çağdaş insan nasıl olunur ?

Öncelile otomot insanların kavramın anlatmaya çalışacağım: otomot insanlar , çağdaş insanlardır. Çağdaş insanlar , diğer insanlara ve doğaya yabancılaşmış insanlardır. İnsan artık bir mal durumuna girmiştir. İnsanlar arası ilişkiler birbirinden kopmuş ve otomotların ilişkileri haline gelmiştir. İnsanlar, bulunduğu pazarda en yüksek kar elde edilecek şekilde kullanılır. Her insan öbür insanlara olabildiğince yakın olmak isterken , inanılmaz bir biçimde yanlızlık içindedir. Yoğun bir güvensizlik , suçluluk, yanlızlık duygusuna gömülürler. Çağdaş ( otomot ) insan , karnı tok , sırtı pek, cinsel bakımdan doymuş insandır. Ama kişiliği gelişmemiştir. Kişiliklerimiz almak ve değiş yokuş üzerine kurulmuştur (ruhsal ve nesnel ) . Otomot insanlar sevemezler. olsa olsa, kişilik paketlerini değiş tokuş edebilirler. Herşeyi deği tokuş mu etmek istiyorsunuz.  Neden ? 

 SİZ ÇAĞDAŞ İNSAN mısıNIZ ?  Yoksa “İNSAN mısınız ?

Erich fromm ‘ a teşekkürlerrrr……………………………….

Anayasa Değişikliği Paketi Maddeleri ve Referandum 2010

anayasaEvet 2010 yılına damgasını vuracak referandum kapıda ve neye EVET neye HAYIR diyeceğimizi iyi anlamak ve doğru kelimeyi oylamak için , anayasa değişikliği ve onun getirecekleri veya götürecekleri önemlidir. Bu yüzden burada değişikliği planlana 26 maddeyi değerlendirip görüşlerimizi yorum kısmına yazacağız ve böylelikle durumu daha iyi değerlendirme şansı yakalayacağız.

Şimdi öncelikle anayasada değişmesi planlanan 26 maddeye karşılaştırmalı tablodan açıp bir göz atalım. TABLOYU AÇMAK İÇİN BURAYI TIKLAYIN

Karşılaştırmalı anayasa değişikliği tablosu daha iyi yorum yapmamızı sağlıyor ancak biz aşağıda planlanan değişiklikliklerin neleri kapsadığını genel değerlendirdikten sonra doğruyu görebilmek adına geri kalan yorumları sizden  bekleyeceğiz .

adalet-referandumKADINLARA POZİTİF AYRIMCILIK YOK, ENGELLİLERE VAR

Anayasa’ya çocuklara, yaşlılara ve engellilere pozitif ayrımcılık yapılmasının önü açılıyor. Ancak beklenen “kadınlara da pozitif ayrımcılık” getiren madde, taslağa konulmadı. Yani, kadınlara pozitif ayrımcılık yapılmasının önü kapalı.

PARTİ KAPATMA

– Parti kapatma davası ancak TBMM izniyle açılabiliyor.
– Partisinin kapatılmasına neden olan vekilin milletvekilliği düşmüyor
– Meclis’te yapılan konuşmalar, Meclis’in izni olmadan kapatma davasına konu yapılamayacak
– Partilerin “temelli” kapatılmasının önü kesiliyor. Kapatılan partinin yeniden açılmasının önü açılıyor.
– Siyasi yasaklar 5 yıldan üç yıla iniyor

MECLİS YÖNETİMİ GÖREV SÜRESİNE DÜZENLEME

Anayasa paketi ile TBMM yönetiminin görev süresi de, daha önce yapılan ve genel seçimlerin 4 yılda bir yapılmasını öngören Anayasa değişikliğine uygun hale getiriliyor. TBMM’de seçimden sonra ilk seçilen yönetim 2 yıl görev yapacak. Daha sonra seçilen yönetim ise, yeni seçime kadar görev yapacak.

YAŞ KARARLARINA YARGI DENETİMİ

Anayasa’nın 125. maddesindeki değişiklik ile, Yüksek Askeri Şura’nın alacağı askerlikle ilişik kesme kararlarının yargıya götürülmesinin önü açılıyor.

Hakim ve savcıların denetimi için yeni yasa çıkarılacak.

DARBE GİRİŞİMLERİ SİVİL YARGIYA;

Anayasa değişiklik paketinde önerilen değişiklik ile, askerlerin “devletin güvenliği, anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçların”, sivil mahkemelerde yargılanmasının önü açılıyor. Böylece Ergenekon gibi davalarda “askeri mahkeme mi, sivil mahkeme mi baksın”tartışması ortadan kaldırılıyor.

SİVİLLER SİVİL MAHKEMEDE

Savaş dönemleri dışında, hiçbir sivilin askeri mahkemede yargılanmaması Anayasa’ya giriyor.  Hatta savaş halinde bile Askeri mahkemelerin yetkilerinin neler olacağına ilişkin yeni bir yasal düzenleme yapılmasının önü açılıyor.

Anayasa Mahkemesi DEĞİŞİYOR

– Üye sayısı 11’den 19’a çıkıyor

– 3 ÜYEYİ TBMM SEÇEÇEK- 2 üyeyi Sayıştay ve 1 üyeyi barolar aday gösterecek, TBMM bu adaylar içinden seçecek

ÜNİVERSİTE MEZUNU VATANDAŞA Anayasa Mahkemesi ÜYELİĞİ

– Değişiklik paketine göre, Anayasa Mahkemesi’nin kalan üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek. Adayları, Danıştay, Yargıtay, Yüksek İdare Mahkemesi, YÖK aday gösterecek. Cumhurbaşkanı’nın ayrıca üst yöneticiler, Anayasa Mahkemesi raportörleri ve hatta yüksek öğrenim görmüş Türk vatandaşları arasından da Anayasa Mahkemesi asil üyesi seçme hakkı olacak. Tüm Anayasa Mahkemeleri üyelerinde 45 yaşını doldurmuş olma şartı aranacak.
– Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süreleri 12 yılla sınırlandırılıyor. İkinci kez seçilmelerinin önü kapatılıyor.

YÜCE DİVAN KARARLARINA YARGI YOLU AÇILIYOR

Değişiklik paketi ile, Cumhurbaşkanları, Başbakan ve Bakanları yargılayan Anayasa Mahkemesi’nin, yani Yüce Divan’ın vereceği kararlara da yargı yolu açılıyor.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, tüm iç yargı yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunmalarının da önü açılıyor. Böylece, vatandaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmeden önce, bir de Anayasa Mahkemesi’ne başvurmalarının önü açılıyor.

ASKERİ YARGIDAN “ASKERLİK GEREKLİLİĞİ” KALKIYOR

Anayasa değişikliğine, sivil ve askeri yargılama arasındaki farkların giderilmesi için de maddeler konulmuş. Buna göre, Askeri yargıtayın kuruluş ve işleyişine ilişkin kanunlar yapılırken, bunların “askerlik hizmetlerinin gereklerine” görev yapılmasının önü kapatılıyor. Buna ilişkin Anayasa maddesinden, “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre” ibaresi kaldırılıyor

HSYK’NIN YAPISI DEĞİŞİYOR

Anayasa değişiklik paketinde, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısında da değişikliğe gidiliyor. Üye sayısı 21’e çıkarılıyor. Adalet Bakanı’nın, HSYK’nın başkanı olması ilkesi ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın kurulun doğal üyesi olması değiştirilmiyor. (Oysa AB raporlarında bu durumun yargı bağımsızlığını etkileyeceğine ilişkin eleştiriler vardı).
HSYK, üç kurul halinde çalışan bir yapıya kavuşturuluyor.
HSYK’nın meslekten çıkarma kararı, yargı denetimine açılıyor. HSYK’nın diğer tüm kararlarına ise yargı denetimi kapalı.

12 EYLÜL’E YARGI YOLU

Anayasa’nın 12 Eylül askeri darbesini yapanların yargılanmasına engel olan geçici nitelikteki 15. maddesi kaldırılıyor. Böylece başta eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren olmak üzere, 12 Eylül darbe sorumluları hakkında darbe yapılmasının önü açılıyor.

DEĞİŞİKLİĞE KADAR AÇILACAK DAVALAR DA, DEĞİŞİKLİK KAPSAMINDA

Değişiklik paketindeki en ilginç madde ise, getirilen bir geçici madde.
Bu geçici madde, Anayasa Mahkemesi’nde açılacak siyasi parti kapatma davalarına ilişkin. Buna göre, herhangi bir siyasi parti hakkındaki dava, Anayasa değişiklikleri geçmeden açılsa bile, yapılacak değişikliklere tabi olacak.
Yani mesela, Yargıtay Başsavcısı, bugünlerde, daha Anayasa değişiklikleri yapılmadan Ak Parti, CHP, MHP, BDP ya da diğer bir parti hakkında kapatma davası açarsa, bu dava da Anayasa’da yapılacak değişiklikler çerçevesinde görülecek. Yani siyasi parti kapatmaya zorluk getiren maddeler çerçevesinde ele alınacak, cezaları daha az olacak.

Anayasa Mahkemesi YEDEK ÜYELERİNE ASİL ÜYELİK YOLU

Yine getirilen bir geçici madde ile, halen Anayasa Mahkemesi’nde görevde bulunan geçici üyelerin tümünün asil üye haline getirilmesi öngörülüyor. Kalan üyelikler için yapılacak seçimler karara bağlanıyor.

2010 Türkiye Ekonomisi ve Seyir Defteri

Evet , yeni bir yıla girdik ve yeni umutlar taşıyoruz. Ama bence gelecek hiç parlak değil, ancak düşünüldüğü gibi Türkiye bu krizden çok zararlı çıkmayacak . Neden mi;

Türk insanı bunun cevabı , Atatürkün askerleri ve vatan millet sevgisi bunun cevabı, Yurdun hertarafını da satsalar bu insanlar köle olmaz , köle toplumu değil Türk insanı , ruhunda ve soyunda yoktur bu.

Ama yaratılmak ve gelinmek istenen nokta bellidir ve Atatürk kendi gibi Atatürklerin zaten çok olduğunu bildiği için Gençliğine Hitab etmiştir. Bu hitabede şu bölüm bu durumu iyi açıklamaktadır;

“Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”

İşte gidişat bu yönde yabancı güçler tarafından programlanmıştır. İnsanlar muhtaç bırakılıp ,merhaba diyene kul köle olmaya başlamışlardır. Ama bakınız Atatürk’ümüz bu durumları önceden analiz edip zaten cevabı vermiştir.

” Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! “

3 kuruş için, Vatanını düşünmeyenlere cevap olsun…

Saygılarımla,

admin

Prof Dr Erdal ATABEK in Fettullah Gülen Yazısı

ne-mutlu-turkum-diyene-kemal-ataturkTÜM KURUMLARIN UYUŞTUĞU, KONUŞMASI GEREKEN YETKİLİ ÇENELERIN SUSTUĞU BU
DÖNEMDE, BU YAZIYI HERKESİN OKUMASI SAĞLANMALI..

Fethullah Hoca, bu kadar dindarlığına karşın HACI değildir.

Mekkeye Medineye gidemez.

Neden mi? Şeriat kanunlarına gore Fethullah hoca SEYH statusune
soyundugundan ve müritleri oldugundan Suudi arabistan sınırları
içerisinde ele gecirilirse hemmen katledilir.

Çünki; İslamiyetde seriatda ve Kuran da şeyhlere ve/veya tarikat
liderlerine yer yoktur.

Özetle Allah ile kul arasina kimse giremez!!

BUGÜNÜN YOĞUN GÜNDEMİNDE ÖNEMİ DAHA DA ARTTI.

Uyandırın
Korkmayın heryerde konuşun konuyu siz açın
Takside taksiciye konuşun
Apartmanda kapıcıya konuşun
Sakallı gazete bayinize konuşun
Eve gelen gündelikçiye konuşun.

Anlatın eğer Fethullah dindarsa peygamber gibi ise
neden Amerika’da yaşıyor ?
neden Mekke’de Kabe yakınlarında bir malikanede değil de
Amerika’da FBI çiftliğinde.

Söyleyin bu zat değilmiydi 25 yıl o cami senin bu cami benim salya
sümük ağlayarak FAİZ haram diyen ?
sorun kapıcınıza peki BANK ASYA nedir ?

Önce alıştırmanız gerekir.
Görüntüye.
Seslere.
Hareketlere.
Sessizliğe.
Çevrenizde olup bitenlere.
Yavaş yavaş alıştırırsınız.
Alışırlar.
Türbana.
Çarşafa, peçeye.
Taşyapı’ya.
Oğulların gemilerinin olmasına.
Çocukların televizyon kurmasına.
Yakınların yolsuzlukları na.
Sevgililere alınan evlere.
Çokeşliliğe.
Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına.
Ramazanda öğle yemeği verilmemesine.
Beyaz takkeyle gezenlere.
Hem de öyle alışırsınız ki size çok doğal gelmeye
başlar.
Bizde böyle deyip geçmeye başlarsınız.
‘Galiba demokrasi bu da biz mi anlamıyoruz?’ diye
kuşkulanırsınız.
Sonra da uyuşursunuz.
Yavaş yavaş uyuşursunuz.
İçinizden bile tepki duymaz olursunuz.
‘En az üç çocuk yapın’ derler, dinler geçersiniz.
‘Bizi azaltmaya çalışıyorlar’ derler, gülme duygunuz
bile kaybolmuştur.
‘Batı’nın ahlaksızlığını aldık’ derler, öyle dinler
durursunuz.
Uyuşturmuşlardır sizi.
Bir yandan Çanakkale zaferini kutlarsınız.
Öte yandan Çanakkale savaşını yıllar sonra
kaybettiğinizi bile fark etmezsiniz.
Başbakanınız planlarını Amerika’ya açıklar.
Siz burdan dinlersiniz.
Amerika Ankara’yı işgal etmektedir.
Siz İngilizce öğrenmeye çalışırken durumu
göremezsiniz.
***
Alışırsınız ve uyuşursunuz.
Geçmişe dalıp gitmişken,
geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz.
Plan da bunun için yapılmıştır.
Önce alıştırma.
Sonra uyuşturma.
Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan gülerler.
Yüzünüze çokkültürlülük derler, arkanızdan bölerler.
Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar.
Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bakarlar.
Alışırsınız.
Uyuşursunuz.
Tehlikenin farkında mısınız?
Önce Alıştırma – Sonra Uyuşturma…

PROF. DR. ERDAL ATABEK

Türkiye Nereye Gidiyor ?

Sene 2009 ve Dünyanın ve Türkiyenin hali ortada. Bu makaleyi 3 senedir yazmaya çalışıyorum. Ama doğruluğunu ispatlayacak ne çevren ne de param var. Ama Türkiye üzerinde çok büyük oyunların döndüğü kesin. Bu bağlamda önce AKP hükümetinin bağlantılarını incelemkete ve yaptıklarını incelemekte fayda görüyorum. AKP hükümeti başa geçtiği anda Sanki Türkiye, gericiliğe İran sistemine gider gibi bir tutumla korkmuştu. Ama AKP bututumu sergilemeyip tam tersine dahada hukuk ve demokrasiyi kullanarak ve EKONOMİK güçle oylarını arttırmayı başardı.

Evet EKONOMİK GÜÇ ; bu güç iki yerden gelir başta olup öz kaynakları kullanmak (yemek?) veya ekstra yardım gücü(amerika?). Bu noktada Fettullah Gülen den bahsetmeden geçmek olmaz. AKP ile bağlantıları konusunda hiç bir yerde yazısına rastlamadım (ama eminim). Fettullah Gülen Kimdir . Neyi hedefler ve hedeflerini nasıl finanse eder ? Türkiyeyi (ülkemizi) dünyaya tanıtmayı hedefleyen biri neden AMERİKADA yaşar ?  Ülkesini düşünen insan ülkesinde korkmadan halkın içinde neden yaşamaz ?. Uyanın millet diyorum . Fettullah Gülen amerikanın Türkiye üzerinde kullandığı soğuk savaşın en büyük silahıdır. Tüm pozisyonlarımızı ve % 90 milletimizi amerika yönetiyor. UYANIN. Aslında bu milletin gücünün farkında değiller. Seneryo yazmıyorum. Atatürk ve Asker ruhumuzu öldürmeye çalışan ve milliyetçi  tarafımızı kırma çabasında ve Fettullah Gülen sayesinde “her şeyi Allah havale edip (kadercilik ve vicdan)”  mantığı ile bizimle oynuyorlar. Milletimizin gururu ASKERİMİZLE (gerçek milletini seven askerlerden bahsediyorum.) oynuyorlar. Böyle giderse Atatürkün evlatları (benim gibi)  yola çıkacak ve o zaman bu kişler için çok geç olacak. Üzgünüm ama böyle olacak. Bundan emin olun ve korkun. Beni bulsanız bile bu konuları bilenleri bulamazsınız. Akıllı (Adam) olun. Daha akıllı olabiliyorsanız tabii.. :-)

Özet; fettullah gülen amaerikanın adamıdır ve AkP hükümetide fettullah gülen cemaati ile donanmıştır. Türkiye Amerikanın Bölme ve istila politikası içindedir. Amerikaya ve İsraile kafa tuttu gösterilen hükümet göstermelik ve yalandır.

Bence diğer partilere de inanmayın. Kendinize inanın (Doyduğunuz yere değil, KENDİNİZE). Gerçek Milletimize.

Yada tam tersini düşüne bilirsiniz ? Amerikaya karşı koyan bir  hükümet . Ama nerede bu milletin hak ettiği REFAH?

Deniz Baykal Kimdir?

Deniz Baykal, 1938 yılında koyu bir CHP’li ailenin ikinci çocuğu olarak Antalya’da dünyaya gözlerini açtı. Babası Hüseyin Hilmi Bey ve annesi Feride Hanım ile Antalya’nın bir köyünde yaşıyorlardı. Deniz, okul çağına geldiği zaman derslerinde başarılı bir öğrenciydi. Bu sayede öğretmenleri Denizle gurur duyuyordu. Deniz çok yönlü bir çocuktu. Daha sekiz yaşındayken babasıyla birlikte gazetedeki ekonomi ve siyaset sayfalarını okuyup, yourumlarını yapardı. Hatta babası ona gazetede öğrendiklerini kendisine anlatmasını isterdi. Deniz ailesinin de etkisiyle bir sosyal-demokrat, ulusalcı ve Atatürkçü bir kişi olarak yetişiyordu. 1955 yılında Antalya Lisesi’nden mezun olmuştur. Derslerinde başarılı olan bu delikanlı, 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir. Deniz üniverisite yıllarında ve 1960’lı yıllarda siyasetle tanışmıştı. Kendini CHP gençlik kolunda bulmuştur. Hatta ve hatta o dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in yakasına yapıştığı söylenir. Deniz Baykal, 60’lı yıllarda ABD’de ve İsveç’te hukuk tezleri yazmıştır. Hala Deniz Baykal’ın yazdığı tezler üniversitelerde öğrencilere okutulmaktadır. Deniz Baykal 14 Ekim 1973’te CHP Antalya milletvekili seçilmiştir. 1974’te CHP-MSP koalisyonunda Maliye Bakanlığı yapmıştır. Maliye Bakanılığı’nı şanssız bir dönemde yapmıştır. Çünkü o zaman Kıbrıs Barış Harekatı yapılmıştır. Bunun sonucunda bütün dünya Türkiye’ye 1974-1984 yılları arasında ekonomik ambargo koymuştur. Sonuç olarak devlet fuzuli harcama yapmamalıydı. Bunun sunucunda ise Deniz Baykal, yenilenmesi gereken makam araçlarının bütçeye yük olmasın diye yeniletmemiştir. Daha denetimli vergi toplanması için maliye görevlilerinden daha vasıflı ve daha tecrübeli olanları atadı. 1977’de CHP’den yine milletvekili seçilince, bu sefer Enerji ve Tabi Kaynakları Bakanı olmuştur. Deniz Baykal mevcut olan ambargodan dolayı Türkiye’ye petrol, doğalgaz çok az girebiliyordu. Bunun için karne uygulamasını çıkarttı. Artık mazot karnesi vardı. Ayrıca Deniz Baykal ülkemizde Batman dışında Diyarbakır’da, Şanlıurfa’da, Mardin’de, Adıyaman’da ve Siirt’te yeni petrol kuyularının keşfedildiğini basın açıklamasıyla bildirmişti. O petrolleri çıkartmak için makinelere gereksinim olduğunu vurgulamıştır. Bu sayede, Almanya usulü makine sanayisini kurdurmak için sanayinin temellerini atmıştı. Kütahya’daki Bor minerallerinin önemini kaybetmemesi için, özel sektör olan Bor Çıkarma Tesisi’ni devletleştirmiştir. Bu sayede bor daha fazla önem kazanmıştır. Fakat bu icraatlarından dolayı nedense üç ay sonra hükümet düşürülmüştür. CHP’de Ecevitle genel başkanlık yarışına girdiği için adını “hizipçi”liğe çıkartmışlardır. 12 Eylül darbesinden sonra Baykal’a bir müddet siyasi yasak gelmiştir ve tutuklanmıştır. 1987 yılında bu sefer CHP’nin kapanması üzerine, SHP’den Antalya milletvekili olarak seçilmiştir. Ayrıca SHP Genel Sekreteri olarak göreve başlamıştır. SHP’nin etnik köken politikalarına(Kürt Sorunu) karşı çıkan Deniz Baykal, SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün karşısına çıkmıştır fakat kazanamamıştır. Sonuç olarak hizipçi lakabı devam etmektedir. 1990 yılında SHP Genel Sekreterliği’nden istifa etmiştir. Parti içi muhalefet önderi olmuştur. Muhalefet olmasının nedeni; HADEP gibi marjinal bir partiyle(etnik kökenci) birleşmesine karşı çıkmasıdır Ayrıca üniter yapıyı tehdit edecek birçok sorunun olması da Deniz Baykal’ın muhalifliği kaçnılmazdır. Sonuç olarak 1993 yılında Deniz Baykal ve diğer muhalif kesimler SHP’den istifa ederek 1980’de kapatılmış olan T.C’nin ilk partisini yani CHP’yi 9 Eylül 1992’de tekrar kurdu. Bu nedenle Baykal’a “ikinci kurucu”da denilmektedir. CHP tekrar kurulmuştu. Genel Başkanı ise kendisiydi. Seçim sloganlarında değişimin gerekliliğini, Atatürkçülük’ün, emeğin önemini vurguluyordu. 1995 genel seçimlerine 49 milletvekili çıkarabilmişti. Birinci parti olan DYP ile koalisyon kurdu. Fakat bazı anlamazlıklardan dolayı bu koalisyon bozulmuştr. 1999 seçimlerinde CHP %8,71 oy alarak milletvekili çıkaramadı sonuç olarak meclise giremedi. Bunun için Deniz Baykal istifa etti ve görevini Altan Öymen’e devretti. Fakat Altan Öymen yönetimi bir sene dayanabilmişti. Çünkü seçim anketleri CHP’nin oylarını %5’e kadar düşdüğünü gösteriyordu. Ayrıca CHP içi delegeler Deniz Baykal’ın tekrar Genel Başkan olması gerektiğini vurguluyordu. 30 Eylül 2000 yılında ise tekrar Genel Başkanlığa seçildi. 2002 seçimlerine CHP’de adeta bir oy patlamsı yaşandı. Parti oy oranını %8,71’den %19,39’a yükselterek 177 milletvekili çıkardı. 22 Temmuz 2007 seçimleri ise bir hüsrandı. Parti %30’lara çıkacağını umarken %20,99 olmuştur. CHP seçmenleri Baykal’ın istifasını istiyordu ama CHP’nin delegeleri Baykal’dan yanaydı. Çünkü parti Baykal’ın yandaşlarıyla doluydu. Deni Baykal’ın en büyük hatalarından biri Genel Başkanlık hırsıydı. Yoksa son derece ahlaklı, zeki, dürüst ve ilkeli bir milletvekiliydi. CHP 2007’den sonra Genel Başkanlık dıışnda kendini yenileme kararı aldı. Tüzük değiştirildi ve Baykal’ın aktifliği azaltıldı. Baykal’ın aktifliği CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, diğer Grup Başkanvekili ve Ankara CHP İl Başkanı Hakkı Süha Okay ve CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ile paylaşıldı. Deniz Baykal şuan 71 yaşında avukat Olcay Baykal ile evli, iki çocuk babası.

ASIL SORUN EKONOMİ MODELİNDEDİR

ataturk

 

  Dünyamızda, insanoğlunun var olduğundan günümüze kadar birçok ekonomik modeller oluşmuştur. Tabi ki bugünkü ekonomistler üç ana tip ekonomik modelin olduğunu söylerler. Nedir o modeller? “Liberalizm, Marksizm ve karma ekonomidir. Ama bu modeller pat diye mi geldi? Tabi ki de bu modellerin köklü geçmişleri vardır.

 

  İlk insanlar, yaşamlarını mağaralarda, ağaç kovuklarında vs. geniş ve kapalı yerlerde geçiriyorlarmış. Bu insanlar geçimlerini avcılık, toplayıcılık ve odunculukla yapıyorlarmış. Yani birinci sınıf tüketicilermiş. Bu insanlar, paylaşımcı bir toplum yapısına da sahiptirler. Onun için doğadaki bütün ürünler bütün insanlığa mal edilmiştir. Sonuç olarak özel mülkiyet kavramı daha ortaya çıkmamıştı. Her şey mağara hısımlarınca ya da klanlarca paylaşılıyordu. İşte insanlığın ilk ekonomi modeli buydu. “Doğadaki her şey insanlığın ortak ürünüdür” anlayışı. Sonra hayvanlar, bitkiler, odunlar vs. doğal kaynaklar tükenmeye başlamıştı. Tek çare vardı, “üretici olmak.” Sonra insanlar bitki tohumlarını toprağa ekmeye başladılar. Ekim sonucunda yeni bitkilerin meydana geldiğini öğrendiler. Sonra “tarım” sektörü doğmuştur. Tarım sektörü sayesinde artık insanlar üreticiydi. Tarımdan dolayı topraklara gereksinim duyuluyordu. Sonuç olarak insanlar toprak sahibi olmak istediler daha doğrusu toprak sahibi olmak zorundaydılar. Bunun sonucunda “özel mülkiyet” kavramı ortaya çıktı. Özel mülkiyet sonucunda köpek, tavuk, sığır, manda vb. hayvanlar evcilleştirildi. Artık hayvanlara da sahip çıkılmaya başlanmıştı. Özel mülkiyet sonucunda yeni yerleşim yerleri meydana geldi. Bu yerleşim yerleri birleşti devletleri oluşturdu. O devletler birleşti imparatorlukları oluşturdu. Bu yönetim sistemleri içinde insanlar özel mülkiyet kavramını keşfedince birçok savaş meydana gelmiştir. İşte özel mülkiyet kavramının zararlarından korunmak için devletler bazı ekonomik modeller oluşturmuştur. Sasanilere bir göz atalım. İlk tımar sistemi uygulamasını Sasaniler başlatmıştır. Tımar sistemi kısaca toprak kavgalarını önlemek için bütün toprakların devletin elinde olup halka mal edilmesidir. Osmanlı İmparatorluğu ise bu tımar sistemi usulünü devam ettirmiş ve Osmanlı ekonomisini bu sistem üzerine kurmuştur. Osmanlı ekonomisi bugünkü anlamda “devletçi ağırlıklı karma ekonomidir.” Fakat bu modeli 400 sene sürmüştür ve bu model sayesinde 400 sene dünyanın en güçlü imparatorluğu haline gelmiştir. Diğer son 200-250 senesinde ise vergi toplama sistemi, tımar sistemi yanlış politikalardan dolayı zayıflamıştır ve daha da ileryerek çökmüştür. Çünkü git gide dışa bağımlı hale gelmiştir. Avrupa’ya göz atarsak, Ortaçağ’ın feodalitesiyle, Yeniçağ’ın imparatorlukları ve Yakınçağ’ın devletçiliği ve liberalizmiyle güçlü bir kıta haline gelmiştir. Tabi bu ekonomik modellerin oluşumunda sanayi devrimi gözardı edilemez. Bu devrimle, insanlığı etkileyen “Marksizm” adlı katı devletçi bir model doğmuştur. Bu modeli birçok devlet uygulamıştır ve hala uygulamaktadır. Bu model aslında birçok devleti geliştirmiştir. Fakat baskısından dolayı ömürleri çok uzun olmamıştır. 20. yy’ın SSCB’sini, Yugoslavya’sını unutmadık. Çünkü sosyalizmin en güçlü temsilcilerindendi.  Sermaye birikimi olarak gelişmiş 10 devlete giriyorlardı. Bir de Marksizm’in tam tersi ABD’ye, İngiltere’ye bakalım. Bu devletler liberalizmi ilke edinmişlerdi. Hatta daha da vahşi bir biçimde olan kapitalizmi ilke edinmişti. Bunun sonucunda emperyalizm doğmuştur. Bu devletler özel mülkiyeti destekler, vergileri düşük tutar ve rekabeti canlandırır. Bu sayede sermaye birikimi oldukça gelişmiştir. Fakat kar elde etmek için emperyalizme başvurmuşlardır. Kaldı ki ekonomilerinde aşırı serbestlikten dolayı tarihin her döneminde ülkelerine ekonomik krizler meydana gelmiştir. İşte 1929 krizi ve 2008 krizi. 1929 krizinde ABD bankaları iflas etmiş, borsaları dibe çökmüştür. Bu kriz yeni kurulmuş olan bir ülkeyi yani Türkiye’yi de etkilemiştir. Bu kriz Türkiye’ye bir ekonomik model kazandırmıştır. “Devletçi ağırlıklı karma ekonomi.” Bu sayede sayısız gelişmelere imza atmıştır. 1923-1950 yılına kadar kaçınılmaz gelişmelere tanık olmuştur.  Fakat bu yeni ülke Türkiye 1950’lerden sonra nedense kriz riskine rağmen uç ve vahşi olan bir ekonomiyi ilke edinmiştir. O da kapitalizm. Geçtim kapitalizmi dışa bağımlı hale dahi gelmiştir. 1950 ile 1980 arası yine iyi 1980 ve günümüz bu konuda çok daha ileridir. İşte bu yanlış ve bizim için erken olan model yüzünden bugün dünyada 4. işsiz ülkeyiz . Dış ticaret açığımız Everest’i geçmiş. Borçlara bakarsak hiç bahsetmeyelim. Üretime bakarsak, felç geçirmiş bir adam gibi.

 

  Sonuç olarak Türkiye hasta bir ülke konumundadır. İyileştirilmesi için acilen “devletçi ağırlıklı karma ekonomi”ye yani “Atatürk Devletçiliği’ne geçmelidir.”

 

 

 

 

 

                                                                                       KAMER ONAT KARAKAYA

Ah Senaryolar !

Hükümetler değiştikçe kitapçıların güncel politik kitapların bulunduğu raflar baştan aşağı değişmeye başlar. A döneminde,” A partisi gerçeği”, B döneminde “B partisi gerçeği”… Ve her dönemin baş partisinin ABD ile ilişkisini ortaya koyan kuramlar ortaya çıkar. Profesyonel senaristler, ilgili/ilgisiz konuları bağlama konusunda üzerine düşen görevi hakkaniyetle yerine getiredursun, biz vatandaşlar herhangi bir senaryoya inanabilme serbestisi içinde birbirimizi yer dururuz. Her insan kendi düşünce alanı içersinde duymak istediklerinin “kesin doğru” olduğuna inanır. Bilmediğimiz gizli kapaklı olaylar su yüzüne çıkar -ya da galeyan- için çıkartılır. Bilgisayarlarımıza bilmişler tarafından  hazırlanmış mailler milyonla ifade edilen kullanıcılara iletilir. Bizi uyarma -ya da uyutma- amaçlı mailler gerçekleri -ya da palavrayı- bizlere bildirir. Hele bazen içtiğiniz kola markasından tutunda, kullandığınız pc’nin işlemci markasına; giydiğiniz çoraptan tutun içtiğiniz sigaraya kadar sizin neye hizmet ettiğinizi -dolayısıyla aslında ne olduğunuzu- size etkili bir şekilde anlatır. Genellikle insanımıza gittikçe yerleşmiş bir “senaryolara inanmak isteme” özelliği yerleşmiştir, çünkü böyle olunca kişi kendini diğer herşeye inanan sıradan insanlardan soyutlar ve “akıllı” hisseder. Moda olmuştur bir kuram ortaya atmak. Tabi şartlar belli, ipin ucunu ABD tutmalı kesin yoksa olmaz. Diğerleri de Sağcı, Solcu, Alevi, Sunni, Kürt, Türk oluşuna göre şekillenir. Her etnik-siyasi-ideolojik grup kendi karşıtı olanın suistimallerini ortaya koyan yozlaşmada belirleyici etkenleri sıralar. Mağlum günümüz bilgi kaynakları elle sayamayacağımız kadar büyük; kendi fikrini doğrulayacak, istatistikleri, verileri, olayları,”istisnaları” bilgileri SEÇEREK kuramınızı güçlendirmeniz mümkün. Her grup kendini saf-merkez kılarak karşıtını batırmak için karşıtının tüm pisliklerini araştırmak için bu işe dudak uçurtacak fon ayırır. Ve bu senaryoların ortak özellikleri var ki birincisi “anlaşılamayacak kadar derindirler”, zaten onları çekici kılan da budur. Ve bu senaryolar bizlere hep tepeden bakarlar bizden kesinlikle akıllıdırlar (!) ve  bu bilmişlik hastalığı senaryoyu öğrenenlere de geçer “senin bilmediğin çook şey var o öyle değilmiş…” deriz dururuz ve o an bizim bildiğimizin belki de “bizim inanmamızı” sağlayacak şekilde düzenlenmiş bir palavra olduğunu bile düşünemeyiz o an, çünkü ikinci ortak özellik olan gayet “mantıklı görünürler”. Üçüncü özellik “çok fazla olmaları”dır. Daha birçok özellik sayabilirim ama genel olarak toplum üzerinde yarattığı olumsuz bir özelliğini söylersek; halkın hemen inanan, güvenen o engin duygularını gittikçe zedelediğidir.Tam hatırlamıyorum ama  “Dijital Kale” adlı romanda, çok önemli bir şifre gerekiyor, şifreyi bilen kişinin ölümünü çeken kamerada, bu kişi ölmeden önce oradaki bir kişiye elini uzatıyor ve üç parmağını gösteriyor. Şifreyi ele geçirmek isteyen grup bu davrnaışı yorumlamaya çalışıyor kimisi ölen kişinin geçmişiyle ilgilendiği konularla, doğduğu yerle, karakteriyle ilgili yorumlar yaparak şifreyi bulmaya çalışıyor, kimisi orta parmağındaki yüzüğün üstünde yazan kelimeye odaklanıyor anlamını kurcalıyor, kelime oyunlarına giiriyor ve bir şekilde konular atom bombasının cinsiyle, atıldığı tarihlerle ve yerle ilgili bilgiler havuzuna dönüşüyor. Hatta daha birçok bilgiye giriliyor o an ve insan okurken birden konudan kopabiliyor. Ve en sonunda şifre “3” çıkıyor, yani ölen kişi diğerine parmaklarıyla “3” rakamını gösteriyor. Kıssadan hisse artık, “kesin olan nedir?, gerçekçi düşünen kimdir?, saf olan akıllı olan kimdir?, toplumsal olarak hangi salt doğruyu yaşıyoruz?, gerçek görülebilecek kadar barizmidir, yoksa akıllara zarar bir şekilde karmaşık mı?” gibi sorular günümüz toplumunda mahşerlik sorulardır. Gerçeğini “kesinlikle böyledir diyemeyeceğimiz” konulardır. Bu yüzden “İlahi Adalete” inanmak bir zorunluluk değil bir ihtiyaçtır. En azından çoğu zaman beni rahatlatan düşünce budur.

29 Mart Yerel Seçimlerde il ve ilçelere göre Adaylar

partiler_amblem29 mart yerel seçimleri yaklaşıyor ve herkes kimlerin aday olduğunu ve bu adayların geçmişlerini yapacakları projeleri merak ediyorlar. Pankartlar, brandalar afişler ve reklamlar asılmaya başlandı.  Herkes adayları tanımak istiyor ve adaylarda kendilerini tanıtmak. Burada adaylar kendilerinden ve projelerinden bahsedebilirler ve insanlarda yorum yapabilirler

Örneğin ; Bakırköy CHP belediye başkan adayı ATEŞ ÜNAL ERZEN;

Yapılan ve yapılacak Projeler ; bakkart , ambulans hizmeti, kreyşler vs.

Bankalarda kriz ve savaş teorisi

Evet otomobil sektöründen sonra, sırada bankalar var, bankalar eleman çıkartmaya başladı. En son aldığımız habaerlere göre Denizbank, Akbank başta olmak üzere bir çok banka işten çıkarmalara başlıyor. Buda ülkemizde işsizlik oranının artacağı anlamına geliyor tabii. Sistem çökmeye devam ediyor. Hakkı bölüşmeyen ve dağıtmayan bu sistemin bu sonuçlara ulaşacağı malum. Para basacasınız ve bu parayı insanlara dağıtacaksınız. Yapacak bir şey yok bu parayıda üçgenin başı ellerinden sömürene kadar zaman kazanacaksınız. Zenginlerinde zenginleri olduğunu zenginler daha yeni anlıyor. Benim 2 sene öncesinden bir teorim vardı bu teorimin doğru yolda ilerlediğini görüyorum. Üçgen başı dediğim büyük ekonomik güçler bölgeyi (avrupa-asya) ekonomik krize sürükleyerek, savaş çıkartmak ve bu bölgelere bu güçlerin yerleşmesini sağlamak. Bu önümüzdeki 4 senelik bir süreci kapsayacak. İzlemeye devam edelim. Sizinde u kriz hakkında yorumlarınızı merak ediyorum açıkçası..