Deniz Kızı

Yazan firakzede | Edebiyat | Çarşamba 9 Haziran 2010 3:43 pm

DENİZ KIZI

Gün akşama kayıp giderken yalnız başına, elleri cebinde, küçük adımlarla rüzgâra karşı direnen bir genç var şuan denize nazır o sandal kenarında: Manzaraya bakan ve gözleri duman duman… ‘Keşke’ diye başlıyor söze… Seni hiç tanımasaydım, görmesem ve sevmeseydim… Ellerin ellerimi yakarken sessiz kalmamalı ve nefesim nefesinle dost olmak yerine düşman olmalıydı… Bakışlarının yakıcılığına dayanmalı sözlerinin baş döndürücü esintisine kapılmamalı ve direnmeliydim… Altın tepsilerde istediğin hediyeyi sunmamalıydım sana. Benden istediğin, kullandığın ve sonra da fırlatıp bir kenara savurduğun… Artık sende olduğundan dahi şüphe duyduğum var ise de taş kesildiğine inandığım şeyi: Kalbimi…

Öyle zamanlar var ki ben sevdana hasret sen bana kurbet, ben sana çöl sen bana su, ben sana âşık sen bana yaren, ben sana Mecnun sen bana Leyla… Ve zaman deÄŸiyor tabi, ipinden tutup geriye sarıp hiç yaÅŸamamış olmakta mümkün olmuyor ileri sarıp o acıyı çabuk unutmakta…

Keşke diye inlemeye devam ediyordu genç ve artık gözlerinden inen yaşlara da engel olamıyordu… Son nefeslik sigarasını da fırlatıp attı bir kenara ama atamadı o kızı gönlünden…

ÇocukluÄŸunda okuduÄŸu kitaplara sarıldı, onlardan imdat istedi. Hep öyle olurdu ya küçüklüğünde hep iyiler kazanır, sevenler kavuÅŸur, kötüler mutlaka hak ettiklerini bulurdu. Hiç aklına gelmezdi tabi bunların bir hikâye olduÄŸu, kitabın sonunda o da gökten düşen elmalardan isterdi, kahramanlarla beraber o da mutlu bir sona eriÅŸirdi kendince. Peki, neden göremiyordu çevresinde öylesine mutlu biten sonları? Neden artık kötüler kazanır olmuÅŸtu? Neden? Neden?…

Nedenler içinde boğuşurken sandala yanaşır delikanlı ve içine sırtüstü uzanır, hayal etmeye başlar. Oysa hiç aklında yoktur böyle bir şey. Her şeyin yalan olduğu, kötülerin kazandığı bir dünyada ne hayali kurabilir ki? Âşıkları hayal etmek istiyorum diyor delikanlı, onları yakından tanımak, ihanetin acısının ayrılık acısından dayanılmaz olduğunu ve bu devirdeki aşığın kendisi olduğunu söylemek geçiyor içinden…

Denizden yürüyerek çıkan güzel bir kız var şimdi karşısında. Yüzünde güven telkin eden bir ifade. Ellerini uzatıyor delikanlıya ve uzanan ellerle birlikte sihirli bir dünyaya adım atıyorlar…

Şuan karşılarında Mecnun var. Ceylan’ın gözlerine bakıyor ve Leyla’nın gözlerine benziyor bu gözler diyerek ağlamakta. Ağacın yanına yanaşmış sen mecnunsun diye kimse beni dinlemiyor sen dinlersin diyerek Leyla’yı anlatıyor. Çöl ıssız çölde yapayalnız Mecnun. Esen sam rüzgârları katarken tozu dumana Mecnun oralı bile değil. O toz bulutunun ardından gelmesini dilediği Leyla’yı bekliyor. Gördüğü seraplara yönelmiyor bile. Acaba Leyla’m susuz kalır ben nasıl suya kanmış olurum diyor. Ve işte Leyla… Ama Mecnun tanımıyor, Leyla da Mecnun’u tanımadı… Bu nasıl olur diyerek atılıyor ve Kays’ı sarsıyor genç: Bu Leyla tanı onu. Eğer tanımazsan bir daha görüşemeyeceksiniz, ölecek. Sonra sende duyacaksın öldüğünü. Ağlayarak mezarına gidecek ve sende öleceksin. Kavuşamayacaksınız… Mecnun tebessümvari: Âşıklar ölmez dedi ve kayboldu. Genç neye uğradığını şaşırmıştı ki aklına denizden çıkıp kendisini Mecnun’un yanına getirecek o sırlı kapıyı aralayan kızı gördü. O da gence şaşkınlık içinde bakıyor ve ona acıyordu. Genç kendisine gelmekte zorlandı, hayal içinde hayale daldı ve Mecnun ile Leyla’yı ahiret yurdunda kavuşmuş gördü. Onlar adına sevindi…

İyice yaklaşan seslere kulak kesildi… Olamazdı. Bu kadar ileriye gidilebilir miydi? Hiç olmazsa hatıralara saygılı olunması gerekmez miydi? Gözlerini açarak doğruldu. Ve donakaldılar… Şimdi Mecnun ellerinden tutmak istiyor ama başaramıyordu. Elini silahına götürerek katliam yaparken hayalindeki kız da temessül etmiş ona el uzatıyordu. Hırsından ne yapacağını bilemez olmuştu ve bu acıya bir son vermeye karar verdi… Bir el silah sesi duyuldu ve bedeni toprakla buluştu…

İMKANSIZ MI?

Yazan muhammed isa öztürk | şiir | Pazartesi 21 Eylül 2009 1:40 pm

daldan düşen bir yaprak gibi
uçurumdan düşer giderim
allahtır bu canın sahibi
bir gün gelir ölür giderim

onu yenmek zordur ama
yenebilmek imkansız değil
kalbimiz çok kirlendi ama
bu kiri yok etmek zor deÄŸil

be bedene can veren odur
ihanet etmek yakışır mı?
insanlar nefsine mahkumdur
allaha ermek imkansız değil

muhammed isa öztürk(üsüdoğlu isa)

AC NEFSİM

Yazan muhammed isa öztürk | şiir | Pazartesi 21 Eylül 2009 1:36 pm

isteğin bitmiyor bu fani dünyada
herkesin düşmanısın kışta baharda
büyük belasın ahiret hayatında
ey ac nefsim doymak nedir bilmezmisin?

dünya zevkleri doyurmuyor mu seni?
virüsün sarmış bütün bedeni
fışkırdın uzuvlarıma ateşini
ey ac nefsim doymak nedir bilmezmisin?

muhammed isa öztürk(üsüdoğlu isa)

BIRAK

Yazan muhammed isa öztürk | şiir | Pazartesi 21 Eylül 2009 1:32 pm

yandı gönlün bu hafakanlardan
kirlenmiş kalbim bu günahlardan
bıktım bu aldatıcı dünyadan
nefsim uyan,tez uyan uykudan

uyan nefsim,bu dünya geçici
dünya uğraşları zevk verici
allah yaptıklarından haberci
bu fani dünya gelip geçici

bırak nefsim bu boş uğraşları
allah affetsin bu günahkarı
veren ve alan odur canları
bırak nefsim bu boş uğraşları

muhammed isa öztürk(üsüdoğlu isa)

SİRİŞ-İ CEŞM(gözyaşı)

Yazan muhammed isa öztürk | şiir | Pazartesi 21 Eylül 2009 1:26 pm

akıt içini kurumuş beyabana
seylaba kapılsın çertarafı gözlerin
gözlerinden aksın çağlayan misali
merhem olsun kanayan yarana

gözlerden akan lal-ü güher
akıt,levsiyat kalbini et mualece
bu meşakk-ı hayat bir bilmece
geçit ver ona ruhsar-ı ahmer

muhammed isa öztürk(üsüdoğlu isa)

beyaban=çöl
seylab=sel
çertaraf=dört taraf
lal-ü güher=mücevher
levsiyat=kirli
mualece=tedavi
meşekk-ı hayat=çekilmez hayat
ruhsar-ı ahmer=kırmızı yanak

YALVAR

Yazan muhammed isa öztürk | şiir | Pazartesi 21 Eylül 2009 1:20 pm

yalvar kardeş gözyaşlarınla yaradana
yüzün kara varmayasın o rahmana
merhamet dile o yüce merhametliden
bir kuÅŸ misali azad ol zelilliÄŸinden

kapısına dayan o şişmiş gözlerinle
semaya açılan o aciz elinle
dile allahtan o sonsuz merhametini
affeder o,çünkü bilir acizliğini

muhammed isa öztürk

AÅŸk Nedir ?

Yazan sarp | Edebiyat, erkekçe, kadınca, şiir | Pazartesi 15 Haziran 2009 1:09 pm

askAşk için binlerce tarif vardır. Hatta sizde kendi aşk tarifinizi burada yorum bölümüne yapabilirsiniz. Ama aşk Türk Dil Kurumu sözlüklerinde aşırı bağlılık olarak tanımlanmaktadır.

Bu kadar basit diil tabi, herkes kendi kültürü ve yaşam tarzıyla açıklar aşkı. Aşk hayatın kendisidir. Aşkta mutluluk, üzüntü , hayal kırıklı ve tüm duygular vardır. Hayattaki tüm duyguların abartısıdır aşk.Aşk halinde bu tepkiler aşırı verilir. Hormon durumları değişir. Bir şey yaşamayan, ona inanmaz ya, aşkı yaşamayanlar da aşka inanmaz, ama bu aşkın olmadığı anlamına gelmez. Aşk vardır, hayatınızda yaşamamış olmanızsa üzücüdür. Ama bu aşkı hiç yaşamayacağınız anlamına gelmez.  İnşallah herkes hayatının bir yerinde aşkı yaşar.

Ah Senaryolar !

Yazan malcolm | Edebiyat, Politika | Salı 7 Nisan 2009 1:29 am

Hükümetler deÄŸiÅŸtikçe kitapçıların güncel politik kitapların bulunduÄŸu raflar baÅŸtan aÅŸağı deÄŸiÅŸmeye baÅŸlar. A döneminde,” A partisi gerçeÄŸi”, B döneminde “B partisi gerçeÄŸi”… Ve her dönemin baÅŸ partisinin ABD ile iliÅŸkisini ortaya koyan kuramlar ortaya çıkar. Profesyonel senaristler, ilgili/ilgisiz konuları baÄŸlama konusunda üzerine düşen görevi hakkaniyetle yerine getiredursun, biz vatandaÅŸlar herhangi bir senaryoya inanabilme serbestisi içinde birbirimizi yer dururuz. Her insan kendi düşünce alanı içersinde duymak istediklerinin “kesin doÄŸru” olduÄŸuna inanır. BilmediÄŸimiz gizli kapaklı olaylar su yüzüne çıkar -ya da galeyan- için çıkartılır. Bilgisayarlarımıza bilmiÅŸler tarafından  hazırlanmış mailler milyonla ifade edilen kullanıcılara iletilir. Bizi uyarma -ya da uyutma- amaçlı mailler gerçekleri -ya da palavrayı- bizlere bildirir. Hele bazen içtiÄŸiniz kola markasından tutunda, kullandığınız pc’nin iÅŸlemci markasına; giydiÄŸiniz çoraptan tutun içtiÄŸiniz sigaraya kadar sizin neye hizmet ettiÄŸinizi -dolayısıyla aslında ne olduÄŸunuzu- size etkili bir ÅŸekilde anlatır. Genellikle insanımıza gittikçe yerleÅŸmiÅŸ bir “senaryolara inanmak isteme” özelliÄŸi yerleÅŸmiÅŸtir, çünkü böyle olunca kiÅŸi kendini diÄŸer herÅŸeye inanan sıradan insanlardan soyutlar ve “akıllı” hisseder. Moda olmuÅŸtur bir kuram ortaya atmak. Tabi ÅŸartlar belli, ipin ucunu ABD tutmalı kesin yoksa olmaz. DiÄŸerleri de SaÄŸcı, Solcu, Alevi, Sunni, Kürt, Türk oluÅŸuna göre ÅŸekillenir. Her etnik-siyasi-ideolojik grup kendi karşıtı olanın suistimallerini ortaya koyan yozlaÅŸmada belirleyici etkenleri sıralar. MaÄŸlum günümüz bilgi kaynakları elle sayamayacağımız kadar büyük; kendi fikrini doÄŸrulayacak, istatistikleri, verileri, olayları,”istisnaları” bilgileri SEÇEREK kuramınızı güçlendirmeniz mümkün. Her grup kendini saf-merkez kılarak karşıtını batırmak için karşıtının tüm pisliklerini araÅŸtırmak için bu iÅŸe dudak uçurtacak fon ayırır. Ve bu senaryoların ortak özellikleri var ki birincisi “anlaşılamayacak kadar derindirler”, zaten onları çekici kılan da budur. Ve bu senaryolar bizlere hep tepeden bakarlar bizden kesinlikle akıllıdırlar (!) ve  bu bilmiÅŸlik hastalığı senaryoyu öğrenenlere de geçer “senin bilmediÄŸin çook ÅŸey var o öyle deÄŸilmiÅŸ…” deriz dururuz ve o an bizim bildiÄŸimizin belki de “bizim inanmamızı” saÄŸlayacak ÅŸekilde düzenlenmiÅŸ bir palavra olduÄŸunu bile düşünemeyiz o an, çünkü ikinci ortak özellik olan gayet “mantıklı görünürler”. Üçüncü özellik “çok fazla olmaları”dır. Daha birçok özellik sayabilirim ama genel olarak toplum üzerinde yarattığı olumsuz bir özelliÄŸini söylersek; halkın hemen inanan, güvenen o engin duygularını gittikçe zedelediÄŸidir.Tam hatırlamıyorum ama  “Dijital Kale” adlı romanda, çok önemli bir ÅŸifre gerekiyor, ÅŸifreyi bilen kiÅŸinin ölümünü çeken kamerada, bu kiÅŸi ölmeden önce oradaki bir kiÅŸiye elini uzatıyor ve üç parmağını gösteriyor. Åžifreyi ele geçirmek isteyen grup bu davrnaışı yorumlamaya çalışıyor kimisi ölen kiÅŸinin geçmiÅŸiyle ilgilendiÄŸi konularla, doÄŸduÄŸu yerle, karakteriyle ilgili yorumlar yaparak ÅŸifreyi bulmaya çalışıyor, kimisi orta parmağındaki yüzüğün üstünde yazan kelimeye odaklanıyor anlamını kurcalıyor, kelime oyunlarına giiriyor ve bir ÅŸekilde konular atom bombasının cinsiyle, atıldığı tarihlerle ve yerle ilgili bilgiler havuzuna dönüşüyor. Hatta daha birçok bilgiye giriliyor o an ve insan okurken birden konudan kopabiliyor. Ve en sonunda ÅŸifre “3″ çıkıyor, yani ölen kiÅŸi diÄŸerine parmaklarıyla “3″ rakamını gösteriyor. Kıssadan hisse artık, “kesin olan nedir?, gerçekçi düşünen kimdir?, saf olan akıllı olan kimdir?, toplumsal olarak hangi salt doÄŸruyu yaşıyoruz?, gerçek görülebilecek kadar barizmidir, yoksa akıllara zarar bir ÅŸekilde karmaşık mı?” gibi sorular günümüz toplumunda mahÅŸerlik sorulardır. GerçeÄŸini “kesinlikle böyledir diyemeyeceÄŸimiz” konulardır. Bu yüzden “İlahi Adalete” inanmak bir zorunluluk deÄŸil bir ihtiyaçtır. En azından çoÄŸu zaman beni rahatlatan düşünce budur.

Kısacık Bir Mutluluk…

Yazan malcolm | Edebiyat, genel | Pazartesi 6 Nisan 2009 12:14 am

Hani gece manzarasının seyrindeyken bir sigara yakarsın da düşünceye dalarsınya; yaÅŸanmışlıkların, sürgünlerin, iÅŸkencelerin, çilelerin, gözyaşının ardından gönlüne bir güneÅŸ gibi doÄŸan bir çift gözü düşünürsün. Düşünürsün, unutmak için geçmiÅŸi, unutmak için herÅŸeyi. KusursuzluÄŸu ararsın onda, göğün sonsuzluÄŸu gibi, selvileri okÅŸayan rüzgarların sesi gibi, ufkun sonsuzluÄŸu, mavinin derinliÄŸi gibi, sabah serinliÄŸinde kulağına cıvıldayan kuÅŸlar misali okÅŸayıcı bir söz de geldin mi sevdiÄŸinin aÄŸzından, senden mutlusu yoktur.YaÅŸam yorgunluÄŸu üzerine çökmüşse bir de; bu sevgiyi, bu kusursuzluÄŸu, bu sözcükleri hak ettiÄŸini düşünürsün. Üzerine düşen rehaveti bırakmak ölümden beter olur o an. YaÅŸadığın zamanın çok deÄŸerli olduÄŸunu düşünürsün bir an biteceÄŸinden, gideceÄŸinden korkarsın; ölümlerden, ayrılıklardan… Unutursun sokakları, kan damlalarının tarif ettiÄŸi karanlık sokakları, kurÅŸunları, huzursuzluÄŸu, herÅŸeyi… Avuçların bırakmak istemez onun ellerini, gözlerinden eksik olmaz onun gözleri ve düşlerine yerleÅŸmiÅŸtir sevgi sözleri… Bir an onun için bu kadar yaÅŸanmışlık, onun için hücreler, onun için sırtımdaki izler dersin onun içinmiÅŸ zamanında aÄŸlamış yaÅŸlı gözler. Bir an hayatında ölümden döndüğün uçurumları bu mutluluÄŸun bir bedeli olarak düşünürsün. Bir sigara daha yakarsın, umrunda deÄŸil ki ciÄŸerlerin, vazgeçemezsin ondan, vazgeçemezsin onu hatırlatan herÅŸeyden. Korkmazsın ölümü göze almaktan. Ya bataklık ömrünü gül bahçesine dönderdiÄŸini düşünürsünün onun, ya da onu gördüğünde geçmiÅŸin bataklıktan ibaret olduÄŸunu anlarsın. Derken birgün aldatıldığını farkedersin… Dünyan başına yıkılsa kar, yalnızlığa sürgün ediliÅŸini, kalbine yapılan iÅŸkenceleri, aldatılmanın çilesini çekersin. KusursuzluÄŸuna inandığın, gönlüne doÄŸan güneÅŸin sönüşünü izlersin. Kulağını tıkar o an, sevgiye bürünmüş zehir sözleri. AÄŸlamazsın ama gözünden yaÅŸ gelir. Kanlar gözyaşın, karanlık sokaklar mezarın olsun istersin. Artık yapacağın birÅŸey yoktur, ya bu gözyaşına dönmüş mutluluÄŸun ilerdeki baÅŸka bir gerçek bir mutluluÄŸun bedeli olduÄŸunu düşünürsün, ya da yalan mutluluklarla seninle dalga geçmiÅŸ ölüme doÄŸru koÅŸarsın…

Oje ile abdest alınırmı?

Yazan admin | Din, Edebiyat | Çarşamba 14 Ocak 2009 4:42 am

ojeYa bu tip sorular çok sorulur dinimizde herkeste bilmiş bilmiş cevap verir. Ben bırakın bu işleri derim. Git milletin ahını al kalp kır zekat verme sonra sor bakalım abdestmiş ojeymiş..

Alınır arkadaş oje ilede alınır. Biyerlerin boyalıykende abdest alınır yeterki içinde kötülük olmasın Allah sevgisi ve ibadet olsun.

Bi tarafına  kına yaksanda dişine dolgu yapsanda sen yeterki abdest almak iste ve NİYET ET.

Ya ben dişindeki dolguyu söktürüp abdest alıp dolgu yaptıranı gördüm. Yazık.

Bide bilirkiÅŸiler var bu konuda yok ojeyi sürmeden önce abdestli imiÅŸsen biÅŸey olmaz. Yok herdefasında çıkarıp abdest alman lazım, yok falan filan…NERDEN BİLİONUZ SİZ YA! Ben böle biÅŸey okumadım Kuran-ı Kerim’de ..

Önce bu gibi soruları cevaplayan insanlara ve daha önce kendinize bir sorun Kitabı okudummu diye …

Kitabı okuduktan sonra da bu sorularla uğraşıyorsanız diyecek bişeyim kalmıyor..

Sonraki »