İMKANSIZ MI?

daldan düşen bir yaprak gibi
uçurumdan düşer giderim
allahtır bu canın sahibi
bir gün gelir ölür giderim

onu yenmek zordur ama
yenebilmek imkansız değil
kalbimiz çok kirlendi ama
bu kiri yok etmek zor değil

be bedene can veren odur
ihanet etmek yakışır mı?
insanlar nefsine mahkumdur
allaha ermek imkansız değil

muhammed isa öztürk(üsüdoğlu isa)

AC NEFSİM

isteğin bitmiyor bu fani dünyada
herkesin düşmanısın kışta baharda
büyük belasın ahiret hayatında
ey ac nefsim doymak nedir bilmezmisin?

dünya zevkleri doyurmuyor mu seni?
virüsün sarmış bütün bedeni
fışkırdın uzuvlarıma ateşini
ey ac nefsim doymak nedir bilmezmisin?

muhammed isa öztürk(üsüdoğlu isa)

BIRAK

yandı gönlün bu hafakanlardan
kirlenmiş kalbim bu günahlardan
bıktım bu aldatıcı dünyadan
nefsim uyan,tez uyan uykudan

uyan nefsim,bu dünya geçici
dünya uğraşları zevk verici
allah yaptıklarından haberci
bu fani dünya gelip geçici

bırak nefsim bu boş uğraşları
allah affetsin bu günahkarı
veren ve alan odur canları
bırak nefsim bu boş uğraşları

muhammed isa öztürk(üsüdoğlu isa)

SİRİŞ-İ CEŞM(gözyaşı)

akıt içini kurumuş beyabana
seylaba kapılsın çertarafı gözlerin
gözlerinden aksın çağlayan misali
merhem olsun kanayan yarana

gözlerden akan lal-ü güher
akıt,levsiyat kalbini et mualece
bu meşakk-ı hayat bir bilmece
geçit ver ona ruhsar-ı ahmer

muhammed isa öztürk(üsüdoğlu isa)

beyaban=çöl
seylab=sel
çertaraf=dört taraf
lal-ü güher=mücevher
levsiyat=kirli
mualece=tedavi
meşekk-ı hayat=çekilmez hayat
ruhsar-ı ahmer=kırmızı yanak

YALVAR

yalvar kardeş gözyaşlarınla yaradana
yüzün kara varmayasın o rahmana
merhamet dile o yüce merhametliden
bir kuş misali azad ol zelilliğinden

kapısına dayan o şişmiş gözlerinle
semaya açılan o aciz elinle
dile allahtan o sonsuz merhametini
affeder o,çünkü bilir acizliğini

muhammed isa öztürk

Aşk Nedir ?

askAşk için binlerce tarif vardır. Hatta sizde kendi aşk tarifinizi burada yorum bölümüne yapabilirsiniz. Ama aşk Türk Dil Kurumu sözlüklerinde aşırı bağlılık olarak tanımlanmaktadır.

Bu kadar basit diil tabi, herkes kendi kültürü ve yaşam tarzıyla açıklar aşkı. Aşk hayatın kendisidir. Aşkta mutluluk, üzüntü , hayal kırıklı ve tüm duygular vardır. Hayattaki tüm duyguların abartısıdır aşk.Aşk halinde bu tepkiler aşırı verilir. Hormon durumları değişir. Bir şey yaşamayan, ona inanmaz ya, aşkı yaşamayanlar da aşka inanmaz, ama bu aşkın olmadığı anlamına gelmez. Aşk vardır, hayatınızda yaşamamış olmanızsa üzücüdür. Ama bu aşkı hiç yaşamayacağınız anlamına gelmez.  İnşallah herkes hayatının bir yerinde aşkı yaşar.

Ah Senaryolar !

Hükümetler değiştikçe kitapçıların güncel politik kitapların bulunduğu raflar baştan aşağı değişmeye başlar. A döneminde,” A partisi gerçeği”, B döneminde “B partisi gerçeği”… Ve her dönemin baş partisinin ABD ile ilişkisini ortaya koyan kuramlar ortaya çıkar. Profesyonel senaristler, ilgili/ilgisiz konuları bağlama konusunda üzerine düşen görevi hakkaniyetle yerine getiredursun, biz vatandaşlar herhangi bir senaryoya inanabilme serbestisi içinde birbirimizi yer dururuz. Her insan kendi düşünce alanı içersinde duymak istediklerinin “kesin doğru” olduğuna inanır. Bilmediğimiz gizli kapaklı olaylar su yüzüne çıkar -ya da galeyan- için çıkartılır. Bilgisayarlarımıza bilmişler tarafından  hazırlanmış mailler milyonla ifade edilen kullanıcılara iletilir. Bizi uyarma -ya da uyutma- amaçlı mailler gerçekleri -ya da palavrayı- bizlere bildirir. Hele bazen içtiğiniz kola markasından tutunda, kullandığınız pc’nin işlemci markasına; giydiğiniz çoraptan tutun içtiğiniz sigaraya kadar sizin neye hizmet ettiğinizi -dolayısıyla aslında ne olduğunuzu- size etkili bir şekilde anlatır. Genellikle insanımıza gittikçe yerleşmiş bir “senaryolara inanmak isteme” özelliği yerleşmiştir, çünkü böyle olunca kişi kendini diğer herşeye inanan sıradan insanlardan soyutlar ve “akıllı” hisseder. Moda olmuştur bir kuram ortaya atmak. Tabi şartlar belli, ipin ucunu ABD tutmalı kesin yoksa olmaz. Diğerleri de Sağcı, Solcu, Alevi, Sunni, Kürt, Türk oluşuna göre şekillenir. Her etnik-siyasi-ideolojik grup kendi karşıtı olanın suistimallerini ortaya koyan yozlaşmada belirleyici etkenleri sıralar. Mağlum günümüz bilgi kaynakları elle sayamayacağımız kadar büyük; kendi fikrini doğrulayacak, istatistikleri, verileri, olayları,”istisnaları” bilgileri SEÇEREK kuramınızı güçlendirmeniz mümkün. Her grup kendini saf-merkez kılarak karşıtını batırmak için karşıtının tüm pisliklerini araştırmak için bu işe dudak uçurtacak fon ayırır. Ve bu senaryoların ortak özellikleri var ki birincisi “anlaşılamayacak kadar derindirler”, zaten onları çekici kılan da budur. Ve bu senaryolar bizlere hep tepeden bakarlar bizden kesinlikle akıllıdırlar (!) ve  bu bilmişlik hastalığı senaryoyu öğrenenlere de geçer “senin bilmediğin çook şey var o öyle değilmiş…” deriz dururuz ve o an bizim bildiğimizin belki de “bizim inanmamızı” sağlayacak şekilde düzenlenmiş bir palavra olduğunu bile düşünemeyiz o an, çünkü ikinci ortak özellik olan gayet “mantıklı görünürler”. Üçüncü özellik “çok fazla olmaları”dır. Daha birçok özellik sayabilirim ama genel olarak toplum üzerinde yarattığı olumsuz bir özelliğini söylersek; halkın hemen inanan, güvenen o engin duygularını gittikçe zedelediğidir.Tam hatırlamıyorum ama  “Dijital Kale” adlı romanda, çok önemli bir şifre gerekiyor, şifreyi bilen kişinin ölümünü çeken kamerada, bu kişi ölmeden önce oradaki bir kişiye elini uzatıyor ve üç parmağını gösteriyor. Şifreyi ele geçirmek isteyen grup bu davrnaışı yorumlamaya çalışıyor kimisi ölen kişinin geçmişiyle ilgilendiği konularla, doğduğu yerle, karakteriyle ilgili yorumlar yaparak şifreyi bulmaya çalışıyor, kimisi orta parmağındaki yüzüğün üstünde yazan kelimeye odaklanıyor anlamını kurcalıyor, kelime oyunlarına giiriyor ve bir şekilde konular atom bombasının cinsiyle, atıldığı tarihlerle ve yerle ilgili bilgiler havuzuna dönüşüyor. Hatta daha birçok bilgiye giriliyor o an ve insan okurken birden konudan kopabiliyor. Ve en sonunda şifre “3” çıkıyor, yani ölen kişi diğerine parmaklarıyla “3” rakamını gösteriyor. Kıssadan hisse artık, “kesin olan nedir?, gerçekçi düşünen kimdir?, saf olan akıllı olan kimdir?, toplumsal olarak hangi salt doğruyu yaşıyoruz?, gerçek görülebilecek kadar barizmidir, yoksa akıllara zarar bir şekilde karmaşık mı?” gibi sorular günümüz toplumunda mahşerlik sorulardır. Gerçeğini “kesinlikle böyledir diyemeyeceğimiz” konulardır. Bu yüzden “İlahi Adalete” inanmak bir zorunluluk değil bir ihtiyaçtır. En azından çoğu zaman beni rahatlatan düşünce budur.

Kısacık Bir Mutluluk…

Hani gece manzarasının seyrindeyken bir sigara yakarsın da düşünceye dalarsınya; yaşanmışlıkların, sürgünlerin, işkencelerin, çilelerin, gözyaşının ardından gönlüne bir güneş gibi doğan bir çift gözü düşünürsün. Düşünürsün, unutmak için geçmişi, unutmak için herşeyi. Kusursuzluğu ararsın onda, göğün sonsuzluğu gibi, selvileri okşayan rüzgarların sesi gibi, ufkun sonsuzluğu, mavinin derinliği gibi, sabah serinliğinde kulağına cıvıldayan kuşlar misali okşayıcı bir söz de geldin mi sevdiğinin ağzından, senden mutlusu yoktur.Yaşam yorgunluğu üzerine çökmüşse bir de; bu sevgiyi, bu kusursuzluğu, bu sözcükleri hak ettiğini düşünürsün. Üzerine düşen rehaveti bırakmak ölümden beter olur o an. Yaşadığın zamanın çok değerli olduğunu düşünürsün bir an biteceğinden, gideceğinden korkarsın; ölümlerden, ayrılıklardan… Unutursun sokakları, kan damlalarının tarif ettiği karanlık sokakları, kurşunları, huzursuzluğu, herşeyi… Avuçların bırakmak istemez onun ellerini, gözlerinden eksik olmaz onun gözleri ve düşlerine yerleşmiştir sevgi sözleri… Bir an onun için bu kadar yaşanmışlık, onun için hücreler, onun için sırtımdaki izler dersin onun içinmiş zamanında ağlamış yaşlı gözler. Bir an hayatında ölümden döndüğün uçurumları bu mutluluğun bir bedeli olarak düşünürsün. Bir sigara daha yakarsın, umrunda değil ki ciğerlerin, vazgeçemezsin ondan, vazgeçemezsin onu hatırlatan herşeyden. Korkmazsın ölümü göze almaktan. Ya bataklık ömrünü gül bahçesine dönderdiğini düşünürsünün onun, ya da onu gördüğünde geçmişin bataklıktan ibaret olduğunu anlarsın. Derken birgün aldatıldığını farkedersin… Dünyan başına yıkılsa kar, yalnızlığa sürgün edilişini, kalbine yapılan işkenceleri, aldatılmanın çilesini çekersin. Kusursuzluğuna inandığın, gönlüne doğan güneşin sönüşünü izlersin. Kulağını tıkar o an, sevgiye bürünmüş zehir sözleri. Ağlamazsın ama gözünden yaş gelir. Kanlar gözyaşın, karanlık sokaklar mezarın olsun istersin. Artık yapacağın birşey yoktur, ya bu gözyaşına dönmüş mutluluğun ilerdeki başka bir gerçek bir mutluluğun bedeli olduğunu düşünürsün, ya da yalan mutluluklarla seninle dalga geçmiş ölüme doğru koşarsın…

Oje ile abdest alınırmı?

ojeYa bu tip sorular çok sorulur dinimizde herkeste bilmiş bilmiş cevap verir. Ben bırakın bu işleri derim. Git milletin ahını al kalp kır zekat verme sonra sor bakalım abdestmiş ojeymiş..

Alınır arkadaş oje ilede alınır. Biyerlerin boyalıykende abdest alınır yeterki içinde kötülük olmasın Allah sevgisi ve ibadet olsun.

Bi tarafına  kına yaksanda dişine dolgu yapsanda sen yeterki abdest almak iste ve NİYET ET.

Ya ben dişindeki dolguyu söktürüp abdest alıp dolgu yaptıranı gördüm. Yazık.

Bide bilirkişiler var bu konuda yok ojeyi sürmeden önce abdestli imişsen bişey olmaz. Yok herdefasında çıkarıp abdest alman lazım, yok falan filan…NERDEN BİLİONUZ SİZ YA! Ben böle bişey okumadım Kuran-ı Kerim’de ..

Önce bu gibi soruları cevaplayan insanlara ve daha önce kendinize bir sorun Kitabı okudummu diye …

Kitabı okuduktan sonra da bu sorularla uğraşıyorsanız diyecek bişeyim kalmıyor..

HATIRINA DÜŞECEĞİM

Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında uzun uzun
Ağlayacaksın Ağlayacak.!

Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline Ay’da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik
Kahrolacaksın…!

Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir Şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!

Gönlünden atamadığın gibi kafandan da
Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!

Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kaleminde işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın.!

NECİP FAZIL KISAKÜREK