanız kendinizden şüphe etmeniz gerekmektedir.

Domuz gribi nasıl bulaşır?

Aynı gribin bulaştığı gibi solunum ve solunum salgılarıyla kirlenmiş el eya temas şeklinde bulaşır. 

Kimlerin domuz gribine yakalanma riski daha fazladır?

Yeni bir virüs olduğu için insan vucudunda bu virüse karşı hiç bir bağışıklık sistemi oluşmamıştır. Aşısıda olmadığından bir bağışıklık kazanılması mümkün değildir. Dolayısıyla bu virüsle karşılaşan herkes hastalanabilir.

Domuz gribi nasıl teşhis edilir ? Özellikle bu hastalığın görüldüğü yerlerde bulunan kişiler şüpheli olarak bulunan kişilerden alınan numuneler istanbul ve ankarada kurulmuş 2 özel labaratuvarda incelenmektedir.

Domuz gribi tedavisi nasıldır.?

Normal grip tedavisinde kullanılan tedavi ve ilaç sistemi kullanılmaktadır. Bu ilaçların kullanılması ile tedaviye alınır. İstirahat etmek ve vitamin almak önemlidir. Bu virüs genetik değişikliğin ürünü olduğu için gene bir genetik değişiklik gösterebilir ve daha öldürücü ve kötü sonuçlara sebebiyet verebilecek durumlar yaratabilir. Özel tedavi ve bakım uygulanması gerekir.

Bu virüs tüm dünyayı etkileyebilecek bir salgına dönüşebilirmi.?

Normal gribal virüsler kış aylarında ortaya çıkar ve bahara doğru hükmünü yitirmeye başlarlar ama domuz gribi olan h1n1 virüsü bahar aylarında ortaya çıkmış ve halen etkinliğini devam ettirmektedir. Bu virüsün davranışı farklıdır. Bugün için batı avrupa ve amerikada hastalar çoğalmıştır. Dolayısıyla tüm dünyaya yayılması söz konusudur. Dünya sağlık örgütü ve sağlık bakanlığımız bu konuda çalışmalar yapmaktadır.

Herkesin bu konuya duyarlı olması ve özellikle dikkat etmesi gerekmektedir.

Merak ettiklerinizi ve bildiklerinizi sizde yorum kısmına yazın. Sağlıkla kalın.

Sonraki »